10 Ekim 2015 Cumartesi

Karanlık günde "altın" 3 puan


Aslında maça konsantre olabilmek zordu bugün... Ankara canımızı yaktı, nefesimizi kesti. Bu hain saldırının sorumlusunu çok da uzakta aramamak gerek; ancak bu saldırının bugün milli heyecanın önüne geçtiği gerçek.... Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara ise acil şifalar diliyorum.

Gelelim milli maça... EURO 2016'ya direkt olarak katılmayı garantileyen Çek Cumhuriyeti, yedek ağırlıklı bir kadro ile sahadaydı. Teknik direktör Vrba, büyük turnuva öncesi tüm oyuncularını süzüyor; kimi yanına alacağına karar vermek istiyordu. Türkiye kadrosunda ise aslında Arda forvette ve sistem değişik veya Umut'u bekliyordum. Cenk Tosun'u görünce ise tatlı bir şaşkınlık oldu. Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim'in kadro konusunda egolarından kurtulmuş olması beni mutlu etti. Savunma ve orta saha kurgusu da bozulmazken; sadece sağ kanatta Hollanda maçındaki gibi Oğuzhan yer aldı ve Gökhan Töre bu maçta da kızağa çekildi. 

Milli takımda sadece Burak Yılmaz'a bağımlı kalmak, o olmadığında da Umut Bulut'a katlanmak gerçekten sinir bozucuydu. Cenk Tosun, gelecek günler için iyi bir hamle... Nitekim ilk yarıda Milli takımımız iyi oynamasa da; ileride Cenk-Oğuzhan ikilisinin Beşiktaş'taki o kolej takımı havasını ülke takımına taşıdıklarını gördük. Şener Özbayraklı ve Caner Erkin'de iki-üç haftadır devam eden bariz bir form düşüklüğü vardı. Bunu çoğumuz arkadaş sohbetlerinde hep dile getirdi. Bu iki yıldız, ilk yarıda da vasatı aşamadı. Ozan Tufan da vasatı aşamayanlardandı. Arda Turan'ın ise liderliğini yansıtamadığını gördük. Halbuki Barcelona'nın cezası nedeniyle maç eksiği fazla olan Arda Kaptan'a en çok ihtiyacımız olduğu zamanlar....

İlk yarı, isabetli şutu olmayan bir ilk yarıydı. Çek Cumhuriyeti topa daha çok sahip olan ve daha çok atak oynayan taraftı. Takım halinde savunmaya ve hücuma destek verdiler. Turnuvayı garantileseler bile sistemlerinden ödün vermemeleri, tebriği hak ediyor. Çekler adına ilk yarının en çok parlayan ismi Pavel Kaderabek'ti. Football Manager hastası olarak 2 sene önce bizzat kendim bulup çıkardığım Kaderabek, reel futbol yaşamında ise beklenen patlamayı geçtiğimiz yıl yaptı. İşte o Kaderabek, maçta ilk yarının en etkili ismiydi. Ofansif bir bek olarak görevini fazlasıyla yaptı. Çekler'in hücuma çıktığı hemen hemen her topta, mutlaka bir Kaderabek etkisi vardı. Bu arada maçın başlarında Cenk'in golünde ofsayt kararının doğru olduğunu söylemeyi unutmayalım.

Rüzgarı tersine çevirdik

İkinci yarıya da Çek Cumhuriyeti daha iyi başlayan taraftı. Ev sahibi Dockal ile maçın ilk isabetli şutunu da buldu, Volkan başarılıydı. Öte yandan Milli takımımız, devre arasında Fatih Terim'den azar yemişçesine topla oynama konusunda daha etkiliydi. Özellikle 52. dakikadan itibaren direncini giderek arttırarak ataklarını çoğalttı. Bunun karşılığını da penaltı golüyle aldı. Çek Cumhuriyeti ceza sahası içinde Serdar Aziz çekilince, hakem penaltı noktasını gösterdi. Topun başındaki Selçuk İnan topu ve kaleciyi farklı yönlere göndererek Türkiye'yi 1-0 öne geçirdi. Selçuk, Milli takım formasıyla 7. golünü atmış oldu. Ardından Cenk, yerini Volkan Şen'e bıraktı. Böylelikle maç başında beklediğim üzere Arda merkeze geçmiş oldu. Ve Volkan'ın girişiyle Türkiye daha da canlandı. Sol kanatta Volkan ile bulduğumuz net şans, auta çıktı.Volkan'ın arzulu oyunu, Türkiye'nin üçüncü bölgede daha fazla kalmasını sağladı, önemli bir artı oldu. 

Çek Cumhuriyeti'nin iyice oyundan düşmesiyle Türkiye kontrolü eline aldı. Bu bölümde Arda ve Volkan'ın inisiyatif alışı oyun görüşümüzü rahatlattı.Böylelikle ikinci golü bulduk. Arda'nın milimetrik pasında 79'da topla buluşan Hakan Çalhanoğlu, düzgün bir vuruşla skoru 2-0'a getirdi. Bu golde, Arda'nın o özlediğimiz lider özelliğini de görmüş olduk. 

Özellikle ilk yarıdaki futbolu çoğu kişi için kötü olabilir; ancak ben Türkiye'nin bu gece tam da oynamak zorunda olduğu gibi oynadığını düşünüyorum. İlk yarıda topun arkasına geçilerek rakip tartıldı. İkinci yarıda ise, rahat rakibi karşısında dizginleri eline alarak şansını aradı ve 52-75 arası 23 dakikalık bölüm buna yetti. Zaten Türkiye'nin karakteri bu: "hedef maçlarımızı her zaman iyi oynuyoruz!" 2-0 galibiyetle birlikte alınan 3 puan; bu kötü günde bir nebze olsun nefes aldırdı. Salı günü Konya'da şölen havasında bir maç oynayacağız garantilemiş İzlanda ile... Üstelik 1 puan alma lüksümüz de olacak. Play-Off'lar için kapının eşiğinden girmek üzereyiz.

Bakırköy Belediye Stadı'nda Bir Cumartesi



Bakırköy Kartaltepe-Kireçburnu: 1-2

U17 Ligi'nde, Bakırköy Kartaltepe, evinde Kireçburnu'nu konuk etti. Kireçburnu, müsabakayı 2-1 kazanarak deplasmanda önemli bir 3 puan kazanmış oldu.

Bakırköy Belediye Stadı'nda oynanan maç, Kireçburnu'nun başlama vuruşuyla start verdi. İlk tehlikeli atak, yine ev sahibinden geldi. Bakırköy Kartaltepe'nin hızlı hücumunda Şeyhmus soldan topu güzel getirdi ve Emir'i gördü. Emir Yavaş'ın şutunda top auta gitti. Ardından, Kartaltepe kalesinde yaşanan tehlike gol oldu. Kireçburnu'nun kullandığı kornerde, bir karambol yaşandı. Bakırköy Kartaltepe'li futbolcuların uzaklaştıramadığı top, son olarak Kireçburnu'ndan Gökhan'ın önünde kaldı ve Gökhan'ın dokunuşuyla Kireçburnu 1-0 öne geçti.

Kireçburnu, golden sonra ikinci bir köşe vuruşu da kullandı. Yine karambolde tehlike yaşanırken bu sefer Bakırköy Kartaltepe kalecisi başarılıydı. Ancak maç boyunca, ev sahibinin özellikle yan toplarda çok zayıf olduğu görüldü. Bu dakikadan itibaren Bakırköy Kartaltepe, üstünlüğü eline alan taraf oldu. Özellikle orta alanda Mert Dönmez'in yönlendirmesiyle Şeyhmus ve Emir önemli şanslar yakaladı ancak değerlendiremediler. Durum böyle olunca, ilk yarı Kireçburnu'nun 1-0'lık üstünlüğüyle bitti. İlk yarıda Bakırköy Kartaltepe, topa daha çok sahip olan ve rakip kaleye daha çok giden taraftı.

Gökhan takımını taşıdı

Bakırköy Kartaltepe etkisi, ikinci yarıda da sürdü. Kireçburnu'nun kontrasını iyi kesen Kartaltepe savunması topu Enes ile buluşturdu. Enes topu iyi sürerek Mert'e aktardı. Günün dikkat çeken ve başarılı ismi Mert, topu düzelterek kalecinin sağından filelere gönderdi. Böylelikle Bakırköy Kartaltepe 1-1'lik beraberliği yakaladı.

Kireçburnu, 90 dakika boyunca topu hücuma taşıyamazken; geldiği nadir pozisyonları da değerlendirmesini bildi. Kireçburnu'lu Ersin, Kartaltepe savunmasının hatasını iyi değerlendirdi ve topu sola sürükleyip orta yaptı. Topla buluşan Turgay, ara pasıyla Gökhan'ı gördü. Gökhan kaleciyle karşı karşıyayken yaptığı düzgün bir vuruşla takımını tekrar öne geçirdi ve skor 2-1 oldu. Gökhan, kendisinin ve takımının ikinci golünü attı. Bu golün ardından iki takım da ataklar geliştirse de kalecileri geçemediler ve başka gol olmayınca maç Kireçburnu'nun 2-1'lik üstünlüğüyle sonuçlandı.

