Bundesliga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bundesliga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2016 Pazartesi

Saygıyı Kendisi Kazanan Adam: Mats Hummels


Küresel bir spor olarak futbol; pek çok duyguyu ve evrensel pek çok kavramı bünyesinde barındırır. Bu duygular ve kavramlar, zihnimizde futbolu anlamlandırmamızı sağlar. Böylelikle futbola gönül verecek sebepleri de kolaylıkla bulmuş oluruz. Sevinç ve hüzün futbolda yoğun olarak yaşadığımız duygular olurken; üstat yazar Simon Kuper'in de dediği gibi "Futbolun sadece futbol olmadığı" kavramının yanında, adaletlilik ve adaletsizlik kavramları da sıkça konuşulur. Mats Hummels'in durumu ise bir "saygı" hikayesi; yani futbolun içinde barındırdığı kavramlardan geliyor. Bayern Münih kulübünde profesyonel olan Hummels, Bavyera ekibinden adeta kapı dışarı edilir gibi kovuldu ve Borussia Dortmund'a aforoz edildi. Alman oyuncu, burada gösterdiği performansla dünyanın sayılı stoperlerinden biri olurken; 2016-2017 sezonundan itibaren forma giyeceği Bayern'e tekrar imza attı. Bu imza farklıydı; Hummels, büyük bir saygı kazanarak adeta Bavyera ekibine pabucunu ters giydirmişti.

Bayern ile Profesyonel Oldu

Mats Hummels, futbola Bayern Münih'in U17 takımında başladı. Burada tam bir buçuk yıl geçirdikten sonra, bir üst takım olan U19'a geçiş yaptı. Ocak 2005'te U19 takımına geçen Alman savunmacı, burada 33 maç forma giydi. Kariyerinin belki de en golcü sezonunu 11 sene önce geçiren Hummels, 33 maçta rakip fileleri tam 8 kez sarstı. Burada da emek verdiği bir buçuk senenin ardından Bayern II onu fark etti ve Temmuz 2006'da sözleşme imzalanarak profesyonel yapıldı. Bayern Münih II'de 42 maça çıkan Mats Hummels, burada 42 maçta forma giydi ve 5 gol kaydedebildi. Teknik kadronun dikkatini bir türlü çekemeyen Hummels'in Bayern Münih ile as takım kariyeri ise 2006-2007 sezonunda 1 ve 2007-2008 sezonunda 1 olmak üzere toplam 2 maçla sınırlı kaldı.


İkinci takımdayken yetenek olarak çok gelişmemiş bulunan ve biraz ağır görülen Hummels; Bayern Münih as takımıyla çıktığı iki maçta da ne taraftara ne de teknik kadroya beğendirebildi kendini… As takımda da fizik olarak yeterli görülmedi. Performansı ve fiziği hakkında acımasız yorumlar yapılan Hummels, bu ağır eleştiriler yüzünden asla üzülmedi. Onun sırrı çalışmakta saklıydı. Çok çalışacaktı, yılmayacaktı ve gelecekte varabileceği en üst noktaya varacaktı. O da öyle yaptı.

Dortmund Kanatlarının Altına Aldı

Fizik olarak yetersiz bulunan Mats Hummels'in kısa sürede gönderilmesi kararlaştırıldı. Ona kapılarını açan Bundesliga'nın bir diğer büyük ekibi Borussia Dortmund oldu. Aslında sakatlık üzücü bir durum olsa da; Dortmund'da yaşanan bir sakatlık, Hummels'in oldukça gelişmesini sağladı. Dortmund ile yeni sözleşme imzalayan Subotic önemli bir sakatlık geçirmiş ve 2008-2009 sezonunun büyük bölümünde forma giyememişti. Hummels, o dönem formayı sırtına geçirdi ve o sezon 28 maçta oynayarak adından söz ettirmeye başladı. Sarı-Siyahlıların savunma anlayışının, daha kiralıkken temel taşı oldu. Bu performansıyla birlikte kiralık sözleşmesinin bitişiyle birlikte Borussia Dortmund, Bavyera ekibinde beğenilmeyen Mats Hummels'i 4 Milyon Euro bonservis bedeliyle transfer etti.


Sonrası mı? Sonrası gayet açık… 2010-2011 ve 2011-2012 sezonlarında Jürgen Klopp yönetiminde mükemmel bir takım oyunu ve etkileyici bir futbolla kazanılan iki Bundesliga şampiyonluğu… 2012-2013 ve 2013-2014 sezonlarında kazanılan Bundesliga ikinciliği ve bu yıl yeni teknik direktörleri Thomas Tuchel'in boyunduruğundan gelen bir ikincilik daha… Bunun yanında 2012-2013 sezonunda Avrupa'nın en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi'nde finalist oldular. Bundesliga'da sarı bir devrim imza atan Borussia Dortmund taraftarlarına bu başarıları yaşatırken; Mats Hummels de gemisinin başındaydı. Her sezon daha çok güçlendi ve her gelen başarıyla birlikte oyununu daha da geliştirdi Hummels…Borussia Dortmund formasını tam 309 kez sırtına geçirdi, bu süreçte 25 gol attı ve 16 asist yaptı. 2009 yılında Hummels'in yaptığı Borussia Dortmund tercihi, onu günümüzde dünyanın en tepesine çıkardı. Hummels şu an oyun kontrolü, savunma bilgisi, kademe anlayışı, ayağına hakim oluşu, pas ve geriden oyun kurma yetenekleriyle tek başına "modern stoper" kavramının sözlük karşılığı oluyor günümüzde…

Milli takım kariyeri mi? 2007-2010 arası Almanya U21 takımına seçilen Mats Hummels, 21 maçta forma giyebildi. U21 kategorisine, 5 golle katkıda bulunabildi. Almanya milli futbol takımında ilk maçına ise 13 Mayıs 2010'da Malta karşısında çıktı. 46. dakikada Serdar Taşçı'nın yerine oyuna dahil olan Hummels, o tarihten itibaren milli formayı kolay kolay bırakmadı ve teknik direktör Joachim Löw'ün gözdesi oldu. Almanya'nın Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası zaferlerinde önemli rol oynadı, savunmada sigorta görevi gördü.


Hatasını Anlayan Bayern…

Mıdern stoper tanımının en büyük temsilcilerinden olan Mats Hummels, en çok geriden oyun kurma ve pas yetenekleri sayesinde Liverpool, Bayern Münih ve Manchester United gibi devlerin transfer listesine girdi. Aslında bu hikayede, Hummels-Bayern ilişkisi için "Geçti Bor'un pazarı,sür eşeğini Niğde'ye" tamlamasını düşünüyordum, ancak yanıldım. Altyapıdan yıldızlar üretmek yerine kapitalist futbol düzeninde zengin olmayı seçen Bayern, her sezon Bundesliga'nın en iyilerini transfer ederek takımda toplama geleneğini sürdürdü. Bundesliga'daki diğer 17 takım Bayern Münih'in bu dominasyonuna engel olamazken; Bavyera ekibinin bu anlayışına eklenen son halka Mats Hummels transferi oldu.


