JoseMourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
JoseMourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2015 Cuma

Anfield’da “Normal Biri”


İngiltere Premier Lig ekiplerinden Liverpool’un teknik patronluğunu devralan Jurgen Klopp, kulübü güzel günlere ulaştırmaya çalışacak. Tıpkı daha önce Bundesliga’da Mainz ve Borussia Dortmund’un başındayken yaptığı gibi…

48 yaşındaki Alman çalıştırıcı, teknik direktörlük göreviyle kazandığı üne, futbolculuğu zamanında ulaşamamıştır. Futbola, 1975-1983 yılları arasında amatör kulüp SV Glatten’de başlıyor. Burada vasat yıllar geçiren Klopp, 1983’ten 1986’ya kadar forma giyeceği Ergenzingen kulübünde asıl istediğine ulaşıyor. 1989 yılında şu an Bundesliga’da olan Mainz takımının ilgisini çeken Jurgen Klopp, tereddüt etmeden ilk profesyonel serüvenine çıkıyor. Mainz, aslında O’nun kabuğunu kırıyor. Çünkü asıl görev pozisyonu forvetken; burada antrenörünün de telkinleriyle bir stopere dönüşüyor. Yeni görev yerinde gösterdiği başarı, Klopp’un 1989 yılından 2001’e kadar 12 yıl boyunca aralıksız Mainz forması giymesini sağlıyor. 325 maça çıkıyor ve 12 senede stoper olmasına rağmen 52 gol atma başarısı gösteriyor. Pek tanınır bir futbolcu olmasa da ‘kalas’ gibi sert yapısıyla Almanya’da görev adamı stoperlerden biri oluyor. Klopp’taki bu pozisyon değişikliği, aslında günümüzde teknik direktörlük kariyerine de yarar sağlamış durumda… Klopp’un hücum becerileri, forvet özelliklerinden gelirken; top rakip takımdayken yönettiği kulüplerin agresif presi ve markaj yapısı ise, tamamen stoperliğinden gelen özellikleri… Olgunluk zamanlarında yakaladığı bu çoklu yapıyı, tam bir kitap tutkunu oluşuyla birleştirmeyi başarıyor Klopp, yönetim yeteneklerini de buna ekleyerek bugün olduğu, olması gerektiği noktaya geliyor.

İlk deneyimi Mainz’la

Jurgen Klopp, 2001 yılında Mainz formasıyla futbolu bırakmasının ardından; takımın başına getiriliyor. İlk sezonundaki mücadelesinde, Mainz’ı neredeyse boyun farkıyla Bundesliga 2’de küme düşmekten kurtarıyor. Asıl yapılanma bir sonraki sezon başlıyor. 2001-2002 ve 2002-2003 sezonlarında hücum futbolu ve takım oyunuyla Mainz’i kanatlandıran Jurgen Klopp, Bundesliga 2’de dördüncü olsa da üst lige çıkma şansını kaçırıyor. Klopp ve öğrencileri yılmıyor, takım 2003-2004 sezonu sonunda 3. oluyor ve tarihinde ilk kez Bundesliga’ya çıkıyor.

Jurgen Klopp, Mainz ile Bundesliga’daki ilk yılı olan 2004-2005 sezonunu 11. sırada tamamlıyor. UEFA’nın Fair Play uygulaması sebebiyle Avrupa’da mücadele etme şansı bulup yalnızca iki tur ilerliyebiliyorlar. 2005-2006 sezonu da 11. sırada bitiriliyor. 2006-2007 sezonunda ise Mainz, kötü futboluyla tekrar Bundesliga 2’nin yolunu tutuyor. Bir sonraki yıl, Mainz 4. olup Bundesliga biletini kaçırınca, Klopp ile kulübün yolları ayrılıyor. Sıradan bir alt lig takımından, Bundesliga tecrübesi olan bir ekip yaratmayı başarıyor deneyimli Alman çalıştırıcı… 2006 Dünya Kupası’nda Almanya’nın maçlarını ZDF kanalına yorumlarken; iyice sevilmeye ve ününü arttırmaya başladı.

Dortmund’la bir peri masalı

Jurgen Klopp 2008 yılında Borussia Dortmund ile sözleşme imzaladığında; Borussia Dortmund sıradan ayaklara sahip, küme düşmemeye oynayan ve borçlarından dolayı finansal sıkıntılar yaşayan bir kulüptü. Kulübün başında 7 yıl kalan ve taraftarların en büyük sevgilisi haline gelen Klopp, sihirli değneğiyle Dortmund’u dipten zirveye taşıyacak ve tam anlamıyla bir dünya kulübü yapacaktı.