İstanbul Barışspor-Göktürk Spor: 4-4

U17 Ligi'nde İstanbul Barışspor, evinde gol düellosu şeklinde geçen mücadelede Göktürk Spor ile 4-4 berabere kalarak 1 puana razı oldu. 

Bakırköy Belediye Stadı'nda İstanbul Barışspor'un vuruşuyla başlayan mücadelede, ev sahibi as kalecisi ve forvetinden yoksun olarak sahadaydı. Bu yüzden müsabakaya tutuk başladılar. Göktürk, ilk yarının ilk dakikalarından itibaren üstünlüğü eline aldı ve rakip kaleye saldırmaya başladı. Özellikle sol kanadı çok etkili kullandılar. Maçın ilk atağında, soldan yapılan ortaya Göktürk'lü İbrahim'in vuruşu auta gitti. Bu, golün habercisiydi ve nitekim gol de erken geldi. Yine soldan yapılan ortada, Göktürk Spor'dan İbrahim topu önüne güzel bir şekilde aldı ve yaptığı vuruş, kalecinin bakışları arasında doksana gitti. İbrahim'in bu golüyle Göktürk Spor 1-0 öne geçti. 

Göktürk golden sonra aynı ciddiyette rakip kaleye yüklenmeye devam etti. Hatem'in ceza sahası dışından sert şutu üst direğe çarparak geri döndü. Pozisyonu takip eden İbrahim topa dokunan isim oldu ve Göktürk Spor'un 2-0 öne geçmesini sağladı. İstanbul Barışspor, ilk yarıda kendi yarı alanından çıkmakta zorlanırken; Göktürk ise sahanın her noktasını çok iyi parsellemişti. Göktürk, ilk yarıda maçı tek kaleye döndürürken; Hatem ve İbrahim ile birçok pozisyonu harcadı. İStanbul Barışspor savunmasının hatasında topu kapan İbrahim, Hatem ile paslaştı. Hatem, beklemeden düzgün bir şut çıkardı ve top kalecinin solundan filelerle buluştu. Durum 3-0'a geldi. İstanbul Barışspor, topu ileriye taşıyarak pes etmediğini göstermek istedi. Semihcan'ın savunmadan uzun pasıyla hareketlenen Sami, bireysel yeteneğini kullanarak attığı golle skoru 3-1'e getirdi. Barışspor, sonraki ataklarından da yararlanamayınca devre 3-1 sonuçlandı. 

Bambaşka bir Barışspor 

İstanbul Barışspor, ikinci yarıda savunmadan atılan uzun topları kullanmaya devam etti.İkinci yarıda oyuna giren Mehmet, son adam pozisyonunda Göktürk'lü Eray tarafından düşürüldü. Bu hareketi sonrası Eray kırmızı kart görürken; Göktürk 10 kişi kaldı. Bunun üzerine, Göktürk oyunu geride kabul etti. Barışspor, bundan cesaret alarak atak üstüne atak geliştirdi. Bu bölümde Murat çok etkiliydi. Murat'ın sağdan ceza sahasına ortaladığı top, Barışspor'un 9 numarasında kaldı. Onun şutunu Göktürk kalecisi çeldi, kaleciden dönen top Mehmet'in önünde kaldı ve Mehmet booş kaleye topu yuvarlayınca durum 3-2'ye geldi. 

Barışspor'dabu sefer Eyüpcan ceza sahası içine ortaladı. Göktürk Spor'da Emirhan uzaklaştırmak için topa dokundu. Ancak top kendi kalesine gitti ve gol oldu. Emirhan'ın kendi kalesine golüyle durum 3-3'e geldi. Göktürk Spor, nadir ileri çıktığı ikinci yarıda golü buldu. Barışspor'un defansının hatasında top, Murat'ın önünde kaldı. Barışspor kalecisi Mecit'in hatalı çıkışını da değerlendiren Murat, boş kaleye golü atarak Göktürk'ü 4-3 öne geçirdi. Golden sonra çabuk toparlanan Barışspor'da Eyüpcan yine ceza sahasına ortaladı. Topu alan Mehmet Demircan'ı, ceza sahası içinde Göktürk kalecisi Arif indirince, hakem penaltı noktasını gösterdi. Barışspor'da penaltı noktasının başına gelen Sami, topu dışarı attı. 

Barışspor, kaçan penaltıya rağmen moral bozmadı ve yüklenmeye devam etti. Gelişen atakta top ceza sahası dışında Samet Şahinler'in önünde kaldı. Samet çok sert vurdu ve top üst direğin içine çarparak filelerle buluştu. Samet'in jeneriklik golüyle durum 4-4'e geldi. Mücadelede başka gol olmayınca, maç da 4-4 sonuçlandı. İlk yarıda Göktürk Spor, ikinci yarıda ise Barışspor daha iyi olan taraftı.

Yeşilköy Spor- Ömerli Köyü: 0-0 

Süper Amatör Ligi'nde Yeşilköy Spor, evinde ağırladığı Ömerli Köyü ile oldukça sert geçen maçta 0-0 berabere kaldı ve 1 puana razı oldu. 

Bakırköy Belediye Stadı'nda oynanan Süper Amatör Ligi maçına, ev sahibi Yeşilköy başladı. Maçın ilk yarısı, iki ekibin birbirini tartışı şeklinde geçti. Sahada oldukça sert bir mücadele vardı, maçın hakemi de bu mücadeleye sık sık müsamaha göstererek oyunu fazla kesmedi. Ömerli Köyü, bu deplasman maçında 9 kişi ile kapanırken; Yeşilköy, ilk yarıda üstünlüğü ele geçirdi ve topla daha fazla oynayan taraf oldu. Orta saha mücadelesinin ağır olduğu ilk yarıda, Yeşilköy Sinan ile bulduğu fırsatları değerlendiremedi. Ömerli Köyü'nün ise ilk yarıda tek bir şutu bile yoktu. Durum böyle olunca, ilk yarı golsüz eşitlikle sonuçlandı. İlk yarıda Yeşilköy Spor stoperi Semih Kaya, başarılı müdahaleleriyle oldukça dikkat çekti. 

Maçın ikinci yarısında da ilk yarıdakinden farklı bir futbol yaşanmadı. Ömerli Köyü yine 9 kişiyle kapanırken, Yeşilköy de sürekli yüklenen taraftı. Sertliğin daha da arttığı ve iki tarafın futbolcularının da agresifleştiği görüldü. İkinci yarıda da iki takım cılız ataklarıyla sonucuna ulaşamazken; agresiflik meyvesini gördü. Yeşilköy Spor'dan Gökhan, hava topu mücadelesibnde yaptığı hareketle maçtaki ikinci sarı kartını gördü ve kırmızı kartla oyundan atıldı. 10 kişi kalmasına rağmen yüklenen taraf olan Yeşilköy, kilidi bir türlü açamayınca maç da başladığı gibi golsüz tamamlandı.

9 Ekim 2015 Cuma

Tüketim Toplumunda Bayern Olmak!


