BayernMünih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BayernMünih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2015 Cuma

Tüketim Toplumunda Bayern Olmak!


Her ne kadar Frankfurt Okulu sakinleri tarafından eleştirilse de ve her seferinde bir temsilcisi olmadığımızı belirtsek de, "tüketim toplumu"nun içinde yaşıyoruz. Yaşamakla kalmayıp hayatımızın her alanında hissediyoruz. Liberalizm ve küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen tüketim toplumu, teknolojinin sayesinde kitle iletişim araçlarının gelişimiyle günümüzdeki halini aldı. Küreselleşmenin yaşanması ise, dünyayı çok daha küçük, tanınır ve ulaşılabilir bir duruma getirdi. Jean Baudrillard'ın ortaya çıkardığı tüketim toplumu; en basit anlamıyla, ihtiyacınızdan çok daha fazlasını tüketmek ve tüketmeyi alışkanlık halina getirmek olarak açıklanabilir. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını giderebilir düzeye gelmiş ve daha lüks, daha pahalı hayallerini gerçekleştirmek için zaman harcamaya başlamıştır. Boudrillard'ın tüketim toplumunda temel amaç; tüm insanlığın daha fazla tüketebileceği bir dünya olgusu üzerinde birleşebilmektir.
Temel girişimizi yaptıktan sonra; konuyu yavaştan futbola bağlayalım... Tüketim toplumu, özellikle gelişmiş ve popüler kültür ürünlerinin fazlasıyla hissedildiği ülkelerde görülmektedir. İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, ABD gibi örneklerini verebileceğimiz popüler kültürün yoğun olarak görüldüğü yerlerde; bu popüler kültürün en büyük araçlarının başında futbol gelmektedir. Kitleler; maç biletleri ve takımının lisanslı ürünleri çerçevesinde örgütlenirken; futbol takımları ise, yıldız transferler için para yağdırıyor. Yayın gelirleri ise, pastanın en büyük dilimini kapabilmek adına önemli... En temel çerçevede, futbolun tüketim toplumu ve popüler kültür ile ilişkisi bu şekilde açıklanabilir.
Bayern Münih'in yükselişi
Transferin, futbolun bir parçası olduğunu ve dolayısıyla tüketim toplumuyla ilişkilendirildiğini belirtmiştik. Yapılan transferler; artık günümüzde sadece hazzı geçiyor ve daha fantezi öğeleri içeren emeller için yapılıyor. Yani takımlar, şampiyon olabilmek ya da Avrupa'da adından söz ettirebilmek adına yıldız transferlerine zaman ve para ayırıyorlar. Günümüzde küresel çoğu Avrupa devi, bu yöntemi benimsiyor. Ancak; Bayern Münih'in hepsinden ayrı bir tarafı var. Real Madrid, Barcelona, Manchester United, Chelsea gibi ekipler hem ligdeki takımlarla yarışabilmek hem şampiyonluk isteği hem de takım planlamasından dolayı yaz transfer döneminde 1-2 sansasyonel transfer yapabiliyor. Tabii ki kafanızda şu an "Ee Bayern'in onlardan farkı ne?" demişsinizdir. Bayern Münih, yukarıda saydığım sebepten çok tek bir amaç uğruna yıldız transferi yapıyor: BUNDESLIGA DOMİNASYONU...
Bu yöntemi altyapıdan futbolcu yetiştirerek yapmak yerine; her yaz transfer döneminde, bir önceki sezon Bundesliga'da dikkat çeken isimleri sansasyonel bedellerle transfer ederek yapıyorlar. Ya da olanaklarıyla yıldız oyuncuların akıllarını çeliyorlar. Temel amaç; Bundesliga'nın en iyilerini takımda toplamak... Diğer kulüpler ise, Bavyera ekibinin bu gücü yüzünden sessiz kalıyor. Şimdi Bundesliga dominasyonu hikayesinin başladığı 2008-2009 sezonuna dönelim.