İlk görev yılı olan 2008-2009 sezonunda Borussia Dortmund, Almanya Süper Kupası’nı kazandı ve ligi altıncı basamakta tamamladı. Ancak takımın bu dikey yükselişi, Dortmund yönetiminin 48 yaşındaki antrenör ile sezon bitmeden sözleşmeyi uzatmasına sebep oldu. Ayrıca, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda Almanya’nın maçlarını yine ZDF’ye yorumladı, doğru tespitleri ile teknik direktörlüğünün yanında yorumculuğunu da konuşturdu. 2009-2010 sezonunda ise Dortmund, ligi 5. sırada bitirdi ve Avrupa Ligi biletini cebine koydu. Yine 2010 Dünya Kupası’nı başarılı yorumculuğuyla RTL’e anlattı. Sonrasını ise herkes biliyor, kısa keseceğim: 2010-2011 ve 2011-2012 yıllarında üst üste gelen 2 şampiyonluk, 2011-2012 sezonunda ligin yanında kazanılan Almanya Kupası ve ardından 2012-2013 sezonunda gelen Şampiyonlar Ligi Finali’nde ikincilik… Bu başarıların hepsi, Klopp’un dokunuşuyla Borussia Dortmund’un dipten zirveye çıkışını sağladı. Bu başarıları takip eden 3 sezonda Bayern Münih’in ekonomik ve sportif anlamında Bundesliga’yı dominasyonu engellenemezken; Jurgen Klopp ile Borussia Dortmund’un yolları 2014-2015 sezonunun sonunda ayrıldı.

Klopp futbolu

Jurgen Klopp’un futbol sisteminin en temeli, ‘takım olmak’tan geçiyor. Klopp özellikle Borussia Dortmund günlerinde takım halinde savunma ve takım halinde hücuma oldukça dikkat ediyor. Ve bu dikkat verdiği nokta, antrenörlük kariyerinde hep ön planda… Topla ilgili çalışmalar da sisteminde önem teşkil ediyor. Oyunun üç bölgesinde de agresif bir baskı tercih eder. Sisteminde, savunmayı ve baskıyı hücum presle forvetten başlatır. Rakibi üç bölgede de sıkıştırmayı ve bu sıkıştırma sonucunda kazandığı toplarla hızlı hücum yapabilmeyi hedefler. Tempolu futbolun temsilcisi olarak bunu Borussia Dortmund’a enjekte eder. Dortmund’un dipten zirveye yolculuğunun, temel sistemi bu ibarelerden oluşmaktadır.

Klopp’un taktiği, modern futbolun hayati damarı 4-2-3-1’dir. Top kendisindeyken bu sistemden ödün vermez. Ancak top rakipteyken; takımını çoğu zaman 4-4-2’ye döndürür. Bu, onun sisteminde hücum pres yapmak ve rakibi sıkıştırmak adına çok önemlidir. İstikrarı sevdiği için, bu düzenden ödün vermez. Antrenör ekibinde yer alan Željko Buvač, onun hayatında özel bir yere sahiptir. Buvač’ı yanından asla ayırmaz, onun eğitici karakterinden faydalanır ve takımının da faydalanmasını sağlar. O yüzden, Liverpool’da da ekibinde istediği ilk isim Buvač oldu. Klopp da aslında eğitimci bir teknik direktördü. Spor bilimleri üzerine üniversiteden mezun olmuş ve diplomasını almıştır. Futbolun bilimsel yönlerini de sever, onlara önem verir. Duygusal biridir, duygularına engel olmaz. Bu sayede Borussia Dortmund ile bozulması zor bir bağ kurmuştur.

Liverpool’u ayağa kaldırabilecek mi?

Sıkı bir Liverpool taraftarı olarak, 2009 yılından başlamak üzere ve düzenli bir şekilde hep bu takımın başına Jurgen Klopp’un getirilmesi gerektiğini savundum. Borussia Dortmund ve Liverpool karşı karşıya getirilip oyuncu grubu, sistem, takım, dinamikler ve taraftarlar düşünüldüğünde; Jurgen Klopp Liverpool için en doğru isimdi. Sonunda bu düşüncenin 6 yıl rötarlı olarak kabul görmesi, beni çok mutlu etti. Klopp’u “This  is Anfield” yazısına dokunurken gördüğümde, mutluluktan ve gururdan birkaç damla gözyaşı bile dökmüş olabilirim. Evet futbol tutkuların birleştiği bir oyundur. Ve dünyanın en tutkulu kulüplerinin başlarında yer alan bir takıma, tutkulu bir teknik direktör geliyordu.