Her ne kadar Frankfurt Okulu sakinleri tarafından eleştirilse de ve her seferinde bir temsilcisi olmadığımızı belirtsek de, "tüketim toplumu"nun içinde yaşıyoruz. Yaşamakla kalmayıp hayatımızın her alanında hissediyoruz. Liberalizm ve küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen tüketim toplumu, teknolojinin sayesinde kitle iletişim araçlarının gelişimiyle günümüzdeki halini aldı. Küreselleşmenin yaşanması ise, dünyayı çok daha küçük, tanınır ve ulaşılabilir bir duruma getirdi. Jean Baudrillard'ın ortaya çıkardığı tüketim toplumu; en basit anlamıyla, ihtiyacınızdan çok daha fazlasını tüketmek ve tüketmeyi alışkanlık halina getirmek olarak açıklanabilir. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını giderebilir düzeye gelmiş ve daha lüks, daha pahalı hayallerini gerçekleştirmek için zaman harcamaya başlamıştır. Boudrillard'ın tüketim toplumunda temel amaç; tüm insanlığın daha fazla tüketebileceği bir dünya olgusu üzerinde birleşebilmektir.
Temel girişimizi yaptıktan sonra; konuyu yavaştan futbola bağlayalım... Tüketim toplumu, özellikle gelişmiş ve popüler kültür ürünlerinin fazlasıyla hissedildiği ülkelerde görülmektedir. İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, ABD gibi örneklerini verebileceğimiz popüler kültürün yoğun olarak görüldüğü yerlerde; bu popüler kültürün en büyük araçlarının başında futbol gelmektedir. Kitleler; maç biletleri ve takımının lisanslı ürünleri çerçevesinde örgütlenirken; futbol takımları ise, yıldız transferler için para yağdırıyor. Yayın gelirleri ise, pastanın en büyük dilimini kapabilmek adına önemli... En temel çerçevede, futbolun tüketim toplumu ve popüler kültür ile ilişkisi bu şekilde açıklanabilir.
Bayern Münih'in yükselişi
Transferin, futbolun bir parçası olduğunu ve dolayısıyla tüketim toplumuyla ilişkilendirildiğini belirtmiştik. Yapılan transferler; artık günümüzde sadece hazzı geçiyor ve daha fantezi öğeleri içeren emeller için yapılıyor. Yani takımlar, şampiyon olabilmek ya da Avrupa'da adından söz ettirebilmek adına yıldız transferlerine zaman ve para ayırıyorlar. Günümüzde küresel çoğu Avrupa devi, bu yöntemi benimsiyor. Ancak; Bayern Münih'in hepsinden ayrı bir tarafı var. Real Madrid, Barcelona, Manchester United, Chelsea gibi ekipler hem ligdeki takımlarla yarışabilmek hem şampiyonluk isteği hem de takım planlamasından dolayı yaz transfer döneminde 1-2 sansasyonel transfer yapabiliyor. Tabii ki kafanızda şu an "Ee Bayern'in onlardan farkı ne?" demişsinizdir. Bayern Münih, yukarıda saydığım sebepten çok tek bir amaç uğruna yıldız transferi yapıyor: BUNDESLIGA DOMİNASYONU...
Bu yöntemi altyapıdan futbolcu yetiştirerek yapmak yerine; her yaz transfer döneminde, bir önceki sezon Bundesliga'da dikkat çeken isimleri sansasyonel bedellerle transfer ederek yapıyorlar. Ya da olanaklarıyla yıldız oyuncuların akıllarını çeliyorlar. Temel amaç; Bundesliga'nın en iyilerini takımda toplamak... Diğer kulüpler ise, Bavyera ekibinin bu gücü yüzünden sessiz kalıyor. Şimdi Bundesliga dominasyonu hikayesinin başladığı 2008-2009 sezonuna dönelim.
Bundesliga'da Bayern'in iki ya da üç sezonda bir şampiyon olduğu milenyum yılları... 2008-2009 yılında, devreye Grafite, Dzeko ve Diego önderliğinde şampiyon olurken; Bayern Münih ise o günlerde ligin tek hakimi olmayı kafasına koyuyor. Her sezon, en az 1 Bundesliga'da o sezon en iyi performans gösteren futbolcuyu transfer etme fikri böyle doğuyor. 2009-2010 sezonu için, Stuttgart forması giyen forvet Mario Gomez'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Bunun yanında Real Madrid'den Arjen Robben'i de 24 Milyon Euro'ya kadroya katarak iki en iyi isim alıyorlar. Bu transferlerle 2009-2010 yılında şampiyon oluyorlar. 2010-2011 sezonu öncesinde ise, o yıl Hoffenheim ile dikkat çekici bir sezon geçiren Luiz Gustavo'yu 17 Milyon Euro bonservis bedeliyle transfer ediyorlar. Sezonu Borussia Dortmund'un arkasında ikinci olarak bitiriyorlar.
2011-2012 sezonunda, Schalke 04'te gösterdiği harika performansla dikkat çeken Manuel Neuer'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Manchester City'de aradığını bulamayan Alman savunma oyuncusu Jerome Boateng de 13.5 Milyon Sterlin'e transfer ediliyor. Bu iki pahalı transfere rağmen; o sezon ligi yine Borussia Dortmund'un arkasında ikinci bitiriyorlar.
Dominasyon başlıyor
İki sezonluk kayıp, yönetimi sinirlendirince, Bayern Athletic Bilbao'dan Javi Martinez'i ve Basel'den Xerdan Shaqiri'yi alırken kesenin ağzını açıyor. Takımlarıyla formlarının en yükseğine çıkan Borussia Mönchengladbach'lı savunma oyuncusu Dante ve Wolfsburg'un Hırvat forveti Mario Mandzukic de Bavyera ekibine katılıyor. Bu iki ismi transfer etmelerine, o yıl Bundesliga'nın en iyileri oldukları için hiç şaşırmıyoruz. 2012-2013 sezonunda da şampiyonluk ipini göğüslüyorlar.
2013-2014 sezonunda, Bayern politikasını daha da hırçınlaştırarak transfere devam ediyor. Uzun görüşmeler ve ikna turlarının ardından Borussia Dortmund'un gelecek vadeden altın çocuğu Mario Götze'yi 37 Milyon Sterlin'e transfer ediyorlar. Bundesliga için pahalı bir rakam ödeyerek rekor kırıyorlar. Barcelona'dan Thiago da transfer edilirken; o yıl Mainz savunmasını çekip çeviren Jan Kirchhoff da Bayern Münih'e katılıyor. O yıl, yine iki en iyiyi alıp şampiyon oluyorlar. Kirchhoff fazla forma şansı bulamasa da Bayern'in şampiyonluğuna şaşırmıyoruz.
2014-2015 sezonunda; Roma'dan Benatia, Real Madrid'ten Xabi Alonso, Villarreal'den Bernat ve Liverpool'dan Reina'yı transfer ederlerken; sıra Bundesliga'ya geliyor. Daha ocak ayından itibaren görüşmeye başlayıp anlaştıkları Robert Lewandowski'nin aklını parayla çeliyorlar ve sözleşme imzalıyorlar. Aynı taktik, yaz döneminde E.Frankfurt'lu Sebastian Rode'ye de uygulanıyor. Bunun yanında Mönchengladbach altyapısından takip ettikleri Türk asıllı Alman oyuncu Sinan Kurt'u da cüzzi bir miktarla alabilmek adına uzun süre direttiler ve amaçlarına ulaştılar. 2014-2015 sezonunda da 10 puan farkla şampiyon oldular.
2015-2016 sezonu için yaz döneminde Douglas Costa ve Arturo Vidal'e toplamda 67 Milyon Euro ödeyen Bayern Münih, yine Bundesliga'yı da es geçmiyor. Stuttgart'tan Almanya için gelecek vadeden ön libero Joshua Kimmich için 8.5 Milyon Euro, Neuer'e rekabet için de yine aynı takımdan 3.5 Milyon Euro'ya Svan Ulreich'i transfer ediyorlar. Bunun yanın da bir de alamadığı, yani parayı seçmeyen, Borussia Dortmund'lu Marco Reus'u unutmamak lazım... Paradan daha önemli şeylerin olduğunu hepimize hatırlattı.
Özet olarak Bayer Münih'in Bundesliga dominasyonu çalışmaları böyle işte... Her sezon, mutlaka Bundesliga'nın en iyilerinden veya potansiyel vadedenlerinden bir kısmı kadroya katılıyor. Tüm Bundesliga ekipleri ise, bunun önüne bir türlü geçemiyor. Tüketim toplumunun geldiği, hazzın yerini bedenin ve temel ihtiyaçların yerini fantezi hayallerin aldığı noktada Bayern Münih'i durdurabilecek bir güç görünmüyor. Tek bir çıkış yolu işe yarayabilir, o da Bundesliga ekiplerinin en iyi futbolcularına ütopik sözleşme fesih bedelleri koymak...

10 Eylül 2015 Perşembe

Mario Gomez: Yıldız Kayması Mı Yoksa Parlaması Mı?


Futbolcuların genel karakteridir bu... Doğarlar, yükselirler, parlarlar, alçalma başlar ve son aşama olan düşüş ya da kayma gelir. Özellikle dünyanın en büyük beş liginde, futbolcular bu hazin skalayı daha sert geçişlerle yaşıyor. Yükseliş ve parlama dönemleri uzun sürdüğü gibi, düşüş dönemlerinde geçişleri çok daha sert ve acılı olabiliyor. Önce yıldız oldukları takımlarında forma süreleri azalıyorya da geçirdikleri ağır sakatlıklardan sonra bir türlü form yakalayamıyorlar. Bunun sonucu, dünyanın en iyi beş liginden daha aşağı liglere düşmek oluyor. Son yıllarda, yıldızı kayan futbolcuların tercih ettiği ülkelerin başında Türkiye, Amerika MLS, Katar ve Arap ülkeleri geliyor; biraz da Rusya...

Almanların usta golcüsü Mario Gomez de bu modaya uydu ve uzun görüşmelerin ardından Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Özgeçmişinde Bayern Münih ve Stuttgart'ta attığı golleri barındıran Gomez; aynı özgeçmişte iki önemli sakatlığa da sahip... Zaten Türk spor otoritelerinin de en büyük çekincesi, Gomez'in Fiorentina'da yaşadığı ve biri 7 biri de 5 ay süren sakatlıkları oldu. En önemli nokta, bu iki sakatlığın ayrı yerlerden oluşuydu. Bu yüzden büyük umutlarla transfer edildiği Fiorentina'da fazla forma şansı bulamadı. Yine büyük umutlarla geldiği ve taraftarın sevgilisi olacağı Beşiktaş'ta; Bundesliga günlerinden esintiler mi yaşatacak yoksa yıldız kayması devam mı edecek sezon sonunda göreceğiz. Ancak Gomez'in Beşikta antrenmanlarında çok hırslı ve istekli olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Stuttgart'ta Parladı

Ulm'un genç takımında oynarken; 2001 yılında Stuttgart'ın U17 takımına transfer olan Mario Gomez, burada yapılı fiziği ve üstünlüğüyle dikkat çekti ve kısa sürede U19 takımının yolunu tuttu. 2 senelik bu maceranın ardından, Stuttgart II takımına geçti ve profesyonel olma şansını burada yakaladı. Bu serüveninde, toplam 35 gol atarken dikkatleri de üzerine çekiyordu. 2003'ten beri orada ara ara fırsat bulsa da; 2005'te Stuttgart'ın A takımının üzerine titremesiyle as takıma geçti ve Bundesliga deneyimi yaşamaya başladı. Ertesi yıl, 2006-2007 sezonunda Stuttgart, tarihinin en iyi futbolunu sergileyerek şampiyon olurken; Mario Gomez de 25 maçta forma giyiyor ve 14 gol-7 asistlik performansıyla şampiyonlukta önemli bir rol oynuyordu. Ve o yıl, Bundesliga'nın en iyi futbolcusu da seçiliyordu. Bu yükseliş dönemiydi.