Liglerinin sona ermesinin hemen ardından Bayern Münih, fazla vakit kaybetmedi. Borussia Dortmund'un 27 yaşındaki stoperini 38 Milyon Euro bonservis bedeliyle kadrosuna kattı. Borussia Dortmund'ta efsane olan ve kaptanlığa yükselen Mats Hummels için oldukça zor bir karardı. Ancak futbol 11 kişiyle oynanan ve sonunda Borussia Dortmund'un yıldızlarının gemiyi terk ettiği bir oyundu. Hummels kaptan da gemisini terk ederek; çıkacağı son uzun yolculuk için daha büyük bir gemiyle anlaştı. Hepsinden önemlisi de zamanında apar topar bacadan kovulduğu kulübüne 2016 yılında büyük bir saygınlık kazanarak kapıdan adım atması oldu. Futbolda önemli bir ders olarak anlatılabilecek bir hikaye, aynı zamanda Hummels'in saygı kavramını tek başına nasıl kazandığının dışavurumu… 

5 Mart 2016 Cumartesi

Sessiz Gemi: 0-0!


Signal Iduna Park, sezonun en önemli maçı için, diğer bir deyişle şampiyonluk maçı için, tıklım tıklım dolu durumdaydı. Gerçi Borussia Dortmund'lu taraftarlar takımının iddiası olsa da olmasa da hep Signal Iduna Park'ı dolduruyor; fakat bu maçın önemi oldukça fazlaydı. Bayern Münih'in geçtiğimiz haftasonu Mainz'a kaybetmesiyle Bundesliga'da şampiyonluk yarışı yeniden başlamıştı ve Borussia Dortmund da gerilerden sessiz sessiz gelerek puan farkını 5'e kadar indirmişti. Borussia Dortmund cephesi için bu derbi, zaten sezonun maçı anlamına geliyordu. Tuchel'in öğrencileri evlerinde alacakları bir 3 puan ile liderle aradaki puan farkını 2'ye kadar indirebilecekti. Bu yüzden ev sahibinin hataya tahammülü yoktu. Hissettiği yorgunluk nedeniyle son zamanlardaki performansında düşüş görülen Bayern Münih ise, derbide ezeli rakibini yenerek puan farkını tekrar 8'e çıkarmak amacındaydı. Bu son derece önemli derbide, Tuchel takımını değişik bir düzenle sahaya sürdü. Kalede Bürki yer alırken; savunma üçlüsü Hummels-Bender-Piszczek'ten oluştu. Onların hemen önünde Weigl ve İlkay ikilisi yer aldı. Kanatlarda Durm ve Schmelzer bulunurken; ileri üçlü ise Mkhitaryan, Reus ve Aubameyang'tan oluştu.Top Bayern'deyken Durm ve Schmelzer geri dönerek 5'li savunma oluşturuyordu. İlerideki üçlü, sürekli birbiriyle yer değiştiriyordu. Yani 3-4-3 gibi bir sistem çıkıyordu ortaya sonuç olarak… Guardiola'nın yönettiği Bayern Münih'te ise Neuer-Bernat-Alaba-Kimmich-Lahm-Alonso-Vidal-Robben-Müller-Douglas Costa-Lewandowski 11'i sahadaydı.

İki ekip de maça, savunmayı ve geride kalmayı düşünmeyerek başladı. Orta sahalar oldukça kolay geçildiği gibi hızlı da bir maç başlangıcı izledik. Sahadaki istek ve tutku gözle net bir şekilde görülüyordu. 10'da Mkhitaryan'ın harika pasında Aubameyang hızıyla topu aldı ve yaptığı vuruşta Bayern kalecisi Neuer başarılıydı. Tuchel'in ekibi ilk düdükle birlikte rakibine üçüncü bölgeden pres başlatırken; Guardiola'nın ekibi ise rakip ceza alanına yaklaşırken yoğun paslaşmaları tercih ediyordu. Douglas Costa Bayern adına sol açıktan, Mkhitaryan ise orta alandan Borussia Dortmund adına ilk20 dakikalık bölümde rakibi zorlayan isimlerdi. Bu dakikalarda ev sahibinde Mkhitaryan'ın ara pasına sağdan hareketlenen Durm,vücudu ile yaptığı çalımın ardından vasat bir şut çıkardı, top az farkla auta gitti. Dakikalar 30'a yaklaşırken önce Bayern kalesinde Reus ile Dortmund'un mutlak gol pozisyonunu engelleyen savunmacı Kimmich; ardından da Dortmund kalesinde Douglas Costa'nın şutuna kendini siper eden Dortmund kalecisi Bürki ilk yarıya damga vurdular. Sonraki 10 dakikalık bölüm, çoğunlukla orta saha mücadelesi şeklinde geçti. Dakika 41'de Robben'in sağ kulvarda ceza sahası dışından şutunda Dortmund kalecisi Bürki başarılıydı. Hemen bir dakika sonrasında, Hollandalı deneyimli futbolcunun önünü açarak yaptığı yavaş şut, az farkla auta gitti. İki takım da hızlı ve atak oynamasına rağmen kontrolü de elinden bırakmayınca, devreye golsüz beraberlikle girildi.

İlk yarıda iki takımın da 2015-2016 sezonunun genelinde oynadıkları oyun karakterinden çabuk vazgeçtiğini söylemeliyim. Bundesliga'da bu yıl kontra ataklardan en fazla gol atan takım alan Borussia Dortmund, etkili olabileceği kontraları bulamayınca sistemini değiştirmek zorunda kaldı. Bayern Münih ise, sezon genelinde Guardiola'nın en önemli tercihi set oyunlarını severken; Dortmund'un önlem alışıyla bu tarzından vazgeçmek durumunda kaldı. Borussia Dortmund'da kaleci Bürki kalesinde sağlam dururken; orta sahanın dinamosu Mkhitaryan istekli futboluyla dikkat çekti. Bayern Münih'te ise Kimmich savunmada güven verirken; Robben ve Douglas Costa da hücum anlamında konuk ekibin en önemli silahı oldular.