Liverpool, sonunda “dank” etti ve kötü sonuçların ardından Brendan Rodgers ile yollarını ayırdı. Tüm Liverpool taraftarları bu haberle bayram etti. Kulübün sahibi Fenway Sports Group, elini çabuk tuttu ve sansasyonel bir ismi takımın başına getirdi. Daha önce 2011 ve 2012 yıllarında da Liverpool’un takımın başına getirmek için çok uğraştığı Jurgen Klopp’u bu sefer gerçekten John Lennon havaalanına indirdiler ve 3 yıllık imzayı da attırdılar. İmza törenine giderken “This is Anfield” diyerek gülmesi ve o meşhur yazının önünde bir müddet durması, basın toplantısındaki rahat ve kendinden emin tavırları, Jose Mourinho’nun “Speciel One” yorumu sorulması üzerine “I am the Normal One!” karşılığını verip gülebilmesi…. Belki sizin için çok minik; ama benim için bu devasa öneme sahip bu sahneler, Jurgen Klopp’un Liverpool için neden en doğru isim  olduğunu gösteriyor.

Klopp, basın toplantısında bu yıl çok büyük değişikliklerin yapılmayacağını açıklamıştı. Takımdaki tek sıkıntı, şu an için Klopp’un kontra atak futbolunun Liverpool hücumcularına nasıl etki edeceği… Çünkü Benteke, Sturridge, Coutinho, Firmino, Milner, Lallana gibi isimler bu tarz bir sistemde daha önce hiç mücadele etmedi. Dolayısıyla Klopp’un sisteminde ne kadar katkı verecekleri şu an bir soru işareti… Gelecek sezon ise takıma önemli transferlerin yapılacağını ve Klopp’un sonunda takıma istediği futbolu oynatabileceğini düşünüyorum. Yani Klopp ve Kırmızılar için asıl belirleyici, gelecek yıl olacak. Bu tabii ki benim düşüncem ve hislerim…

Klopp’un sistemine baktığımızda, Tottenham maçında 4-2-3-1 taktiğiyle sahada yer aldığını gördük; top rakipteyken ise bu sefer bir anda 4-3-2-1’e döndüler. Southampton maçında ise Merseyside ekibinin 4-3-2-1 taktiğiyle yer aldığını gördük. İlk ellerin hiçbir zaman günahı olmaz tabii ki; ancak Klopp bu yıl 4-3-2-1’de karar kılıp gelecek sezon yapılan transferlerle birlikte mi takımı 4-2-3-1’e çevirecek, düşünmüyor değilim.

Yolun açık olsun Jurgen Klopp… You’ll Never Walk Alone! Liverpoollu’lar olarak her zaman yanındayız ve kredin sonsuz…