Stuttgart formasıyla toplamda 156 maça çıkan Mario Gomez, 87 gol ve 24 asistle kalitesini kanıtladı. 2009 yılında Bayern Münih, onun için Stuttgart'a 35 Milyon Euro ödüyordu.

Bayern'de Kazanılmadık Kupa Bırakmadı

2009'da Bayern Münih'e gelen Mario Gomez, o yıl, Bundesliga'nın en pahalı futbolcusu unvanını da eline alıyordu. İlk yalında bir uyum süreci geçirirken; esas patlamayı ikinci yılında yaptı. Bayern Münih, 2010 yılından itibaren Almanya futbolunda tekrar üstünlüğü eline almaya başladığında; Gomez de golleriyle takımına katkı verdi. 2010-2011 sezonunda, 28 gol kaydederken; Bundesliga'nın gol kralı oldu. 2011-2012 sezonunda ise forma giydiği 52 resmi maçta, rakip file bekçilerini 41 kez mağlup etti ve o dönem için kırılması zor bir istatistik yakaladı.

Gomez; Bayern ile Bundesliga, Şampiyonlar Ligi ve Almanya Kupası gibi tüm kupaları kaldırma başarısı da yakaladı. Bavyera ekibinin formasını sırtına geçirdiği dört sezonda, her 103 dakikada bir gol atma sevinci yaşadı. 174 kez giydiği Bayern Münih formasıyla 113 gol ve 26 asistlik bir performans sergiliyordu. Gomez, parlama dönemine girmişti.

Fiorentina=Sakatlık

Tarihler 2013 yazını gösterdiğinde, Gomez, 15.5 Milyon karşılığında Fiorentina takımına transfer oldu. Burada çok iyi karşılandı. Gomez'in aranan kan olduğu ve Fiorentina'yı eski şaşaalı günlerine döndürülebileceği konuşuluyordu. İşler pek umulduğu gibi gitmedi. Uğursuzluklar, Mario Gomez'in yakasına yapıştı. 1.89 cm boyundaki Alman, Fiorentina'daki iki sezonu boyunca sakatlıklarla boğuştu. İki ayrı yerinde 7 ay ve 5 ay futboldan uzak kaldığı 2 sakatlık yaşadı. İlk sakatlığının ardından rehabilitasyon süreci iyi gitse ve form tutmaya başlasa da; hemen ardından gelen ikinci sakatlık moralleri bozdu. Gomez, düşüş sürecine geçiyordu.

Geçtiğimiz ay ise, Fiorentina; Gomez'in maaşını ödeyemeyeceği için onu gözden çıkardı. Devreye Beşiktaş girdi ve uzun süren görüşmeler sonucunda masada akıllı durarak Almanların golcüsünü renklerine bağladı. Artık onu Kartal olarak Türkiye'de izleyebileceğiz. Yalnız şu unutulmamalı ki, Gomez Türkiye'ye gelirken; son 6 sezonda 5 büyük ligde şutlarını gole çevirme oranı en yüksek 4. futbolcu(50) unvanıyla geliyordu. Yani sakatlıklar onu derinden sarsmıştı; ancak hem yaşı 30'du hem de yeniden ayağa kalkabilecek gücü fazlasıyla vardı. O yüzden ateşli taraftar grubuyla kendisini gaza getirebileceği ve iyi kazanabileceği Beşiktaş'ı seçti.

Beşiktaş kısmına geçmeden önce; Mario Gomez'in Almanya milli takımının formasını her yaş kategorisinde giydiğini hatırlatalım. Almanya A Milli takımıyla ise 59 maça çıkarken; 26 gol atma başarısını gösterdi. Son yıllarda büyük başarılar yaşayan Almanya Milli takımının da Fiorentina'ya gidene kadar bir parçasıydı.

Kartal, Ayağa Kaldırır Mı?

Mario Gomez, bu yaz yaşadığı başarılar ve ağır sakatlıkların gölgesinde Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Yazının başında belirttiğim gibi, düşmeye başlayan yıldızların seçtiği yolu seçti. Rotası Türkiye'ydi. Burada oldukça iyi karşılandı ve moral kazandı. Antrenmandaki hırslı ve istekli çalışmalarıyla futbolseverler adına gelecek için umut verse de; aynı katkıyı henüz çıktığı 3 Süper Lig karşılaşmasında verebilmiş değil... Tabii ki lig uzun maraton, mutlaka onun da sazı eline alacağı zamanlar gelecektir. Tabii ki aksini düşünebilirsiniz; ancak ben Mario Gomez vakasında bir yıldız kayması değil, tekrardan bir yıldız PARLAMASI yaşanacağını düşünüyorum. Bu görüşümün açıklaması hemen aşağıda:

  1. İnatçı ve hırslı yapısı: Mario Gomez, hem golcülüğü hem de karakteriyle tipik bir Alman... Bitiriciliği ve hava topları da oldukça gelişmiş. Fiorentina döneminde yaşadığı ağır sakatlıkların üstesinden hırsı ve inatçılığı ile gelmeyi bildi. Beşiktaş ile yeni bir başlangıç yaptı. Avrupa'nın beş büyük ligine ve Almanya Teknik Direktörü Joachim Löw'e kanıtlayacağı şeyler var. 
  2. Beşiktaş'ın oyun sistemi: Şenol Güneş, Beşiktaş'a Bursaspor'dayken başarıya ulaştığı taktiği kurguluyor. İlk üç haftada, bazı sıkıntılar ve kopmalar olsa da bu taktiği uyguladı. Burada sağdan ve soldan ortalar gelecek, bekler hücuma katılacak. Tüm toplar uzun boylu bir pivot forvette toplanacak. Onun indirdiği toplara ve açtığı alanlara hemen takım arkadaşları koşacak. Geçen yıl Bursaspor'da bu görevi Fernandao yapıyordu. Şimdi ise Beşiktaş'ta işinin ehli Mario Gomez var. Bu bakımdan takımın sistemi de Gomez'e çok uygun ve uyum sürecini atlattıktan sonra gollerine başlar.
  3. Şenol Güneş faktörü: Şenol Güneş, antrenörlüğü boyunca yıldızlardan ve genç isimlerden çok iyi yararlanmış ve onların performansını yüzde 200'e çıkartabilmiş bir isim... Geçen sezonki Bursaspor'dan Fernandao'yu, Volkan'ı, Şener'i, Ozan'ı ve Emre'yi hatırlayın. Bu "Güneş"ten Mario Gomez de nasibini alabilir ve ilerleyen sezonda küçük çaplı bir patlama yapabilir. Şenol Güneş'in antrenmanlarda onun üzerine titrediğini düşünürsek, hiç de zor değil... 


13 Ağustos 2015 Perşembe

Spor Toto Süper Lig 2015-2016 Sezonu İncelemesi

Futbol bir tutkudur, aşkların en büyüklerindendir. Türkiye'de bu sözleri duyamayacağınız kişi sayısı çok azdır. Her ne kadar "Kirlendi, zevk vermiyor, Türk futbolu geriliyor!" nidalarını yıl boyunca sohbetlerimize sıkıştırsak da; yine de futbolsuz yapamayız ve kuruluruz her maçı izlemeye televizyon karşısına... Futbolsuz hep bir şey eksiktir, futbolsuz yarım kalmış hissedersin. Sezon bitiminde tatil olan o 2.5 ay bir türlü geçmek bilmez. Takvimlerde işaretler sayarsın gerekirse... İşte o kutsal gün geldi. Spor Toto Süper Lig'de 2015-2016 sezonu Cuma günü oynanacak Fenerbahçe-Eskişehirspor maçı ile kapılarını açıyor. Geçtiğimiz sezonun şampiyonunun Hamza Hamzaoğlu yönetimindeki Galatasaray olduğunu bir kez daha hatırlatalım...

Galatasaray, yaz döneminde genellikle genç ve ucuz isimlere yöneldi. Fenerbahçe, ciddi miktarda bir transfer ücreti harcayarak Türkiye için bir rekor kırmış oldu. Beşiktaş hem hoca hem de kadro takviyeleriyle dikkat çekti. Trabzonspor, Shota Arveladze ile başarılı olabilecek mi? Bursaspor, şampiyon antrenörü Ertuğrul Sağlam ile aynı rüyayı bir kez daha yaşayabilecek mi? Nokta tavsiyeleriyle Başakşehir'in durumu ne olacak? Rıza hoca, Kasımpaşa'yı kanatlandırabilecek mi? Ligin yenileri Kayserispor, Antalyaspor ve Osmanlıspor'un akibeti neler olacak? Bu ve bunun gibi tüm soruların hepsi Cuma günü başlayıp Mayıs ayının sonunda bitecek Spor Toto Süper Lig'in 2015-2016 sezonunda yanıtlanacak.