Bayern İpleri Eline Aldı

İkinci yarı da ilk yarı gibi hızlı başladı. Dakikalar 50'yi gösterdiğinde Aubameyang, Neuer ile karşı karşıya kaldı; ancak istediği vuruşu yapabileceği bir açı bulamadı. Bu dakikadan sonra Bayern, üstünlüğü biraz eline aldı, topla daha fazla oynayan taraftı. 55'te Bayern tehlikeli geldi, Müller'in ortasında Vidal'in kafa vuruşu auta çıktı. 58'de Robben iyi kaçtı, vuruşu farklı şekilde auta çıktı. Tuchel'in 5'li savunma ısrarı, Dortmund'un ilk yarıdaki etkisini dakikalar geçtikçe azaltıyordu. Bunun yanında önde baskıyı arttıran taraf da Bayern Münih'ti. 64'te Bayern Münih korneri kullandı, ceza sahası içinin tam ortasına düşen topa Müller çok sert vurdu; ancak top direğe çarptı. 71'de Douglas Costa, ekstra gayretiyle kazandığı topu Robben'e aktardı. Robben'in topun gelişine vuruşu, farklı şekilde üstten dışarı çıktı. Bu dakikadan itibaren maç, orta saha mücadelesi şeklinde; fakat Bayern Münih etkisinde geçildi. Son 20 dakikada tempo oldukça düşüktü. 87'de Dortmund'un ikinci yarıdaki en tehlikeli atağında sağdan gelen Aubameyang ceza sahası içine ortaladı. Ramos'un yakın direğe yaptığı kafa vuruşu ise az farkla dışarı çıktı. Skoru etkileyecek başka bir pozisyon yaşamayınca karşılama başladığı gibi 0-0 sonuçlandı.

Bu sonuç kesinlikle lider Bayern Münih'e yaramış oldu. Bavyera ekibi bu derbiye çıkmadan önce ezeli rakibinin 5 puan önündeydi. Derbide çıkan beraberlik, bu tabloyu da değiştirmedi. Ev sahibi son atımlık kurşununu özellikle ikinci yarıda iyi kullanamazken; Bayern Münih için şimdiden "Şampiyon!" nidaları geliştirsek, yanılmış olmayız. Çünkü Münih ekibinin önünde, Borussia Dortmund'a geçilebileceği bir fikstür de bulunmuyor.

Tuchel Çekimser Kaldı

Borussia Dortmund teknik direktörü Thomas Tuchel, her şeyden önce çok iyi bir insan ve çok sevdiğim bir teknik direktördür. Jurgen Klopp'un geçtiği yollardan geçerek bu yıl kendisini Borussia Dortmund'da buldu. Futbolda görüşleri hemen hemen paralellik gösteren meslektaşından devraldığı Borussia Dortmund'u bence bir adım daha ileriye taşıyan bir teknik adam… Bu derbiye kadar, şampiyonluk şanslarını da sonuna kadar sürdürdüler. Bugün ilk 45 dakikada daha net gördüğümüzde de hem oyun tarzları hem de 3-4-3 dizilişleriyle Bayern'i afallattılar. Ancak ikinci 45 dakikada o görüntünün tam tersi vardı. Önde basmayı bırakıp 5'li defansa gömüldüler. Bayern Münih'in üzerlerine gelmelerine izin verip karşılığında önemli kontralar da yakalayamadılar. Alman teknik adam, oyuncu değişikliklerinde de çok geç kaldı. Zira nöbetçi golcü Ramos daha erken girip kontralar yakalayabilirdi ya da Nuri Şahin erken düşen Dortmund orta sahasına bir canlılık katabilirdi. Tuchel'in derbide eleştirilmesi gereken yalnızca 2 noktası buydu. Maça döndüğümüzde ev sahibinden kaleci Bürki'yi ve ofansif orta saha Mkhitaryan'ı tebrik etmemiz gerekiyor. Dortmund adına fark yaratan performanslar ortaya koydular. Marco Reus'ta ise haftalardır yaşanan düşüş, artık gözle görülür bir hal aldı!

Bayern Münih tarafına baktığımızda, teknik direktör Guardiola, ilk yarıda Dortmund sistemi karşısında afallasa da; ikinci yarı üstünlüğü takımına aldırdı ve o bildiği etkili oyunu oynatmayı başardı. Bavyera ekibi hem Şampiyonlar Ligi hem Bundesliga derken iyice yoruldu, üstüne yaşanan sakatlıklar da can sıktı. O yüzden ara sıra yaşanan puan kayıpları ve durgun futbol hoş görülmeli… Bugün yenilmemeleri gerekiyordu ve yenilmediler. Sessiz bir gemi gibi beklediler ve işlerini yaptılar. Sakatlıklar yüzünden sıkıntı çeken Bayern'de savunma hattında Kimmich yine eksiksiz bir şekilde görevini yaptı ve tebriği hak etti. Robben ve Douglas Costa da istekli oyunlarıyla göz kamaştırdı ve ev sahibini oldukça zorladı.Müller ve Lewandowski ise, günün başarısız isimleri olarak görülebilir. Konuk ekip ekstra bir mucize olmadığı takdirde, şampiyonluk için şafak sayar konuma geldi!

9 Kasım 2015 Pazartesi

Dortmund'un 'Ruhr'u yeter!