26 Temmuz 2015 Pazar

Şampiyon Belli, İkincilik Askıda



Wembley Stadyumu'ndaki dev maçta farklı amaçları olan iki büyük takım bir araya geldi. Uzun yıllardır kupa hasreti çeken ve başarısız olan Arsenal, sezonu ikinci tamamlama hedefiyle Chelsea karşısında evinde daha atak olacak taraftı. Chelsea ise, artık şampiyonluk için şafak saydığından maça daha rahat çıkacak taraftı. Çünkü Maviler, bu maçta puan kaybetse bile sonraki hafta 1 galibiyet aldıkları takdirde şampiyonluklarını ilan edeceklerdi. Arsenal, uzun bir süredir sakatlık yaşamamış ve tam kadro sahadaydı. Chelsea ise hücum konusunda sıkıntılıydı; Diego Costa ve Remy kadroda yer almazken, Drogba ise tam hazır değildi ve yedek başlıyordu.
Arsenal, dev maça beklenilen kadroyla çıktı. Kaleden forvete, kazanmak için çıkarılabilecek en uygun kadroydu. Bir tek Arsenal'in kalecisi tartışıldı; bana göre Ospina, Szczesny'ye göre çok daha iyi ve komple bir kaleci... Arkada size güven veriyor. Geriden, takımı bir komutan karakteriyle yönetebiliyor. Chelsea'deki temel sıkıntı ise, forvetlerin olmayışıydı. Bu durumda Jose Mourinho, Oscar'ı forvete çekti ve sahte forvet pozisyonunda oynattı. Willian ortaya kayarken; Mourinho, sağ açığa Alexis Sanchez'e baskı yaratabilmek için defansif orta saha oyuncusu Ramires'î koymuştu. Arsenal'in amacı kanatlardan Cazorla ve Alexis Sanchez ile hızlı ataklar gerçekleştirmek ve Mesut Özil'in yönlendirmesini kullanmaktı. Chelsea ise, forvetsiz çıktıkları maçta Arsenal defansında boşluklar yaratmak ve bu boşlukları Oscar'ı, Willian'ı, Fabregas'ı ve Hazard'ı araya kaçırarak değerlendirmek istiyordu. İki takımın 90 dakikadaki stratejisi temel olarak buydu.
Tam da beklenildiği gibi ilk yarıda Arsenal hızlı kanat akınlarıyla Chelsea yarı sahasında etkili olmaya çalışırken; Mesut Özil ve Alexis Sanchez ön plana çıkan isimler oldu. Chelsea'nin forvetsiz planı ise ilk yarıda fazla işe yaramadı. Oscar, sahte forvet rolünü çok iyi oynarken takım arkadaşlarına iyi alan boşaltmalar yaptı, Fabregas ve Willian bu alanları değerlendiremedi. İlk yarı golsüz eşitsizlikle geçilirken; Chelsea, son 5 maçtır Wembley'de yenilmediği (3 beraberlik,2 galibiyet) Arsenal karşısında, yenilmemeye ve istediği puana ulaşmaya yakındı.
Chelsea, ikinci yarıya Oscar çıkıp Drogba oyuna girerek başlayınca, Arsenal kalesinde daha etkili olmaya ve ayağında top tutmaya başladı. Arsenal tarafında ise 60. dakikadan itibaren ciddi bir yorgunluk baş gösterdi. İki takımın futbolcuları da rakip kalecileri bir türlü geçemeyince, maç başladığı gibi 0-0 sonuçlandı. Dev maç, genellikle orta saha mücadelesi şeklinde geçmiş ve izleyenlere büyük keyif vermişti. Chelsea'nin Arsenal karşısında Wembley'deki üstünlüğü 6 maça çıkmıştı. Maçta bir başka konuşulan olay ise teknik direktörler Arsene Wenger ve Jose Mourinho oldu. Ligin ilk yarısındaki maçta tartışan ve araları açık olan ikili, dün Wembley'de birbirinin yüzüne bakmadı. Maç sonu menajerler tokalaşarak soyunma odasına girerdi; fakat dün Wenger ve Mourinho birbirinin yoluna çıkmamayı tercih etti.
Maçta, hakem hatası olarak değerlendirilebilecek tek pozisyon vardı. Bana göre, maçın kaderini etkileyebilecek bir hata oldu. Chelsea'li defans oyuncusu Gary Cahill, topa bariz bir şekilde koluyla müdahale etti ve topun yönünü değiştirdi. Hakem Michael Oliver, bu pozisyonda devam diyerek Arsenal'in penaltısını yemiş oldu. Bu penaltı verilse ve Arsenal golü atarak 1-0 kazansa belki çok farklı şeyler konuşuyor olacaktık. O 3 puan, ikincilik yarışında Topçular'a ilaç gibi gelecekti. 1 puan da kötü olmadı; haftaiçinde eksik maçlarını kazanmaları durumunda tekrar ikincilik koltuğuna oturacaklar. Chelsea ise berabere kalarak 1 puanla istediğini aldı. Mourinho'nun ekibi, sadece 1 galibiyet aldığı takdirde başka hiçbir sonuca bakmadan şampiyonluğunu açıklayacak.
Maçın hareketi ise, sivri çıkışlarıyla ve zekasıyla takdir ettiğimiz Jose Mourinho'dan geldi. 90 dakika boyunca Wembley'deki Arsenal taraftarları "Sıkıcı Chelsea" şeklinde tezahürat yaparken; Mourinho sabretti ve kapağı maç sonunda Arsenal taraftarlarına teslim etti. Mourinho, "Benim oynattığım futbola sıkıcı diyorlar; ancak asıl sıkıcı olan bir şey varsa, o da 10 yıldır kupa alamamak ve başarısız olmak" diyerek Arsenal'li taraftarların ortasını gole çevirdi.