Spor Toto Süper Ligi, yeni sezonda yıldızlara da doymuş olacak. Robin Van Persie, Nani, Kjaer, Mario Gomez, Ricardo Quaresma, Samuel Eto'o, Lukas Podolski, Mbia, Tomas Necid, Isaac Cuenca, Hugo Rodallega gibi Avrupa'da önemli sayıda başarı ve tecrübe kazanmış isim, yeni sezonda ligimizde mücadele edecek. Başlayacak yeni sezon öncesi, takımlarımızın durumunu ve muhtemel dizilişlerini sizlere analiz etmek istedim. Sıralama en yüksek kadro değerinden, en düşüğüne doğru hazırlanmıştır, bilginize...

Fenerbahçe

Sarı-Lacivertliler, yeni sezon için takımı Olympiakos'ta yaşadığı şampiyonluklarla dikkat çeken Vitor Pereira'ya emanet etti. Sportif Direktörlüğe getirilen Terraneo ise, Fenerbahçe'ye kazandırdığı yıldız transferlerle yeni sezon öncesi büyük sükse yaptı. Pereira, genellikle hücum futbolunu benimseyen bir karaktere sahip... Ancak, Olympiakos yıllarında defansif özelliklerinin arttığını fazlasıyla gözlemledik. Yani takım zaman zaman 1-0'ın üstüne yattığında; Sarı-Lacivertli taraftarlar şikayet etmemeli ve bu duruma alışmalı... Takıma katılan isimler; Sao Paulo'dan Josef de Souza, Lille'den Simon Kjaer, Manchester United'ten Robin Van Persie ve Nani, Porto'dan kiralık olarak Fabiano ve Ba, Bursaspor'dan Şener Özbayraklı, Fernandao ve son olarak Ozan Tufan oldu. Kiralık sözleşmesi biten Stoch ise, Fenerbahçe'ye geri döndü ve takımda tutuldu. Emmanuel Emenike, Mert, Dirk Kuyt, Webo, Egemen, Selçuk, Emre, Bekir ve Beykan ise takımdan gönderilen isimler oldu. Takımdan ayrılan bu isimler ile birlikte, Fenerbahçe yaş ortalamasını bir hayli düşürdü ve rahatlamış oldu. Ayrıca, Sarı-Lacivertliler, yarışacağı üç kulvar için iki tane kaliteli 11 çıkaracağı bir kadroya sahip oldu. Uzun ve yorucu sezonda, bu durum, onlar için çok büyük bir avantaj... İki Shakhtar Donetsk maçında, takımın birbirine ve sisteme alışamadığı görüldü. Defansif zaaflar da dikkat çekince; Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nden elenmiş oldu. Yollarına Avrupa Ligi'nde devam edecekler. Yarın çıkacakları karşılaşma öncesi, hala hazır görünmüyorlar. Yıldızları Robin Van Persie'nin form durumu ve performansı da onlar için önemli bir mesele olacak sezon boyu... Takımın tam olarak oturması için birkaç haftaya ihtiyaçları var.


Bir dal Van Persie alır mısınız ? :)


Galatasaray

Sezonu 3 kupa ile kapatan ve Teknik Direktör Hamza Hamzaoğlu ile önemli bir uyum yakalayan Galatasaray, sezona mutlu ve güçlü giren ekiplerden... Dördüncü yıldızı takan Türkiye'de ilk kulüp olan Galatasaray; Fenerbahçe ve Beşiktaş ile girecekleri şampiyonluk yarışı öncesi, kadrosunu en az geliştirebilen ekip konumunda... Mali yetersizliklerden ve Financial Fair Play'den alabilecekleri olası bir Avrupa'dan men cezasından dolayı genellikle genç ve az maliyetli isimlere yöneldiler. Takımın en önemli transferi, Arsenal'den takıma kazandırılan ve Almanya milli takımı ile şampiyonluklar kazanmış Lukas Podolski oldu. Podolski'nin hem sol açık hem forvet olarak forma giyebilecek olması, Hamza Hoca'nın elini güçlendirecek. Takıma katılan diğer isimler ise; Troyes'tan Lionel Carole, Akhisar'dan Bilal Kısa, Real Madrid Castilla'dan Jose Rodriguez ve Reading'ten Jem Karacan oldu. Sercan Yıldırım ise şu an için kulüpte kaldı. Amrabat, Bruma, Aydın Yılmaz, Dany, Pandev, Gökhan Zan ve Sinan Bolat takımdan ayrılan isimler... Dzemaili ve Melo'nun da ayrılması gündemde... Melo problemi, iki sezondur olduğu gibi Galatasaray'ın başını ağrıtmaya devam ediyor. Melo, Galatasaray'ı küçük görüyor ve her sezon bencilce davranışlarıyla kulübü küçük duruma düşürüyor. Melo'ya bu konuda çok fazla prim veren Galatasaray yönetimi ve teknik kadrosu, bu sorunun tek hatalısı... Brezilyalı yıldız ise, bu saatten sonra kalması durumunda ne kendine ne de takımın sistemine fayda sağlayabilir. Carole, Podolski ve Bilal; kamp dönemindeki formda performanslarıyla dikkat çekti. 7 numarayı alan Yasin ise, formayı kolay kolay kaptırmayacağını performansını arttırarak kanıtladı.


Galatasaray'ın yeni yeteneği Carole'ü yakından tanıyalım:


Beşiktaş

Slaven Bilic ile balayının kısa sürdüğü Beşiktaş'ta yeni teknik patron, Bursaspor'a oynattığı pozitif takım oyunuyla dikkat çeken ve Türk futbol tarihinde özel bir yeri olan Şenol Güneş oldu. Deneyimli hoca, geldiği günden bu yana yaptığı olumlu açıklamalarıyla Siyah-Beyazlı taraftarların kalbine su serpmeye devam ediyor. Öte yandan, Bursaspor'a yaptığı gibi; Beşiktaş'ın sezon sonunda ligin göze en hoş gelen futbolu oynayan takımı yapacağı görüşündeyim. Yani Beşiktaşlı taraftarlar, artık 3 puan kaybetse bile en azından sahada güzel futbol görecek ve takımını alkışlayacak. Yeni sezon öncesi, Vodafone Arena'nın hala bitmemiş olması, Siyah-Beyazlıların önündeki tek dezavantaj... Çatı çökmesi ile birlikte, stadın bu seneye yetişemeyeceğini ve Beşiktaş'ın yine stadsız kalacağını düşünüyorum. Yönetim, stad yapılana kadar tüm maçların zülumpiyat (!) Olimpiyat Stadı'nda oynanacağını açıkladı. Yeni sezon öncesi, takıma katılan isimler Fiorentina'dan Mario Gomez, Porto'dan Ricardo Quaresma, Gremio'dan Rhodolfo, Hoffenheim'den Beck ve Gençlerbirliği'nden Tosic oldu. Demba Ba, Atınç Nukan, Sivok ve Holosko ise takımdan gönderildi. Kiralık sözleşmesi biten Ömer Şişmanoğlu Beşiktaş'a geri döndü. 


Mario Gomez golleri izleyip biraz daha heyecanlanalım:


Trabzonspor

Önce Ersun Yanal'ın ayrılışı, sonra Shota'nın takımın başına getirilişi, ardından Onur kavgası ve Rabotnicki'ye elenip Avrupa Ligi'ne veda etmek... Tüm bunlar, Trabzonspor'un bir kaos ortamında lige başlayacağının işareti... Transferler Shota'nın istekleriyle Sportif Direktör Süleyman Hurma tarafından yönetilse de; Bordo-Mavililerin halen daha stoper ve sağ açık konusunda eksikleri görülüyor. Shota "Ferguson gibi olacağım!" dese de Trabzonspor için yeni sezonda işler umulduğu gibi gitmeyebilir. Hull'dan N'Doye, Sevilla'dan Mbia, Lazio'dan Cavanda, Alkmaar'dan Esteban, Kayserispor'dan Okay ve Alper takıma katılan yeni isimler oldu. Waris, Gökhan Karadeniz, Caner, Abdülkadir, Kadir, Belkalem ve Hakan takımdan ayrılan isimler oldular. 