Bundesliga'da yılın en önemli ikinci maçı için, on binlerce taraftar Signal Iduna Park'taki yerini alırken; milyonlar da televizyondan bu heyecana ortak oldu. Güzel futbol ve formda performansıyla dikkat çeken Borussia Dortmund, sezona etkili bir futbol oynayarak başladıktan sonra durulan Schalke 04'ü ağırladı. Borussia Dortmund teknik direktörü, Schmelzer'in formasına geri kavuşması ve Marco Reus'un sakatlığı nedeniyle Ruhr Derbisi'nde kadroda değişikliğe gitti. Schmelzer, Jo-Hoo'dan formasını geri alırken; Reus'un yerine ise Gonzalo Castro'yu gördük. Castro burada kanat olarak görev yapsa da; sık sık orta saha olarak forma giydi ve orta sahaya katkıda bulundu. Konuk ekip Schalke 04'te ise Andre Breitenreiter, tek değişikliğe gitti ve stoperde Höwedes'in yokluğunda, Neustadter'e şans verdi. Borussia Dortmund 4-2-3-1 ve Schalke 04 ise 4-4-2 sistemleriyle sahadaydı. Schalke 04 buraya kapanmamak için geldiğini dizilişiyle gösterse de; saha içinde pek de öyle olmadı.
Başlangıç düdüğünün ardından, ilk 10 dakikada takımlar temkinli davrandı ve paslaşmalarla bu bölümü eritti. Bu sürecin ardından, 20 dakikalık bölümde ev sahibi Borussia Dortmund sazı eline aldı. Sarı-Siyahlılar, Mhikhtaryan ve Aubameyang önderliğinde ataklar geliştirdi ve rakip kalede tehlikeler yarattı. Bu pozisyonlar, golün habercisiydi; nitekim öyle de oldu. Borussia Dortmund, baskılı oynadığı dakikaların sonunda gole ulaştı. Ev sahibinin golünde, tam bir takım oyunu hakimdi. Mhikhtaryan, sağ köşedeki Ginter'i gördü. Ginter, rakibini çalımlayarak ceza sahası köşesine kadar topu sürdü ve adrese teslim bir orta kesti. Ev sahibinin Japon yıldızı Kagawa, kısa boyuna rağmen kafayı vurmayı başardı ve Borussia Dortmund,derbide 1-0 öne geçen taraf oldu. Schalke 04, golden sonra şoku çabuk üzerinden attı ve Dortmund savunmasının hatasını iyi değerlendirdi. Dortmundlu Hummels'in gönderdiği pası kesen Schalke 04'ten Goretzka, sağ kanattaki Leroy Sane'ye yüksek bir pas gönderdi. Topu iyi kontrol eden Sane, sağ köşeden ceza sahasının içine girdi ve ortada boş durumdaki Huntelaar'a pasını çıkardı. Hollandalı golcü ise topu filelerle buluşturdu ve skora denge geldi: 1-1! Golün hakkı ise Sane'deydi. Genç Alman, Draxler'den sonra Schalke 04'ün yeni silahı oldu ve bu yıl çıkıştaki performansıyla Almanya milli takımına kadar ulaştı. Eşitliğin ardından 10 dakikalık bölümde tehlikeli bir pozisyon yaşanmazken; Borussia Dortmund, devreye girmeden üstünlüğü yakaladı. Soldan Mhikhtaryan'ın kullandığı kornerde, topa iyi yükselen Ginter düzgün bir kafa vuruşuyla skoru 2-1'e getirdi. Bu golle birlikte, Borussia Dortmund, devre için soyunma odasına 2-1 önde girdi.
Örümcek adam devrede
Borussia Dortmund, ikinci yarıya da baskılı başladı ve ikinci yarının hemen başında golü buldu. Mhikhtaryan-Castro-Aubameyang üçgeni gördük golde… Pası alan Castro, Aubameyang'ı ara pas ile kaçırdı. Dortmund'un bı yıl en büyük silahı Aubameyang da Fahrmann'ın solundan düzgün bir vuruşla ağları sarstı. Ev sahibi takım durumu 3-1'e getirirken; bu gol bir anlamda da maçın koptuğu anlamına geldi. Borussia Dortmund golden sonra saha içinde de oldukça rahatlarken; Schalke'de Breitenreiter'in maçı çevirmek ve orta sahayı canlandırma adına hamleleri işe yaramadı. 65'ten sonra kısa bir an üstünlüğü eline alan ve topa sahip olan Schalke 04, bu dakikalarda farkı bire indirme fırsatı buldu. Sağdan yapılan ortada Dortmundlu stoper Hummels topu kontrol edemedi ve top Huntelaar'ın önünde kaldı. Hollandalı topu kontrol ederek soğukkanlı vuruşuyla durumu 3-2 yapan golü attı. Hummels'in bu goldeki hatası da oldukça dikkat çekiciydi.
Bu golden sonra, Borussia Dortmund, kaza yaşamamak adına çabuk toparlandı ve kontrolü eline aldı. Skoru değiştirecek başka bir pozisyon olmayınca, Borussia Dortmund derbide Schalke 04'ü 3-2 mağlup etti. Ev sahibinde 1 gol 1 asistle oynayan  Matthias Ginter, bana göre maçın yıldızı olacak bir performans ortaya koydu. Schalke 04'te ise Huntelaar, iki gol ile yıldızlaşırken; mağlubiyete engel olamadı. Konuk ekipte Sane, yine dikkat çekici bir performans ortaya koydu ve dünya futbolunda gelecek adına önemli sinyaller verdi.

30 Ekim 2015 Cuma

Anfield’da “Normal Biri”


İngiltere Premier Lig ekiplerinden Liverpool’un teknik patronluğunu devralan Jurgen Klopp, kulübü güzel günlere ulaştırmaya çalışacak. Tıpkı daha önce Bundesliga’da Mainz ve Borussia Dortmund’un başındayken yaptığı gibi…

48 yaşındaki Alman çalıştırıcı, teknik direktörlük göreviyle kazandığı üne, futbolculuğu zamanında ulaşamamıştır. Futbola, 1975-1983 yılları arasında amatör kulüp SV Glatten’de başlıyor. Burada vasat yıllar geçiren Klopp, 1983’ten 1986’ya kadar forma giyeceği Ergenzingen kulübünde asıl istediğine ulaşıyor. 1989 yılında şu an Bundesliga’da olan Mainz takımının ilgisini çeken Jurgen Klopp, tereddüt etmeden ilk profesyonel serüvenine çıkıyor. Mainz, aslında O’nun kabuğunu kırıyor. Çünkü asıl görev pozisyonu forvetken; burada antrenörünün de telkinleriyle bir stopere dönüşüyor. Yeni görev yerinde gösterdiği başarı, Klopp’un 1989 yılından 2001’e kadar 12 yıl boyunca aralıksız Mainz forması giymesini sağlıyor. 325 maça çıkıyor ve 12 senede stoper olmasına rağmen 52 gol atma başarısı gösteriyor. Pek tanınır bir futbolcu olmasa da ‘kalas’ gibi sert yapısıyla Almanya’da görev adamı stoperlerden biri oluyor. Klopp’taki bu pozisyon değişikliği, aslında günümüzde teknik direktörlük kariyerine de yarar sağlamış durumda… Klopp’un hücum becerileri, forvet özelliklerinden gelirken; top rakip takımdayken yönettiği kulüplerin agresif presi ve markaj yapısı ise, tamamen stoperliğinden gelen özellikleri… Olgunluk zamanlarında yakaladığı bu çoklu yapıyı, tam bir kitap tutkunu oluşuyla birleştirmeyi başarıyor Klopp, yönetim yeteneklerini de buna ekleyerek bugün olduğu, olması gerektiği noktaya geliyor.

İlk deneyimi Mainz’la

Jurgen Klopp, 2001 yılında Mainz formasıyla futbolu bırakmasının ardından; takımın başına getiriliyor. İlk sezonundaki mücadelesinde, Mainz’ı neredeyse boyun farkıyla Bundesliga 2’de küme düşmekten kurtarıyor. Asıl yapılanma bir sonraki sezon başlıyor. 2001-2002 ve 2002-2003 sezonlarında hücum futbolu ve takım oyunuyla Mainz’i kanatlandıran Jurgen Klopp, Bundesliga 2’de dördüncü olsa da üst lige çıkma şansını kaçırıyor. Klopp ve öğrencileri yılmıyor, takım 2003-2004 sezonu sonunda 3. oluyor ve tarihinde ilk kez Bundesliga’ya çıkıyor.