Bundesliga'da Bayern'in iki ya da üç sezonda bir şampiyon olduğu milenyum yılları... 2008-2009 yılında, devreye Grafite, Dzeko ve Diego önderliğinde şampiyon olurken; Bayern Münih ise o günlerde ligin tek hakimi olmayı kafasına koyuyor. Her sezon, en az 1 Bundesliga'da o sezon en iyi performans gösteren futbolcuyu transfer etme fikri böyle doğuyor. 2009-2010 sezonu için, Stuttgart forması giyen forvet Mario Gomez'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Bunun yanında Real Madrid'den Arjen Robben'i de 24 Milyon Euro'ya kadroya katarak iki en iyi isim alıyorlar. Bu transferlerle 2009-2010 yılında şampiyon oluyorlar. 2010-2011 sezonu öncesinde ise, o yıl Hoffenheim ile dikkat çekici bir sezon geçiren Luiz Gustavo'yu 17 Milyon Euro bonservis bedeliyle transfer ediyorlar. Sezonu Borussia Dortmund'un arkasında ikinci olarak bitiriyorlar.
2011-2012 sezonunda, Schalke 04'te gösterdiği harika performansla dikkat çeken Manuel Neuer'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Manchester City'de aradığını bulamayan Alman savunma oyuncusu Jerome Boateng de 13.5 Milyon Sterlin'e transfer ediliyor. Bu iki pahalı transfere rağmen; o sezon ligi yine Borussia Dortmund'un arkasında ikinci bitiriyorlar.
Dominasyon başlıyor
İki sezonluk kayıp, yönetimi sinirlendirince, Bayern Athletic Bilbao'dan Javi Martinez'i ve Basel'den Xerdan Shaqiri'yi alırken kesenin ağzını açıyor. Takımlarıyla formlarının en yükseğine çıkan Borussia Mönchengladbach'lı savunma oyuncusu Dante ve Wolfsburg'un Hırvat forveti Mario Mandzukic de Bavyera ekibine katılıyor. Bu iki ismi transfer etmelerine, o yıl Bundesliga'nın en iyileri oldukları için hiç şaşırmıyoruz. 2012-2013 sezonunda da şampiyonluk ipini göğüslüyorlar.
2013-2014 sezonunda, Bayern politikasını daha da hırçınlaştırarak transfere devam ediyor. Uzun görüşmeler ve ikna turlarının ardından Borussia Dortmund'un gelecek vadeden altın çocuğu Mario Götze'yi 37 Milyon Sterlin'e transfer ediyorlar. Bundesliga için pahalı bir rakam ödeyerek rekor kırıyorlar. Barcelona'dan Thiago da transfer edilirken; o yıl Mainz savunmasını çekip çeviren Jan Kirchhoff da Bayern Münih'e katılıyor. O yıl, yine iki en iyiyi alıp şampiyon oluyorlar. Kirchhoff fazla forma şansı bulamasa da Bayern'in şampiyonluğuna şaşırmıyoruz.
2014-2015 sezonunda; Roma'dan Benatia, Real Madrid'ten Xabi Alonso, Villarreal'den Bernat ve Liverpool'dan Reina'yı transfer ederlerken; sıra Bundesliga'ya geliyor. Daha ocak ayından itibaren görüşmeye başlayıp anlaştıkları Robert Lewandowski'nin aklını parayla çeliyorlar ve sözleşme imzalıyorlar. Aynı taktik, yaz döneminde E.Frankfurt'lu Sebastian Rode'ye de uygulanıyor. Bunun yanında Mönchengladbach altyapısından takip ettikleri Türk asıllı Alman oyuncu Sinan Kurt'u da cüzzi bir miktarla alabilmek adına uzun süre direttiler ve amaçlarına ulaştılar. 2014-2015 sezonunda da 10 puan farkla şampiyon oldular.
2015-2016 sezonu için yaz döneminde Douglas Costa ve Arturo Vidal'e toplamda 67 Milyon Euro ödeyen Bayern Münih, yine Bundesliga'yı da es geçmiyor. Stuttgart'tan Almanya için gelecek vadeden ön libero Joshua Kimmich için 8.5 Milyon Euro, Neuer'e rekabet için de yine aynı takımdan 3.5 Milyon Euro'ya Svan Ulreich'i transfer ediyorlar. Bunun yanın da bir de alamadığı, yani parayı seçmeyen, Borussia Dortmund'lu Marco Reus'u unutmamak lazım... Paradan daha önemli şeylerin olduğunu hepimize hatırlattı.
Özet olarak Bayer Münih'in Bundesliga dominasyonu çalışmaları böyle işte... Her sezon, mutlaka Bundesliga'nın en iyilerinden veya potansiyel vadedenlerinden bir kısmı kadroya katılıyor. Tüm Bundesliga ekipleri ise, bunun önüne bir türlü geçemiyor. Tüketim toplumunun geldiği, hazzın yerini bedenin ve temel ihtiyaçların yerini fantezi hayallerin aldığı noktada Bayern Münih'i durdurabilecek bir güç görünmüyor. Tek bir çıkış yolu işe yarayabilir, o da Bundesliga ekiplerinin en iyi futbolcularına ütopik sözleşme fesih bedelleri koymak...