Bursaspor

Bursaspor için 2015-2016 sezonu çok riskli başlıyor. Öncelikle teknik direktör Şenol Güneş, Bursaspor'un yolunu tuttu. Ardından takımın iskeletini oluşturan Ozan Tufan, Şener, Fernandao, Belluschi takımdan ayrıldı. Böyle bir kaos ortamında başladı Timsahlar yeni sezon hazırlıklarına... Takım, daha önce Bursaspor'u tarihinde ilk kez şampiyon yapan Ertuğrul Sağlam'a yeniden emanet edildi. Yukarıda saydığım isimlere ek olarak Enes, Civelli ve Batuhan Altıntaş da takımdan ayrıldı. Yeşil-Beyazlılar birçok isimle anlaştı. Öncelikle Josue tekrar kiralandı. Zwolle'den Necid, Hoffenheim'den Advincula, Parma'dan Jorquera, Shkendija'dan Berisha, Beşiktaş'tan Sivok, Fenerbahçe'den Mert, Galatasaray'dan Dany, Karabükspor'dan Erdem, Deportivo'dan Cuenca, Club Brugge'den De Sutter ve Standard Liege'den Bia takıma katıldı. Dinamo Moskova'dan Dzudszak'ın da takıma katılacağı belirtiliyor. Bu transferlerle birlikte Süper Kupa'da da gördük ki, Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u daha defansif ve Şenol Güneş Bursa'sından çok daha az yaratıcı bir takım kimliğinde olacak. Yapılan yeni transferlerin uyumu, defansif futbol ve takımın oturması derken Yeşil-Beyazlı taraftarları ecel terleri dökeceği günler bekliyor.


Takımın yeni forveti Necid'den bir dal alalım:



Medipol Başakşehir

Geçtiğimiz sezon Abdullah Avcı yönetiminde ligi 4. bitiren Başakşehir, Avrupa Ligi'nde mücadele etme hakkı kazanmıştı.Alkmaar'a elenerek Avrupa'ya çabuk veda ettiler. Özellikle savunmalarıyla ilerisi için bir umut vermediler. Geçtiğimiz sezonun en iyi savunmacılarından biri olan Epureanu'nun ilk yarıyı kapatması, onları fazlasıyla zorlayacak. Özetle, geçen yıl kadar defansif bir takım olamayacaklar, daha çok gol yiyeceklerini düşünüyorum. Fenerbahçe'den Emre ve Bekir, Split'ten Cikalleshi, FC Heart'tan Musa ve Kayseri Erciyes'ten Cenk Ahmet takıma katılan isimler oldu. Tayfun, Rızvan ve Tom ise takımdan ayrıldı. Abdullah Avcı, yeni sezonda hücum bölgesinde Perbet'yi daha çok düşünmeli.. Fransız golcü, bu ligde önemli işler yapabilecek kalitede...


Kasımpaşa

Kasımpaşa da teknik direktör değiştirdi ve takımın başına Mersin İY'den tanıdığımız Rıza Çalımbay'ı getirdi. Rıza Hoca önderliğinde değişik bir yaz transfer dönemi geçirdiler. Gelen isimler pek dikkat çekmese de; gidenler Kasımpaşa'ya önemli bir kayıp yaşatabilir. Ancak Rıza Hoca'nın başında olduğu takımların hem sistem hem de oyunculara yapılan fiziksel-mental takviyelerle sezona hep iyi başladığı gerçeği de önümüzde... Litex'ten Bozhikov, Galatasaray'dan Aydın Yılmaz, Chelsea'den kiralık Omeruo, Kayserispor'dan Abdullah, Gaziantepspor'dan Eray, Bahia'dan Titi, Gençlerbirliği'nden Ramazan, Sivasspor'dan kiralık olarak Hakan Arslan ve Rio Ave'den kiralık olarak Del Valle transfer edildi. Babel, Özer, Aytaç, Barış, İlhan, Sancak, Alpaslan ve Viudez ise takımdan ayrıldı.


Kasımpaşa'nın yeni hücum gücü Del Valle'ye bir göz atalım:


Eskişehirspor

Michael Skibbe ile yoluna devam eden Eskişehirspor, yeni sezon öncesi ihtiyacı olan mevkilere transfer yapma yoluna gitti. Önemli isimler takıma kazandırılırken; defans ve orta saha anlamında biraz yetersiz kaldıkları hissediliyor. Sezon öncesi hazırlık kamplarında ve TSYD kupasında iyi sinyaller vermediler. Skibbe'nin Es-Es'i yine zorlu takımlara sürpriz yapmaya ve sezon sonu orta sıralarda tutunmaya çalışacak. Akhisar'dan Gekaz, Çaykur Rizespor'dan Engin Bekdemir, Ankaragücü'nden Aytaç, Qarabag'dan Muarem, Karabükspor'dan Emre, Kayseri Erciyes'ten Anıl Karaer, Grasshoppers'tan Ben Khalifa, Nueva'dan Defederico ve Standard Liege'den kiralık olarak Alpaslan transfer edildi. Ergün, Serdar Özkan, Sissoko, Diego, Hürriyet ve Mori ise takımdan ayrıldı.



Gençlerbirliği

Gençlerbirliği, yeni sezon öncesi teknik direktör değiştirme modasına uydu ve takımın patronu olarak İskoçya liginden başka pek tecrübesi olmayan Stuart Baxter'i takımın başına getirdi. Bu seçim orta şekerli olarak gözükse de; eğer tutarsa, çokça bahsedilecektir. Yaz transfer dönemi piyasasında bir hayli aktiftiler. Tosic'i kaybetmeleri onlar için dezavantaj oldu; ancak Uğur Çiftçi, o açığı fazlasıyla kapatacaktır. Sağ bek eksikleri ciddi olarak görülüyor. Hazırlık kampında başarılı maçlar çıkardılar ve kondisyon anlamında formda gözüktüler. Özellikle El Kabir oldukça formdaydı, bu formunu sürdürmesi halinde sezon sonu Gençlerbirliği'nde kalmayacaktır. AIK'ten Dimitriadis, Odense'den Spelmann, Hacken'den Atta, Steau Bükreş'ten Latovlevici, Zulte Waregem'den Skulason ve Hammarby'den Hopf transfer edilen isimler oldu. Tosic, Özgür, Ramazan, Antal, Hakan, Petrovic, Gosso, Ekigho, Hleb, Sedat ve Nizamettin takımdan ayrıldı.


Çaykur Rizespor

Hikmet Karaman ile yoluna devam eden Karadeniz ekibi, transfer döneminde fazla aktif değildi. Geçen sezonun başarılı kadrosunda, ihtiyacı olan yerlere takviye yapma yoluna gittiler. Yapılan transfer önderliğinde, daha ofansif bir Rize izleyeceğimizi düşünüyorum. Gol yollarında zorlanmayacaklardır. Hazırlık maçlarında da bunu gözlemledi. Takıma öncelikli olarak Kortrijk'den forvet Teddy Chevalier kazandırılarak önemli bir iş yapıldı. Chevalier, bitiriciliği ile Spor Toto Süper Lig'in dikkat çeken yıldızlarından olacaktır. Jagellonia'dan Tuszynski ve Dzalamidze, Ankaragücü'nden Gökhan, Karabükspor'dan Ahmet İlhan, Stuttgart'tan Robin Yalçın, Paok'tan Itandje, Kayseri Erciyes'ten Diakhate ve Boye, Akhisar'dan Mehmet Akyüz ve Al-Shorta'dan Durgham takıma kazandırılan diğer isimler... Ali Adnan, Engin, Giray, Sezer, Serkan, Oğuzhan, Cenk ve Aykut gibi isimler de takımdan ayrıldı.


Chevalier'den bir demet sunayım size:


Sivasspor

Sergen Yalçın önderliğinde lige devam eden Sivasspor, transfer sezonunda fazla aktif değildi. Bütçeleri doğrultusunda düşük bonservis bedelli isimlere yöneldiler. Sergen Yalçın, iddialı açıklamalarıyla hedeflerini belirtiyor; ancak ellerindeki kadro bunu başaracak mı hep birlikte göreceğiz. Hazırlık kamplarında pek isi sinyaller vermediler. Ludogorets'ten transfer edilen Abalo, fark yaratacak bir isim ve Sivasspor'un gol yollarında etkili olacaktır. Karabük'ten Hakan, Erkan ve Yiğit, Kerkyra'dan Setkus, Erciyesspor'dan Orhan ve Fenerbahçe'den Beykan takıma kazandırılan diğer isimler. Kadir, Utaka, Cihan, Abdurrahman, Uğur ve Hakan ise takımdan ayrıldı.


Abalo'yu bir izleyelim mi?:


Osmanlıspor

PTT 1. Lig'den yükselerek bu sezon Süper Lig'de mücadele etmeye hak kazanan Osmanlıspor, takımın patron koltuğuna Mustafa Reşit Akçay'ı oturttu. Hazırlık maçlarında diri ve formda bir görüntü verdiler. Akçay'ın transfer raporları doğrultusunda listedeki isimleri kadrolarına kattılar. Bodo'dan NDiaye, Astra'dan Seto, Fenerbahçe'den Webo, Boluspor'dan Ömer, Benfica'dan Artur, Udinese'den kiralık olarak Torje, Gençlerbirliği'nden Hakan, Ruzemberok'tan Sapara, Konya'dan Mehmet Güven, Karabük'ten Musa, Rio Ave'den Pinto, Hajduk'tan Vrsajevic ve Atletigo MG'den Patric transfer edildi. Ragıp, Ercüment, Ahmet, Muhammet Reis, Dilaver, Caner ve Mehmet Yıldız takımdan ayrılan isimler oldu. Soro'nun durumu da belirsizliğini koruyor.