Jurgen Klopp, Mainz ile Bundesliga’daki ilk yılı olan 2004-2005 sezonunu 11. sırada tamamlıyor. UEFA’nın Fair Play uygulaması sebebiyle Avrupa’da mücadele etme şansı bulup yalnızca iki tur ilerliyebiliyorlar. 2005-2006 sezonu da 11. sırada bitiriliyor. 2006-2007 sezonunda ise Mainz, kötü futboluyla tekrar Bundesliga 2’nin yolunu tutuyor. Bir sonraki yıl, Mainz 4. olup Bundesliga biletini kaçırınca, Klopp ile kulübün yolları ayrılıyor. Sıradan bir alt lig takımından, Bundesliga tecrübesi olan bir ekip yaratmayı başarıyor deneyimli Alman çalıştırıcı… 2006 Dünya Kupası’nda Almanya’nın maçlarını ZDF kanalına yorumlarken; iyice sevilmeye ve ününü arttırmaya başladı.

Dortmund’la bir peri masalı

Jurgen Klopp 2008 yılında Borussia Dortmund ile sözleşme imzaladığında; Borussia Dortmund sıradan ayaklara sahip, küme düşmemeye oynayan ve borçlarından dolayı finansal sıkıntılar yaşayan bir kulüptü. Kulübün başında 7 yıl kalan ve taraftarların en büyük sevgilisi haline gelen Klopp, sihirli değneğiyle Dortmund’u dipten zirveye taşıyacak ve tam anlamıyla bir dünya kulübü yapacaktı.

İlk görev yılı olan 2008-2009 sezonunda Borussia Dortmund, Almanya Süper Kupası’nı kazandı ve ligi altıncı basamakta tamamladı. Ancak takımın bu dikey yükselişi, Dortmund yönetiminin 48 yaşındaki antrenör ile sezon bitmeden sözleşmeyi uzatmasına sebep oldu. Ayrıca, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda Almanya’nın maçlarını yine ZDF’ye yorumladı, doğru tespitleri ile teknik direktörlüğünün yanında yorumculuğunu da konuşturdu. 2009-2010 sezonunda ise Dortmund, ligi 5. sırada bitirdi ve Avrupa Ligi biletini cebine koydu. Yine 2010 Dünya Kupası’nı başarılı yorumculuğuyla RTL’e anlattı. Sonrasını ise herkes biliyor, kısa keseceğim: 2010-2011 ve 2011-2012 yıllarında üst üste gelen 2 şampiyonluk, 2011-2012 sezonunda ligin yanında kazanılan Almanya Kupası ve ardından 2012-2013 sezonunda gelen Şampiyonlar Ligi Finali’nde ikincilik… Bu başarıların hepsi, Klopp’un dokunuşuyla Borussia Dortmund’un dipten zirveye çıkışını sağladı. Bu başarıları takip eden 3 sezonda Bayern Münih’in ekonomik ve sportif anlamında Bundesliga’yı dominasyonu engellenemezken; Jurgen Klopp ile Borussia Dortmund’un yolları 2014-2015 sezonunun sonunda ayrıldı.

Klopp futbolu

Jurgen Klopp’un futbol sisteminin en temeli, ‘takım olmak’tan geçiyor. Klopp özellikle Borussia Dortmund günlerinde takım halinde savunma ve takım halinde hücuma oldukça dikkat ediyor. Ve bu dikkat verdiği nokta, antrenörlük kariyerinde hep ön planda… Topla ilgili çalışmalar da sisteminde önem teşkil ediyor. Oyunun üç bölgesinde de agresif bir baskı tercih eder. Sisteminde, savunmayı ve baskıyı hücum presle forvetten başlatır. Rakibi üç bölgede de sıkıştırmayı ve bu sıkıştırma sonucunda kazandığı toplarla hızlı hücum yapabilmeyi hedefler. Tempolu futbolun temsilcisi olarak bunu Borussia Dortmund’a enjekte eder. Dortmund’un dipten zirveye yolculuğunun, temel sistemi bu ibarelerden oluşmaktadır.

Klopp’un taktiği, modern futbolun hayati damarı 4-2-3-1’dir. Top kendisindeyken bu sistemden ödün vermez. Ancak top rakipteyken; takımını çoğu zaman 4-4-2’ye döndürür. Bu, onun sisteminde hücum pres yapmak ve rakibi sıkıştırmak adına çok önemlidir. İstikrarı sevdiği için, bu düzenden ödün vermez. Antrenör ekibinde yer alan Željko Buvač, onun hayatında özel bir yere sahiptir. Buvač’ı yanından asla ayırmaz, onun eğitici karakterinden faydalanır ve takımının da faydalanmasını sağlar. O yüzden, Liverpool’da da ekibinde istediği ilk isim Buvač oldu. Klopp da aslında eğitimci bir teknik direktördü. Spor bilimleri üzerine üniversiteden mezun olmuş ve diplomasını almıştır. Futbolun bilimsel yönlerini de sever, onlara önem verir. Duygusal biridir, duygularına engel olmaz. Bu sayede Borussia Dortmund ile bozulması zor bir bağ kurmuştur.

Liverpool’u ayağa kaldırabilecek mi?

Sıkı bir Liverpool taraftarı olarak, 2009 yılından başlamak üzere ve düzenli bir şekilde hep bu takımın başına Jurgen Klopp’un getirilmesi gerektiğini savundum. Borussia Dortmund ve Liverpool karşı karşıya getirilip oyuncu grubu, sistem, takım, dinamikler ve taraftarlar düşünüldüğünde; Jurgen Klopp Liverpool için en doğru isimdi. Sonunda bu düşüncenin 6 yıl rötarlı olarak kabul görmesi, beni çok mutlu etti. Klopp’u “This  is Anfield” yazısına dokunurken gördüğümde, mutluluktan ve gururdan birkaç damla gözyaşı bile dökmüş olabilirim. Evet futbol tutkuların birleştiği bir oyundur. Ve dünyanın en tutkulu kulüplerinin başlarında yer alan bir takıma, tutkulu bir teknik direktör geliyordu.

Liverpool, sonunda “dank” etti ve kötü sonuçların ardından Brendan Rodgers ile yollarını ayırdı. Tüm Liverpool taraftarları bu haberle bayram etti. Kulübün sahibi Fenway Sports Group, elini çabuk tuttu ve sansasyonel bir ismi takımın başına getirdi. Daha önce 2011 ve 2012 yıllarında da Liverpool’un takımın başına getirmek için çok uğraştığı Jurgen Klopp’u bu sefer gerçekten John Lennon havaalanına indirdiler ve 3 yıllık imzayı da attırdılar. İmza törenine giderken “This is Anfield” diyerek gülmesi ve o meşhur yazının önünde bir müddet durması, basın toplantısındaki rahat ve kendinden emin tavırları, Jose Mourinho’nun “Speciel One” yorumu sorulması üzerine “I am the Normal One!” karşılığını verip gülebilmesi…. Belki sizin için çok minik; ama benim için bu devasa öneme sahip bu sahneler, Jurgen Klopp’un Liverpool için neden en doğru isim  olduğunu gösteriyor.