10 Eylül 2015 Perşembe

Mario Gomez: Yıldız Kayması Mı Yoksa Parlaması Mı?


Futbolcuların genel karakteridir bu... Doğarlar, yükselirler, parlarlar, alçalma başlar ve son aşama olan düşüş ya da kayma gelir. Özellikle dünyanın en büyük beş liginde, futbolcular bu hazin skalayı daha sert geçişlerle yaşıyor. Yükseliş ve parlama dönemleri uzun sürdüğü gibi, düşüş dönemlerinde geçişleri çok daha sert ve acılı olabiliyor. Önce yıldız oldukları takımlarında forma süreleri azalıyorya da geçirdikleri ağır sakatlıklardan sonra bir türlü form yakalayamıyorlar. Bunun sonucu, dünyanın en iyi beş liginden daha aşağı liglere düşmek oluyor. Son yıllarda, yıldızı kayan futbolcuların tercih ettiği ülkelerin başında Türkiye, Amerika MLS, Katar ve Arap ülkeleri geliyor; biraz da Rusya...

Almanların usta golcüsü Mario Gomez de bu modaya uydu ve uzun görüşmelerin ardından Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Özgeçmişinde Bayern Münih ve Stuttgart'ta attığı golleri barındıran Gomez; aynı özgeçmişte iki önemli sakatlığa da sahip... Zaten Türk spor otoritelerinin de en büyük çekincesi, Gomez'in Fiorentina'da yaşadığı ve biri 7 biri de 5 ay süren sakatlıkları oldu. En önemli nokta, bu iki sakatlığın ayrı yerlerden oluşuydu. Bu yüzden büyük umutlarla transfer edildiği Fiorentina'da fazla forma şansı bulamadı. Yine büyük umutlarla geldiği ve taraftarın sevgilisi olacağı Beşiktaş'ta; Bundesliga günlerinden esintiler mi yaşatacak yoksa yıldız kayması devam mı edecek sezon sonunda göreceğiz. Ancak Gomez'in Beşikta antrenmanlarında çok hırslı ve istekli olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Stuttgart'ta Parladı

Ulm'un genç takımında oynarken; 2001 yılında Stuttgart'ın U17 takımına transfer olan Mario Gomez, burada yapılı fiziği ve üstünlüğüyle dikkat çekti ve kısa sürede U19 takımının yolunu tuttu. 2 senelik bu maceranın ardından, Stuttgart II takımına geçti ve profesyonel olma şansını burada yakaladı. Bu serüveninde, toplam 35 gol atarken dikkatleri de üzerine çekiyordu. 2003'ten beri orada ara ara fırsat bulsa da; 2005'te Stuttgart'ın A takımının üzerine titremesiyle as takıma geçti ve Bundesliga deneyimi yaşamaya başladı. Ertesi yıl, 2006-2007 sezonunda Stuttgart, tarihinin en iyi futbolunu sergileyerek şampiyon olurken; Mario Gomez de 25 maçta forma giyiyor ve 14 gol-7 asistlik performansıyla şampiyonlukta önemli bir rol oynuyordu. Ve o yıl, Bundesliga'nın en iyi futbolcusu da seçiliyordu. Bu yükseliş dönemiydi.