Torje, her takım için büyük bir güç:


Kayserispor

Türkiye'nin en genç teknik direktörü Cüneyt Dumlupınar yönetiminde geçtiğimiz sezon Spor Toto Süper Lig'de mücadele etmeye hak kazanan Kayserispor, ilk iş olarak Cüneyt Dumlupınar'ı büyük bir ayıpla görevden aldı ve takımın başına Tolunay Kafkas'ı getirdi. Tolunay Kafkas, geldiği gibi yarım kalmış işlerinin olduğunu belirtti ve hazırlıklara başladı. Hazırlık maçlarından gördüğüm kadarıyla yeni sezonda daha dikine ve daha agresif bir Kayserispor izleyeceğiz. Okan ve Alper gibi önemli gençleri kaybetmeleri onlar adına bir dezavantaj... Nobre, Bobo, Abdullah Durak, Anıl, Mehmet Eren, Cemil, Çağlar, Serkan, Serdar, Yener, Sereno ve Murat Akın takımdan ayrılan diğer isimler oldu. Benfica'dan iki kiralık Diego Lopes ve Derley, Galatasaray'dan kiralık olarak Furkan, Go Ahead'den Deniz Türüç, Trabzon'dan iki kiralık Zeki ve Mustafa Akbaş, Karabükspor'dan Abdülaziz, Mabiala ve Sow takıma katılan isimler oldu. Özellikle Deniz Türüç, Spor Toto Süper Lig'de kalitesini fazlasıyla ispatlayabilecek bir genç..


Antalyaspor

Teknik Direktör Yusuf Şimşek önderliğinde play-off'lar sonucu Spor Toto Süper Lig'e yükselen Antalyaspor, yine Yusuf Şimşek ile yoluna devam ediyor. Başkan Gültekin Gencer sayesinde flaş transferlere imza atarlarken; Eto'o'nun tam olarak hazır olmadığı gözüktü. Ayrıca hazırlık maçlarında pek de iyi sinyaller vermediler. Hedefleri küme düşmemek olacak. Kaleci ve savunma anlamında transferlere ihtiyaçları var. Samuel Eto'o'yu renklerine bağlayarak sansasyonel bir transfere imza attılar. Zeljeznicar'dan Kvesic, Nürnberg'den Celustka, Eskişehir'den Serdar Özkan, Karşıyaka'dan Rıdvan, Sivasspor'dan Kadir, Chievo'dan kiralık olarak Lazarevic, Samsunspor'dan Mbilla, Coritiba'dan Chico ve Akhisar'dan Koray transfer edilen diğer isimler oldu. Boum, Adem, Mehmet Sedef, Arif, Çağrı ve Ramazan ise takımdan ayrıldı.


Torku Konyaspor

Aykut Kocaman ile uyumlu bir birliktelik yakalayan Konyaspor, Avrupa kupaları hedefi doğrultusunda deneyimli çalıştırıcı ile yoluna devam etti. Hazırlık maçlarında dirençli ve pas ağırlıklı bir futbol ortaya koydular. Transfer döneminde genellikle ucuz ve bonservisi elinde olan isimlere yöneldiler. Torje'nin yokluğunda, takımın liderliğini Meha üstlenebilir. Özellikle Bosna Hersek Ligi'nin gol kralı Bajic, yetenekleriyle Yeşil-Beyazlılar adına fark yaratan bir isim olabilir. Zejeznicar'dan Bajic, Legia Varşova'dan Dossa Junior, Rize'den Serkan, Paderborn'dan Meha, Eskişehitspor'dan Sissoko, Aue'den Selçuk, Gençlerbirliği'nden Emre Can ve Karabükspor'dan kiralık olarak Traore takıma katılan isimler oldu. Hasan Kabze, Fuchs, Barış, Kokalovic, Recep, İshak, Torje ve Mehmet gibi isimler de takımdan ayrıldı.


Yeni yetenek Meha:


Gaziantepspor

Yeni sezon öncesi mali açıdan iyi durumda bulunmayan Gaziantepspor, önemli transferler yapamadı ve kiralık ile bonservisi elinde isimlere yöneldi. Teknik direktörlüğe Mutlu Topçu getirildi. Onları bu sene defansif ağırlıklı izleyebiliriz. Bu yüzden Chico'yu kaybetmeleri kötü oldu diyebiliriz. Hazırlık karşılaşmalarında, pek hazır olmadıkları görüldü. Boluspor'dan İsmail Haktan, Antalyaspor'dan Mehmet Sedef, Galatasaray'dan kiralık olarak Alperen, Bayrampaşa'dan Süleyman, Torpedo'dan Putilo, Chapecoense'den Abuda ve Granada'dan Larsson transfer edildi. Özellikle Larsson'un hücum anlamında Kırmızı-Siyahlılara önemli katkı verecektir. Chico, Binya, Şenol, Eray, Gökhan ve Leal de takımdan ayrılan isimlerdi.


Akhisar Belediye

Akhisar, yeni sezon öncesi, geçtiğimiz sezon Balıkesirspor ile mücadele eden Cihat Arslan'ı teknik direktörlüğe getirdi. Cihat Hoca'nın etkileriyle, Akhisar sezonun güzel futbol sergileyen takımlarından biri olabilir. Yalnız Gekas ve Bilal'i kaybetmeleri büyük handikap... Bilal, saha içinde takımın en büyük yönlendiricisiydi. Gekas'sız ve Bilal'siz oynamak, Akhisar'lı futbolcular için yeni ve sancılı bir deneyim olacak. Orta sahada orta alana transfer ihtiyaçları var. Trabzon'dan Caner, Abdülkadir ve Kadir, Balıkesirspor'dan Aykut, Konya'dan Hasan Kabze, Porto'dan kiralık olarak Sami, Şanlıurfa'dan Bora, Fulham'dan Rodallega, Partizan'dan Lukac ve Karabük'ten Onur transfer edilen isimler oldu. Gekas, Yiğit, Mehmet Akyüz, Oğuz, Luan, Zokora, Koray, Sertan, Zeki ve Vaz Te ise gönderilen isimler... Rodallega ve Sami eşliğinde, Ege ekibinin yaratıcı gücü bir hayli artacak.


Mersin İdmanyurdu

Mersin için son derece olumsuz bir sezon... Getirilen transfer yasağı nedeniyle takıma takviye yapamadılar. Bunun yanında Rıza Çalımbay, yönetimle ters düşmesi sonucu takımdan ayrıldı. Takımın başına Mesut Bakkal getirildi. Nihat Şahin, Sinan, Servet, Serkan, Adem takımdan ayrılan isimler oldu. Hasan, Kudbettin ve Cemal gibi gençleri altyapıdan as kadroya dahil ettiler. Nakoulma, Khalili ve Mitrovic gibi isimleri kadroda tutmaları en büyük artıları oldu. Mesut Hoca önderliğinde bu yıl Spor Toto Süper Lig'de fazlasıyla yıpratıcı bir savaş verecekler.


8 Ağustos 2015 Cumartesi

Dört Yıldız, Üç Kupa


Türkiye'de o büyülü haftalar geldi çattı yine... Futbol ateşi yanmaya başladı. Haftaya başlayacak Spor Toto Süper Lig öncesi içimiz kıpır kıpır.. TFF Süper Kupa 2015'te Spor Toto Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası sahibi Galatasaray, Ziraat Türkie Kupası finalisti Bursaspor ile başlayacak yeni sezon öncesi kozlarını paylaştı. Karşılaşmada gülen taraf, Bursaspor'u Yasin'in golüyle 1-0 geçen Galatasaray oldu. Galatasaray, 3'te 3 yapmış da oldu. Spor Toto Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası'nın ardından TFF Süper Kupa zaferi geldi.

Ankara'da tribünde yer yer boşluk olsa da ilginin yeterli olduğunu söylemek mümkün... Dördüncü yıldız apoletini takan Galatasaray, 18 takım içerisinde en hazır takım görüntüsünü vermişti hazırlık kamplarında... İlk 11'de yeni transferlerden Podolski ve Bilal Kısa yer aldı. Podolski sol açıkta forma giyerken; Bilal Kısa da Melo'nun yerinde oynadı. Bursaspor'da, Ertuğrul Sağlam'ın gelişi ve önemli oyuncuların gidişiyle taşlar yerinden oynamıştı. Yeşil-Beyazlıların hem kadro olarak hem de oyun mantalitesi anlamında çok değiştiklerini gördük. Yeni transferlerden Mert Günok kalede, Erdem ve Sivok defansta, Jorquera ise orta sahada yer aldı. Teknik direktör Ertuğrul Sağlam, sol bekte Aziz Behich'i değerlendirirken; Emre Taşdemir'in atletik özellikleri ve hızından sol ön bölümde yararlanmak istedi. Böylelikle Sabri-Yasin kulvarını da bozacaktı. Ertuğrul Sağlam, Ozan Tufan'a sağ açık olarak görev verirken; Necid'in sakatlığı yüzünden Cedric Bakambu'yu forvete çekmişti.