Klopp, basın toplantısında bu yıl çok büyük değişikliklerin yapılmayacağını açıklamıştı. Takımdaki tek sıkıntı, şu an için Klopp’un kontra atak futbolunun Liverpool hücumcularına nasıl etki edeceği… Çünkü Benteke, Sturridge, Coutinho, Firmino, Milner, Lallana gibi isimler bu tarz bir sistemde daha önce hiç mücadele etmedi. Dolayısıyla Klopp’un sisteminde ne kadar katkı verecekleri şu an bir soru işareti… Gelecek sezon ise takıma önemli transferlerin yapılacağını ve Klopp’un sonunda takıma istediği futbolu oynatabileceğini düşünüyorum. Yani Klopp ve Kırmızılar için asıl belirleyici, gelecek yıl olacak. Bu tabii ki benim düşüncem ve hislerim…

Klopp’un sistemine baktığımızda, Tottenham maçında 4-2-3-1 taktiğiyle sahada yer aldığını gördük; top rakipteyken ise bu sefer bir anda 4-3-2-1’e döndüler. Southampton maçında ise Merseyside ekibinin 4-3-2-1 taktiğiyle yer aldığını gördük. İlk ellerin hiçbir zaman günahı olmaz tabii ki; ancak Klopp bu yıl 4-3-2-1’de karar kılıp gelecek sezon yapılan transferlerle birlikte mi takımı 4-2-3-1’e çevirecek, düşünmüyor değilim.

Yolun açık olsun Jurgen Klopp… You’ll Never Walk Alone! Liverpoollu’lar olarak her zaman yanındayız ve kredin sonsuz…


9 Ekim 2015 Cuma

Tüketim Toplumunda Bayern Olmak!


Her ne kadar Frankfurt Okulu sakinleri tarafından eleştirilse de ve her seferinde bir temsilcisi olmadığımızı belirtsek de, "tüketim toplumu"nun içinde yaşıyoruz. Yaşamakla kalmayıp hayatımızın her alanında hissediyoruz. Liberalizm ve küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen tüketim toplumu, teknolojinin sayesinde kitle iletişim araçlarının gelişimiyle günümüzdeki halini aldı. Küreselleşmenin yaşanması ise, dünyayı çok daha küçük, tanınır ve ulaşılabilir bir duruma getirdi. Jean Baudrillard'ın ortaya çıkardığı tüketim toplumu; en basit anlamıyla, ihtiyacınızdan çok daha fazlasını tüketmek ve tüketmeyi alışkanlık halina getirmek olarak açıklanabilir. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını giderebilir düzeye gelmiş ve daha lüks, daha pahalı hayallerini gerçekleştirmek için zaman harcamaya başlamıştır. Boudrillard'ın tüketim toplumunda temel amaç; tüm insanlığın daha fazla tüketebileceği bir dünya olgusu üzerinde birleşebilmektir.
Temel girişimizi yaptıktan sonra; konuyu yavaştan futbola bağlayalım... Tüketim toplumu, özellikle gelişmiş ve popüler kültür ürünlerinin fazlasıyla hissedildiği ülkelerde görülmektedir. İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, ABD gibi örneklerini verebileceğimiz popüler kültürün yoğun olarak görüldüğü yerlerde; bu popüler kültürün en büyük araçlarının başında futbol gelmektedir. Kitleler; maç biletleri ve takımının lisanslı ürünleri çerçevesinde örgütlenirken; futbol takımları ise, yıldız transferler için para yağdırıyor. Yayın gelirleri ise, pastanın en büyük dilimini kapabilmek adına önemli... En temel çerçevede, futbolun tüketim toplumu ve popüler kültür ile ilişkisi bu şekilde açıklanabilir.
Bayern Münih'in yükselişi
Transferin, futbolun bir parçası olduğunu ve dolayısıyla tüketim toplumuyla ilişkilendirildiğini belirtmiştik. Yapılan transferler; artık günümüzde sadece hazzı geçiyor ve daha fantezi öğeleri içeren emeller için yapılıyor. Yani takımlar, şampiyon olabilmek ya da Avrupa'da adından söz ettirebilmek adına yıldız transferlerine zaman ve para ayırıyorlar. Günümüzde küresel çoğu Avrupa devi, bu yöntemi benimsiyor. Ancak; Bayern Münih'in hepsinden ayrı bir tarafı var. Real Madrid, Barcelona, Manchester United, Chelsea gibi ekipler hem ligdeki takımlarla yarışabilmek hem şampiyonluk isteği hem de takım planlamasından dolayı yaz transfer döneminde 1-2 sansasyonel transfer yapabiliyor. Tabii ki kafanızda şu an "Ee Bayern'in onlardan farkı ne?" demişsinizdir. Bayern Münih, yukarıda saydığım sebepten çok tek bir amaç uğruna yıldız transferi yapıyor: BUNDESLIGA DOMİNASYONU...
Bu yöntemi altyapıdan futbolcu yetiştirerek yapmak yerine; her yaz transfer döneminde, bir önceki sezon Bundesliga'da dikkat çeken isimleri sansasyonel bedellerle transfer ederek yapıyorlar. Ya da olanaklarıyla yıldız oyuncuların akıllarını çeliyorlar. Temel amaç; Bundesliga'nın en iyilerini takımda toplamak... Diğer kulüpler ise, Bavyera ekibinin bu gücü yüzünden sessiz kalıyor. Şimdi Bundesliga dominasyonu hikayesinin başladığı 2008-2009 sezonuna dönelim.
Bundesliga'da Bayern'in iki ya da üç sezonda bir şampiyon olduğu milenyum yılları... 2008-2009 yılında, devreye Grafite, Dzeko ve Diego önderliğinde şampiyon olurken; Bayern Münih ise o günlerde ligin tek hakimi olmayı kafasına koyuyor. Her sezon, en az 1 Bundesliga'da o sezon en iyi performans gösteren futbolcuyu transfer etme fikri böyle doğuyor. 2009-2010 sezonu için, Stuttgart forması giyen forvet Mario Gomez'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Bunun yanında Real Madrid'den Arjen Robben'i de 24 Milyon Euro'ya kadroya katarak iki en iyi isim alıyorlar. Bu transferlerle 2009-2010 yılında şampiyon oluyorlar. 2010-2011 sezonu öncesinde ise, o yıl Hoffenheim ile dikkat çekici bir sezon geçiren Luiz Gustavo'yu 17 Milyon Euro bonservis bedeliyle transfer ediyorlar. Sezonu Borussia Dortmund'un arkasında ikinci olarak bitiriyorlar.
2011-2012 sezonunda, Schalke 04'te gösterdiği harika performansla dikkat çeken Manuel Neuer'i 30 Milyon Euro karşılığında transfer ediyorlar. Manchester City'de aradığını bulamayan Alman savunma oyuncusu Jerome Boateng de 13.5 Milyon Sterlin'e transfer ediliyor. Bu iki pahalı transfere rağmen; o sezon ligi yine Borussia Dortmund'un arkasında ikinci bitiriyorlar.
Dominasyon başlıyor
İki sezonluk kayıp, yönetimi sinirlendirince, Bayern Athletic Bilbao'dan Javi Martinez'i ve Basel'den Xerdan Shaqiri'yi alırken kesenin ağzını açıyor. Takımlarıyla formlarının en yükseğine çıkan Borussia Mönchengladbach'lı savunma oyuncusu Dante ve Wolfsburg'un Hırvat forveti Mario Mandzukic de Bavyera ekibine katılıyor. Bu iki ismi transfer etmelerine, o yıl Bundesliga'nın en iyileri oldukları için hiç şaşırmıyoruz. 2012-2013 sezonunda da şampiyonluk ipini göğüslüyorlar.
2013-2014 sezonunda, Bayern politikasını daha da hırçınlaştırarak transfere devam ediyor. Uzun görüşmeler ve ikna turlarının ardından Borussia Dortmund'un gelecek vadeden altın çocuğu Mario Götze'yi 37 Milyon Sterlin'e transfer ediyorlar. Bundesliga için pahalı bir rakam ödeyerek rekor kırıyorlar. Barcelona'dan Thiago da transfer edilirken; o yıl Mainz savunmasını çekip çeviren Jan Kirchhoff da Bayern Münih'e katılıyor. O yıl, yine iki en iyiyi alıp şampiyon oluyorlar. Kirchhoff fazla forma şansı bulamasa da Bayern'in şampiyonluğuna şaşırmıyoruz.
2014-2015 sezonunda; Roma'dan Benatia, Real Madrid'ten Xabi Alonso, Villarreal'den Bernat ve Liverpool'dan Reina'yı transfer ederlerken; sıra Bundesliga'ya geliyor. Daha ocak ayından itibaren görüşmeye başlayıp anlaştıkları Robert Lewandowski'nin aklını parayla çeliyorlar ve sözleşme imzalıyorlar. Aynı taktik, yaz döneminde E.Frankfurt'lu Sebastian Rode'ye de uygulanıyor. Bunun yanında Mönchengladbach altyapısından takip ettikleri Türk asıllı Alman oyuncu Sinan Kurt'u da cüzzi bir miktarla alabilmek adına uzun süre direttiler ve amaçlarına ulaştılar. 2014-2015 sezonunda da 10 puan farkla şampiyon oldular.
2015-2016 sezonu için yaz döneminde Douglas Costa ve Arturo Vidal'e toplamda 67 Milyon Euro ödeyen Bayern Münih, yine Bundesliga'yı da es geçmiyor. Stuttgart'tan Almanya için gelecek vadeden ön libero Joshua Kimmich için 8.5 Milyon Euro, Neuer'e rekabet için de yine aynı takımdan 3.5 Milyon Euro'ya Svan Ulreich'i transfer ediyorlar. Bunun yanın da bir de alamadığı, yani parayı seçmeyen, Borussia Dortmund'lu Marco Reus'u unutmamak lazım... Paradan daha önemli şeylerin olduğunu hepimize hatırlattı.
Özet olarak Bayer Münih'in Bundesliga dominasyonu çalışmaları böyle işte... Her sezon, mutlaka Bundesliga'nın en iyilerinden veya potansiyel vadedenlerinden bir kısmı kadroya katılıyor. Tüm Bundesliga ekipleri ise, bunun önüne bir türlü geçemiyor. Tüketim toplumunun geldiği, hazzın yerini bedenin ve temel ihtiyaçların yerini fantezi hayallerin aldığı noktada Bayern Münih'i durdurabilecek bir güç görünmüyor. Tek bir çıkış yolu işe yarayabilir, o da Bundesliga ekiplerinin en iyi futbolcularına ütopik sözleşme fesih bedelleri koymak...