Stuttgart formasıyla toplamda 156 maça çıkan Mario Gomez, 87 gol ve 24 asistle kalitesini kanıtladı. 2009 yılında Bayern Münih, onun için Stuttgart'a 35 Milyon Euro ödüyordu.

Bayern'de Kazanılmadık Kupa Bırakmadı

2009'da Bayern Münih'e gelen Mario Gomez, o yıl, Bundesliga'nın en pahalı futbolcusu unvanını da eline alıyordu. İlk yalında bir uyum süreci geçirirken; esas patlamayı ikinci yılında yaptı. Bayern Münih, 2010 yılından itibaren Almanya futbolunda tekrar üstünlüğü eline almaya başladığında; Gomez de golleriyle takımına katkı verdi. 2010-2011 sezonunda, 28 gol kaydederken; Bundesliga'nın gol kralı oldu. 2011-2012 sezonunda ise forma giydiği 52 resmi maçta, rakip file bekçilerini 41 kez mağlup etti ve o dönem için kırılması zor bir istatistik yakaladı.

Gomez; Bayern ile Bundesliga, Şampiyonlar Ligi ve Almanya Kupası gibi tüm kupaları kaldırma başarısı da yakaladı. Bavyera ekibinin formasını sırtına geçirdiği dört sezonda, her 103 dakikada bir gol atma sevinci yaşadı. 174 kez giydiği Bayern Münih formasıyla 113 gol ve 26 asistlik bir performans sergiliyordu. Gomez, parlama dönemine girmişti.

Fiorentina=Sakatlık

Tarihler 2013 yazını gösterdiğinde, Gomez, 15.5 Milyon karşılığında Fiorentina takımına transfer oldu. Burada çok iyi karşılandı. Gomez'in aranan kan olduğu ve Fiorentina'yı eski şaşaalı günlerine döndürülebileceği konuşuluyordu. İşler pek umulduğu gibi gitmedi. Uğursuzluklar, Mario Gomez'in yakasına yapıştı. 1.89 cm boyundaki Alman, Fiorentina'daki iki sezonu boyunca sakatlıklarla boğuştu. İki ayrı yerinde 7 ay ve 5 ay futboldan uzak kaldığı 2 sakatlık yaşadı. İlk sakatlığının ardından rehabilitasyon süreci iyi gitse ve form tutmaya başlasa da; hemen ardından gelen ikinci sakatlık moralleri bozdu. Gomez, düşüş sürecine geçiyordu.

Geçtiğimiz ay ise, Fiorentina; Gomez'in maaşını ödeyemeyeceği için onu gözden çıkardı. Devreye Beşiktaş girdi ve uzun süren görüşmeler sonucunda masada akıllı durarak Almanların golcüsünü renklerine bağladı. Artık onu Kartal olarak Türkiye'de izleyebileceğiz. Yalnız şu unutulmamalı ki, Gomez Türkiye'ye gelirken; son 6 sezonda 5 büyük ligde şutlarını gole çevirme oranı en yüksek 4. futbolcu(50) unvanıyla geliyordu. Yani sakatlıklar onu derinden sarsmıştı; ancak hem yaşı 30'du hem de yeniden ayağa kalkabilecek gücü fazlasıyla vardı. O yüzden ateşli taraftar grubuyla kendisini gaza getirebileceği ve iyi kazanabileceği Beşiktaş'ı seçti.

Beşiktaş kısmına geçmeden önce; Mario Gomez'in Almanya milli takımının formasını her yaş kategorisinde giydiğini hatırlatalım. Almanya A Milli takımıyla ise 59 maça çıkarken; 26 gol atma başarısını gösterdi. Son yıllarda büyük başarılar yaşayan Almanya Milli takımının da Fiorentina'ya gidene kadar bir parçasıydı.

Kartal, Ayağa Kaldırır Mı?