Maça hızlı başlayan taraf, Galatasaray oldu. Bilal ile Selçuk oyunu kurarlarken; Sarı-Kırmızılılar özellikle Sneijder, Yasin ve Podolski ile etkili olmaya çalıştı. Yasin Öztekin ve Podolski, Bursaspor savunmasında rahatça hareket ederken; Bilal ise ön liberodan attığı etkili paslar ve oynadığı akıllı oyunla dikkat çekti. İlk 20 dakikada Galatasaraylı futbolculara geçit vermeyen Mert Günok, 21. dakikada kalesinde golü gördü. Sağ kulvarda topu önüne alan Yasin, çalımlarla içeri doğru girdi ve düzgün vuruşunda, Mert'in de tedirgin halde yakalanmasıyla Sarı Kırmızılılar 1-0 öne geçti. Bu golde Bursaspor'lu Aziz,Sivok ve Serdar'ın birbirine bakması ve Yasin'in önüne atlamamaları büyük bir defansif hataya neden oldu. Golden sonra da yüklenmeye devam eden Galatasaray, yine Yasin ve Sneijder ile etkili pozisyonlar bulmaya çalıştı. Sneijder'in gelişine güzel şutunu, aynı güzellikte çıkaran Mert, kalesinde etkiliydi. Bursaspor, ilk yarıda oyunu daha çok kendi yarı alanında kabul etti ve kaptığı toplarla hızlı hücumlar yakalamayı hesapladı. Ancak Ertuğrul Sağlam'ın Bursaspor'u şu an için aşırı defansif gözüktü. Önemli bir finalde yeşil beyazlılar, sahada 8 defansif asıllı futbolcuyla (Aziz-Sivok-Serdar-Erdem-Şamil-Jorquera-Ozan-Emre) yer aldı. Hal böyle olunca üçüncü bölgede çoğalamadılar ve rakip kalede fazla tehlike yaratamadılar. Konuk ekip için ilk yarıda tek önemli pozisyon vardı, o da Bakambu ve Ozan'ın art arda Muslera'ya takıldıkları pozisyon... Sivok'un bir golü de haklı olarak ofsayt gerekçesiyle iptal edildi. Galatasaray, soyunma odasına 1-0 galip giren taraf oldu. Galatasaray'da Bilal ve Yasin ilk yarıda bir adım öne çıkarken; Bursaspor'da ise Mert, Ozan ve Emre dikkat çeken isimlerdi.

İkinci yarıda takımlar risksiz oyunu tercih etti ve maç genel olarak orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Yani bu iki takımı, ikinci yarıdaki futbollarıyla değerlendiremeyiz. Bakambu ve Yasin'in karşılıklı atakları hariç ikinci devrede tehlikeli bir pozisyon olmadı. İkinci yarıda teknik direktörlerin oyuncu değişikleriyle birlikte denediği stratejiler damga vurdu. Galatasaray'da Jem Karacan, Bursaspor'da da Advincula yeni takımlarıyla ilk kez resmi bir maça çıktı. Ertuğrul Sağlam; Ozan İpek değişikliğiyle Emre'yi sol beke, Advincula değişikliği ile de Ozan'ı orta alana döndürdü. Galatasaray'da ise Emre, Jem ve Umut oyuna sırasıyla giren isimler oldu. Oyunun son bölümlerinde, Emre Çolak'ın Ozan Tufan'a istemeyerek de yaptığı sert hareket sonucu direkt kırmızı kartla oyundan atılması, finale gölge düşürdü. Direkt Ozan'ı sakatlayabilecek bir hamleydi.

Bu bölümün ardından 10 kişi kalan Galatasaray'a karşı iyice yüklenen Bursaspor, aradığı fırsatları bulamadı ve maçta gülen taraf, 1-0 ile Galatasaray oldu. Bu sonucun ardından, Galatasaray 3'te 3 yaparak Teknik Direktör Hamza Hamzaoğlu ile başarısını bir kez daha taçlandırdı. Bursaspor ise, Ertuğrul Sağlam'ın gelişi sonrası iyice defansif gözüktü ve ilerisi için pek güven vermedi. Yeşil-Beyazlı taraftarlara, Ertuğrul Sağlam ile birlikte tekrar kahır günlerinin geldiğini söylemek şu an için doğru bir tabir olur. Galatasaray'da Bilal Kısa ile Yasin Öztekin'in kırk yıllık Galatasaraylı gibi oynadıklarını unutmamak gerek... Bilal Melo'yu asla aratmazken; oyunun iki yönüne de katkısıyla alkışlandı. Yasin Öztekin ise, aldığı 7 numaralı formasıyla daha da kanatlanmış gözüktü. Bir olumsuzluk yaşamadığı sürece, ligimizde Galatasaray'ın en büyük silahlarından olacaktır bu sezon...

Seni çok özledik Spor Toto Süper Lig! Ama ondan da çok özlediğimiz, aç olduğumuz bir şey var: Kaliteli futbol...

Watford Kaçtı,Everton Kovaladı


Geçtiğimiz yıl, Avrupa Ligi ile birlikte götürdüğü için Premier Lig'de zorlanan Everton; 2015-2016 futbol sezonuna taptaze bir başlangıç yapmak için çıktı Goodison Park çimlerine bugün... Roberto Martinez önderliğinde kaynaşan, takım oyununun gerekliliklerini yerine getiren Mavi-Beyazlılar, Baines'in sakatlığıyla kadro açısından zor duruma düşüyordu. Ligin yenisi Watford ise, Premier Lig'e yükselmenin mutluluğu ve hırsıyla güzel bir biçimde geliştirmişti kadrosunu... Stad tam dolu, zemin futbol için müsaitti.

Everton'da yeni transferlerden sadece Cleverley forma giyiyordu. Deulofeu ilk 18'de yoktu. Kaptan Baines'in sakatlığında; Oviedo yedek otururken, altyapıdan çıkardıkları genç Galloway forma giydi. Cleverley sol açık olarak görev yaparken; diğer Everton bildiğimiz gibiydi. Watford, 4-4-1-1 sistemini benimseyerek maça çıkmıştı. Yeni transferlerden Nyom, Prödl, Behrami, Capoue, Holebas ve Jurado sahne aldı. Ighalo ve Berghuis'in içinde yer aldığı daha ofansif bir kadro bekleniyordu; ancak Sanchez Flores, defansif ağırlıklı ve kontra atağı benimseyen bir oyuncu grubuyla sahaya çıktı. Yedek kulübesine bakıldığında ise, hamle açısından da avantajlı olan taraf, konuk ekip Watford'tu.

Everton, maça tutuk başlayınca, Watford defansif özellikleri ağır basan orta sahasıyla topu ele geçirdi ve ilk 10 dakikalık bölümde iyi pas yaptı. Anya ve Jurado istekli futbollarıyla dikkat çekiyordu. Jurado orta saha ile Deeney arasında köprü görevi görürken; Anya ise sağ kanatta hızıyla etkili oldu. Watford'un kurduğu baskı, 13. dakikada sonuç verdi ve ön libero Miguel Layun, Everton savunmasından dönen topa yaptığı düzgün vuruşla takımını 1-0 öne geçirdi. Golden sonra Everton, Lukaku ve Mirallas önderliğinde etkili olmaya çalışsa da atakları cılız kaldı. Barkley, dikine oyunuyla dikkat çekti; ancak Watford'un onu durdurmak için Behrami-Layun kıskacı vardı. Savunmada ve orta sahanın defansif bölümünde ayakları yere sağlam basan konuk ekip Watford, ilk yarı boyunca Everton'a çok ciddi bir pozisyon vermedi. Anya ve Jurado önderliğinde kontralara çıksalar da ikinci gol için Everton kalecisi Howard'ı geçemediler. Hal böyle olunca, konuk ekip Watford, Premier Lig'deki ilk maçında soyunma odasına 1-0 galip girdi.

İkinci yarıya, Everton'un daha agresif başladığını gördük. Roberto Martinez'in öğrencileri, ilk 15 dakikalık bölümde yüklenirken; Watford iyice geriye yaslandı. Martinez'in defanstan Galloway'i çıkarıp forvete Kone'yi alması, mavi-beyazlıları rahat bir şekilde ileriye top taşımasını sağladı. Watford'da ise yorulan Jurado, yerini Ighalo'ya bırakırken; Watford'un ileride top tutması amaçlandı. Bu dakikalarda baskısını arttıran Everton, Watford defansından dönen topta Barkley'nin sert şutuyla durumu 1-1'e getirdi. Golden sonra silkinen Watford, kontra ataklarla maça ortak olmaya çalıştı ve karşılığını 7 dakika sonra aldı. Oyuna sonradan giren Ighalo, durumu 2-1 yaptı. Bu dakikalar gol düellosu şeklinde geçti. Watford'un golden sonra geri çekilmesinin ardından; Everton tekrar ataklarını sürdürdü ve Kone, müsait pozisyonda durumu tekrardan eşitleyen golü attı. Kalan sürede maçta başka gol olmayınca, Everton ile Watford 2-2 berabere kaldı.

Everton'un orta saha ve hücum anlamında eksikleri olduğu görülürken; Watford ise kontra temelli oyunuyla şu an için beğeni topladı. Ancak konuk ekipte Ighalo gibi yaratıcı bir gücün her zaman ilk 11'de olması ve takımı yönlendirmesi gerekiyor. İyi bir Berghuis de sağ açık olarak takımda fark yaratacaktır. Yani gelecek ev sahibi için bulanıkken; konuk ekip için bir hayli aydınlık duruyor.