10 Eylül 2015 Perşembe

Mario Gomez: Yıldız Kayması Mı Yoksa Parlaması Mı?


Futbolcuların genel karakteridir bu... Doğarlar, yükselirler, parlarlar, alçalma başlar ve son aşama olan düşüş ya da kayma gelir. Özellikle dünyanın en büyük beş liginde, futbolcular bu hazin skalayı daha sert geçişlerle yaşıyor. Yükseliş ve parlama dönemleri uzun sürdüğü gibi, düşüş dönemlerinde geçişleri çok daha sert ve acılı olabiliyor. Önce yıldız oldukları takımlarında forma süreleri azalıyorya da geçirdikleri ağır sakatlıklardan sonra bir türlü form yakalayamıyorlar. Bunun sonucu, dünyanın en iyi beş liginden daha aşağı liglere düşmek oluyor. Son yıllarda, yıldızı kayan futbolcuların tercih ettiği ülkelerin başında Türkiye, Amerika MLS, Katar ve Arap ülkeleri geliyor; biraz da Rusya...

Almanların usta golcüsü Mario Gomez de bu modaya uydu ve uzun görüşmelerin ardından Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Özgeçmişinde Bayern Münih ve Stuttgart'ta attığı golleri barındıran Gomez; aynı özgeçmişte iki önemli sakatlığa da sahip... Zaten Türk spor otoritelerinin de en büyük çekincesi, Gomez'in Fiorentina'da yaşadığı ve biri 7 biri de 5 ay süren sakatlıkları oldu. En önemli nokta, bu iki sakatlığın ayrı yerlerden oluşuydu. Bu yüzden büyük umutlarla transfer edildiği Fiorentina'da fazla forma şansı bulamadı. Yine büyük umutlarla geldiği ve taraftarın sevgilisi olacağı Beşiktaş'ta; Bundesliga günlerinden esintiler mi yaşatacak yoksa yıldız kayması devam mı edecek sezon sonunda göreceğiz. Ancak Gomez'in Beşikta antrenmanlarında çok hırslı ve istekli olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Stuttgart'ta Parladı

Ulm'un genç takımında oynarken; 2001 yılında Stuttgart'ın U17 takımına transfer olan Mario Gomez, burada yapılı fiziği ve üstünlüğüyle dikkat çekti ve kısa sürede U19 takımının yolunu tuttu. 2 senelik bu maceranın ardından, Stuttgart II takımına geçti ve profesyonel olma şansını burada yakaladı. Bu serüveninde, toplam 35 gol atarken dikkatleri de üzerine çekiyordu. 2003'ten beri orada ara ara fırsat bulsa da; 2005'te Stuttgart'ın A takımının üzerine titremesiyle as takıma geçti ve Bundesliga deneyimi yaşamaya başladı. Ertesi yıl, 2006-2007 sezonunda Stuttgart, tarihinin en iyi futbolunu sergileyerek şampiyon olurken; Mario Gomez de 25 maçta forma giyiyor ve 14 gol-7 asistlik performansıyla şampiyonlukta önemli bir rol oynuyordu. Ve o yıl, Bundesliga'nın en iyi futbolcusu da seçiliyordu. Bu yükseliş dönemiydi.