Mario Gomez, bu yaz yaşadığı başarılar ve ağır sakatlıkların gölgesinde Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Yazının başında belirttiğim gibi, düşmeye başlayan yıldızların seçtiği yolu seçti. Rotası Türkiye'ydi. Burada oldukça iyi karşılandı ve moral kazandı. Antrenmandaki hırslı ve istekli çalışmalarıyla futbolseverler adına gelecek için umut verse de; aynı katkıyı henüz çıktığı 3 Süper Lig karşılaşmasında verebilmiş değil... Tabii ki lig uzun maraton, mutlaka onun da sazı eline alacağı zamanlar gelecektir. Tabii ki aksini düşünebilirsiniz; ancak ben Mario Gomez vakasında bir yıldız kayması değil, tekrardan bir yıldız PARLAMASI yaşanacağını düşünüyorum. Bu görüşümün açıklaması hemen aşağıda:

  1. İnatçı ve hırslı yapısı: Mario Gomez, hem golcülüğü hem de karakteriyle tipik bir Alman... Bitiriciliği ve hava topları da oldukça gelişmiş. Fiorentina döneminde yaşadığı ağır sakatlıkların üstesinden hırsı ve inatçılığı ile gelmeyi bildi. Beşiktaş ile yeni bir başlangıç yaptı. Avrupa'nın beş büyük ligine ve Almanya Teknik Direktörü Joachim Löw'e kanıtlayacağı şeyler var. 
  2. Beşiktaş'ın oyun sistemi: Şenol Güneş, Beşiktaş'a Bursaspor'dayken başarıya ulaştığı taktiği kurguluyor. İlk üç haftada, bazı sıkıntılar ve kopmalar olsa da bu taktiği uyguladı. Burada sağdan ve soldan ortalar gelecek, bekler hücuma katılacak. Tüm toplar uzun boylu bir pivot forvette toplanacak. Onun indirdiği toplara ve açtığı alanlara hemen takım arkadaşları koşacak. Geçen yıl Bursaspor'da bu görevi Fernandao yapıyordu. Şimdi ise Beşiktaş'ta işinin ehli Mario Gomez var. Bu bakımdan takımın sistemi de Gomez'e çok uygun ve uyum sürecini atlattıktan sonra gollerine başlar.
  3. Şenol Güneş faktörü: Şenol Güneş, antrenörlüğü boyunca yıldızlardan ve genç isimlerden çok iyi yararlanmış ve onların performansını yüzde 200'e çıkartabilmiş bir isim... Geçen sezonki Bursaspor'dan Fernandao'yu, Volkan'ı, Şener'i, Ozan'ı ve Emre'yi hatırlayın. Bu "Güneş"ten Mario Gomez de nasibini alabilir ve ilerleyen sezonda küçük çaplı bir patlama yapabilir. Şenol Güneş'in antrenmanlarda onun üzerine titrediğini düşünürsek, hiç de zor değil... 