Stuttgart formasıyla toplamda 156 maça çıkan Mario Gomez, 87 gol ve 24 asistle kalitesini kanıtladı. 2009 yılında Bayern Münih, onun için Stuttgart'a 35 Milyon Euro ödüyordu.

Bayern'de Kazanılmadık Kupa Bırakmadı

2009'da Bayern Münih'e gelen Mario Gomez, o yıl, Bundesliga'nın en pahalı futbolcusu unvanını da eline alıyordu. İlk yalında bir uyum süreci geçirirken; esas patlamayı ikinci yılında yaptı. Bayern Münih, 2010 yılından itibaren Almanya futbolunda tekrar üstünlüğü eline almaya başladığında; Gomez de golleriyle takımına katkı verdi. 2010-2011 sezonunda, 28 gol kaydederken; Bundesliga'nın gol kralı oldu. 2011-2012 sezonunda ise forma giydiği 52 resmi maçta, rakip file bekçilerini 41 kez mağlup etti ve o dönem için kırılması zor bir istatistik yakaladı.

Gomez; Bayern ile Bundesliga, Şampiyonlar Ligi ve Almanya Kupası gibi tüm kupaları kaldırma başarısı da yakaladı. Bavyera ekibinin formasını sırtına geçirdiği dört sezonda, her 103 dakikada bir gol atma sevinci yaşadı. 174 kez giydiği Bayern Münih formasıyla 113 gol ve 26 asistlik bir performans sergiliyordu. Gomez, parlama dönemine girmişti.

Fiorentina=Sakatlık

Tarihler 2013 yazını gösterdiğinde, Gomez, 15.5 Milyon karşılığında Fiorentina takımına transfer oldu. Burada çok iyi karşılandı. Gomez'in aranan kan olduğu ve Fiorentina'yı eski şaşaalı günlerine döndürülebileceği konuşuluyordu. İşler pek umulduğu gibi gitmedi. Uğursuzluklar, Mario Gomez'in yakasına yapıştı. 1.89 cm boyundaki Alman, Fiorentina'daki iki sezonu boyunca sakatlıklarla boğuştu. İki ayrı yerinde 7 ay ve 5 ay futboldan uzak kaldığı 2 sakatlık yaşadı. İlk sakatlığının ardından rehabilitasyon süreci iyi gitse ve form tutmaya başlasa da; hemen ardından gelen ikinci sakatlık moralleri bozdu. Gomez, düşüş sürecine geçiyordu.

Geçtiğimiz ay ise, Fiorentina; Gomez'in maaşını ödeyemeyeceği için onu gözden çıkardı. Devreye Beşiktaş girdi ve uzun süren görüşmeler sonucunda masada akıllı durarak Almanların golcüsünü renklerine bağladı. Artık onu Kartal olarak Türkiye'de izleyebileceğiz. Yalnız şu unutulmamalı ki, Gomez Türkiye'ye gelirken; son 6 sezonda 5 büyük ligde şutlarını gole çevirme oranı en yüksek 4. futbolcu(50) unvanıyla geliyordu. Yani sakatlıklar onu derinden sarsmıştı; ancak hem yaşı 30'du hem de yeniden ayağa kalkabilecek gücü fazlasıyla vardı. O yüzden ateşli taraftar grubuyla kendisini gaza getirebileceği ve iyi kazanabileceği Beşiktaş'ı seçti.

Beşiktaş kısmına geçmeden önce; Mario Gomez'in Almanya milli takımının formasını her yaş kategorisinde giydiğini hatırlatalım. Almanya A Milli takımıyla ise 59 maça çıkarken; 26 gol atma başarısını gösterdi. Son yıllarda büyük başarılar yaşayan Almanya Milli takımının da Fiorentina'ya gidene kadar bir parçasıydı.

Kartal, Ayağa Kaldırır Mı?

Mario Gomez, bu yaz yaşadığı başarılar ve ağır sakatlıkların gölgesinde Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Yazının başında belirttiğim gibi, düşmeye başlayan yıldızların seçtiği yolu seçti. Rotası Türkiye'ydi. Burada oldukça iyi karşılandı ve moral kazandı. Antrenmandaki hırslı ve istekli çalışmalarıyla futbolseverler adına gelecek için umut verse de; aynı katkıyı henüz çıktığı 3 Süper Lig karşılaşmasında verebilmiş değil... Tabii ki lig uzun maraton, mutlaka onun da sazı eline alacağı zamanlar gelecektir. Tabii ki aksini düşünebilirsiniz; ancak ben Mario Gomez vakasında bir yıldız kayması değil, tekrardan bir yıldız PARLAMASI yaşanacağını düşünüyorum. Bu görüşümün açıklaması hemen aşağıda:

  1. İnatçı ve hırslı yapısı: Mario Gomez, hem golcülüğü hem de karakteriyle tipik bir Alman... Bitiriciliği ve hava topları da oldukça gelişmiş. Fiorentina döneminde yaşadığı ağır sakatlıkların üstesinden hırsı ve inatçılığı ile gelmeyi bildi. Beşiktaş ile yeni bir başlangıç yaptı. Avrupa'nın beş büyük ligine ve Almanya Teknik Direktörü Joachim Löw'e kanıtlayacağı şeyler var. 
  2. Beşiktaş'ın oyun sistemi: Şenol Güneş, Beşiktaş'a Bursaspor'dayken başarıya ulaştığı taktiği kurguluyor. İlk üç haftada, bazı sıkıntılar ve kopmalar olsa da bu taktiği uyguladı. Burada sağdan ve soldan ortalar gelecek, bekler hücuma katılacak. Tüm toplar uzun boylu bir pivot forvette toplanacak. Onun indirdiği toplara ve açtığı alanlara hemen takım arkadaşları koşacak. Geçen yıl Bursaspor'da bu görevi Fernandao yapıyordu. Şimdi ise Beşiktaş'ta işinin ehli Mario Gomez var. Bu bakımdan takımın sistemi de Gomez'e çok uygun ve uyum sürecini atlattıktan sonra gollerine başlar.
  3. Şenol Güneş faktörü: Şenol Güneş, antrenörlüğü boyunca yıldızlardan ve genç isimlerden çok iyi yararlanmış ve onların performansını yüzde 200'e çıkartabilmiş bir isim... Geçen sezonki Bursaspor'dan Fernandao'yu, Volkan'ı, Şener'i, Ozan'ı ve Emre'yi hatırlayın. Bu "Güneş"ten Mario Gomez de nasibini alabilir ve ilerleyen sezonda küçük çaplı bir patlama yapabilir. Şenol Güneş'in antrenmanlarda onun üzerine titrediğini düşünürsek, hiç de zor değil...