26 Temmuz 2015 Pazar

3 Avans, 6'da Biter!



Portekiz'deki ilk maç 3-1 bittiğinde pek çokları gibi ben de "Acaba Bayern Münih için yolun sonu mu?" diye düşünmeden duramamıştım. Porto, çok iyi bir 45 dakika oynamış ve ilk maç için istediğini almıştı. Bundesliga'daki rahat durum, takımda son zamanlarda artan sakatlık krizleri derken; ilk defa büyük tökezlemişti Bayern Münih... Bu faturanın sorumlusu ise yılların emektarı mucizevi doktor Wolfarth'a oldu. Guardiola da sıkıntılı günler geçiriyordu.Portekiz'de ise, 3-1'lik galibiyetle erkenden artan gereksiz bir özgüven mevcuttu.
Allianz Arena'daki rövanş maçında farklı galibiyeti hedefleyen Pep Guardiola, takımını çok ofansif bir kadroyla çıkardı sahaya... Robben, Ribery ve Alaba gibi isimlerin yokluğuna rağmen; Götze ve Müller'in tam iyileşmesi Bavyera ekibini sevindiriyordu. Alman ekibinde Lewandowski gole en yakın isimken; Götze ve Müller de her zamankinden daha ilerde forveti tamamlayan ikili gibi görev alıyordu. Porto'ya farklı yenilgiyi getiren en önemli sebep ise, takımın her şeyi iki ofansif bek Alex Sandro ve Danilo'nun cezalı oluşuydu. Onların yokluğunda savunma kurgusu tamamen değişti. Marcano 11'e girerken; Martins-İndi sol stoper olarak fazla tecrübesi olmamasına rağmen sol beke kaydı. Sağ bekte ise bu bölgeye tamamen yabancı ve hata yapmaya yatkın Diego Reyes yer aldı. Porto Teknik Direktörü Julen Lopetegui, bu iki hatalı tercihiyle maçın sonunu erken getirdi. Bayern Münih'in iki komple yıldızı Müller ve Götze, bu isimleri kolaylıkla hataya sürükledi ve farkın daha 27. dakikasında kopmasını sağladı. Hatasını geç farkeden Lopetegui, Reyes'i 33. dakikada çıkardı ve yerine bek orjinli Ricardo'yu alarak hatasından döndü; fakat artık çok geçti. İspanya günlerindeki kariyerinden saygı duyduğum Lopetegui, sanki hayatında ilk kez futbolu ve taktiği unutmuş; hazırlanmadan Almanya'ya gelmiş gibiydi. Bunun yanında Lahm-Thiago-Alonso gibi üç defansif özelliği ağır orta saha oyuncusunu da geçmekte oldukça zorlandılar. Sadece 3 şutlarının olması, her şeyi açıklıyor.
Goller yağmur gibi gelirken; aklımıza tabii ki Almanya'nın Brezilya'ya gol olup yağdığı 2014 Dünya Kupası geldi. Bayern Münih, Almanya milli takımının rekorunu kıramasa da ilk 27 dakikada 3-0 ve 40 dakikada 5-0 ile rahatlıkla maçı kopardı. Daha 40 dakikada tur çok rahat bir şekilde garantilenmişti. Bu müthiş farka, ilk yarıdaki yüzde 72'lik topla oynama oranı da eşlik etti ve ilk yarıyı bitiren düdüğün ardından Allianz-Arena'da bir bayram havası esti. Guardiola ve futbolcuların yüzü gülüyordu. Bayern Münih ilk maçta 8 fark yeseydi, bugün kendi sahasında en az 10 gol rahatlıkla atabilecek kapasitedeydi. Söylemesi ayıp olacak ama; futbola yeni girmiş sevdiğim yan anlamlı terimlşrdendir: Bayern Münih, bugün Porto karşısında tecavüzün tam tamına kelime anlamını gerçekleştirdi.
İkinci yarıya başlangıçta, Lopetegui, ilk maçın aksine dökülen Quaresma'yı çıkararak orta sahanın defansif yönünü kuvvetlendirdi. Bu hamle, Porto'nun kıt ofans gücünü tamamen azalttı. Bunun yanında topla oynama oranlarında dengeyi sağladılar ve en azından ikinci yarının bir orta saha mücadelesi şeklinde geçmesine katkıda bulundular. Bayern Münih ise, ilk yarıdaki öldürücü darbeden sonra; ikinci devre çok rahattı ve sıkmadan oynadı. Guardiola, asları da birer birer çıkararak az forma şansı bulan oyuncularını soktu. Yani Bavyera ekibinin ikinci yarıdaki performansını değerlendirmek, ilk yarıdakine büyük saygısızlık olacaktır. Jackson Martinez'in fırsatçılığına Xabi Alonso'nun muhteşem frikiğiyle cevap veren Bayern Münih, 6-1 kazanarak Yarı Final'deki rakibini beklemeye koyuldu. Bu iştahla, Final'i bile görmeleri sürpriz olmayacaktır.
Thomas Müller, Bayern Münih formasıyla bu yıl kariyerinin en harika performansını geçiriyor dersek yalan söylemiş olmayız. Yazın gerçekleşen Dünya Kupası'yla birlikte özgüveni ve yetenekleri fullenmiş durumda... Daha Alman ve Dünya futboluna göstereceği çok fazla yeteneği var. Son haftaların gol yollarındaki formda ismi Robert Lewandowski, 2 golle yine gecenin yıldızıydı. Polonyalı forvet, önemli bir bitiricilik örneği sergiledi. Guardiola'nın onu takımda istemediği söylentileri son günlerde fazlasıyla artarken; Polonyalı, şu an için bunlara kulağını tıkamış gibi görünüyor. İspanyol sol bek Juan Bernat, her zaman olduğu gibi günün gizli kahramanlarındandı ve görevini eksiksiz yerine getirdi.