Watford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Watford etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2016 Salı

Premier Lig'in Arka Planında Kalanlar


İngiltere Premier Ligi'nin 2015-2016 sezonunda, bir peri masalına tanık oldu. Küme düşmeme mücadelesi verir denilen Leicester City, sezonu şampiyon tamamlayarak kulüp tarihinde bir ilke imza attı. Teknik direktör Claudio Ranieri mütevazı oyuncu grubuyla bunu başarırken; bize de futbol konusunda umut etmenin önemini bir kez daha hatırlattı. Şampiyon Leicester'in yanında Arsenal ve Tottenham gibi takımların önemli performansı takdire şayandı. Manchester City, Manchester United, Liverpool ve Chelsea gibi önemli takımlar da fazlasıyla sönük kaldı.
Bu yıl Premier Lig'de performansıyla birçok futbolcu ön plana çıktı. Şampiyon Leicester City'de Jamie Vardy ve Riyad Mahrez ikilisi performansıyla bu grubun başını çekiyor. Arsenal'de Alexis Sanchez ve Mesut Özil; Tottenham'da Harry Kane; Manchester City'de Sergio Agüero ve Sterling ve daha onlarca fazlası… Ancak bu göz önündeki performansların yanında, arka planda kalan; fakat mutlaka söz edilmesi gereken performanslar da izledik. Bu isimlerin gösterdiği gelişim de futbolseverler için oldukça önemliydi. İşte bu 11 isim, karşınızda…
N'Golo Kante - Leicester City
2014-2015 sezonunda Caen'de gösterdiği performansla Leicester City teknik direktörü Claudio Ranieri'nin radarına takılan N'Golo Kante, kısa süre sonra 2015-2016 sezonu öncesi 9 Milyon Euro bonservis bedeliyle Ada ekibine transfer oldu. Ranieri önderliğinde şampiyon olan takımda yalnızca 1 maç kaçırdı, geri kalan 37 maçta hep ilk 11'deydi. 1 gol ve 4 asistlik performansının yanında hiç cezalı duruma da düşmeyerek takımının dinamosu oldu. Oyunun hem savunma hem hücum yönünü okuyarak Ranieri'nin ellerinde iki yönlü bir orta sahaya dönüştü. Bu performansıyla hem Fransa milli takımında ilk 11'de oynamaya başladı hem de İngiltere'de Yılın 11'ine seçildi. Değeri 9 Milyon Euro'dan 25 Milyon Euro'lara kadar çıktı. Leicester belki Vardy ve Mahrez ile daha ön plana çıktı; ancak Kante'nin de unutulmaması gerekiyor.
Hector Bellerin - Arsenal
Barcelona altyapısının dünya futboluna kazandırdığı bir sağ bek olan Hector Bellerin, 2011'de Arsenal'in dikkatini çekti ve Arsenal U18 kadrosu için transfer edildi. Burada yükselişini sürdüren İspanyol sağ bek, arada kiralık Watford dönemi geçirdi ve 2014-2015 sezonundan itibaren Arsenal kadrosunda yer almaya başladı. Kendinden beklenilen patlamayı ise bu yıl yaptı genç isim… Arsenal formasını toplamda 44 kez giydi, 1 gol ve 8 asist ile oynadı. Hızı, ortaları ve çabukluğuyla dikkat çekti. Hücümü seven 21 yaşındaki sağ bek, 2015-2016 sezonunda Arsenal'in en fazla çıkış yapan isimlerindendi.
Eric Dier - Tottenham
2011 yılında Sporting Lizbon altyapısından çıkan Eric Dier, burada as takıma kadar yükseldi ve başarılı bir performans ortaya koyarak dev kulüplerin dikkatini çekti. Transfer yarışını Temmuz 2014'te kazanan Tottenham oldu. İngiliz futbolcu, Ada'daki ilk yılında fazla etki gösteremezken; ligde 28 maçta forma giydi toplam 2 gol-2 asist ile oynadı. Teknik direktör Mauro Pochettino ona oldukça güveniyordu, stoper özellikleri ağır basan Dier'i aldı ve 2015-2016 sezonu için orta sahaya ön libero olarak monte etti. 22 yaşındaki İngiliz futbolcu da bu yıl Premier Lig'de mükemmel bir patlama yaptı. Takımı Tottenham uzun süre şampiyonluk yarışı verirken; Dier Tottenham ile toplamda 51 maça çıktı, 4 gol ve 2 asistle oynadı. Bu performansıyla Alli ile iyi bir ikili oluşturdu ve İngiltere milli takımına da seçildi. İngiliz taraftarların ve benim, ondan beklentimiz büyük…
Dele Alli - Tottenham
2013 yılında profesyonel olan ve Milton Keynes Dons'un dünya futboluna armağan ettiği Dele Alli, kısa sürede tüm İngiliz scoutların dikkatini çekti. Başarıya ulaşan Tottenham oldu ve 2 yıl içinde Dele Alli ile sözleşme imzaladı. Alli sezonu MK Dons'ta tamamladı. Takımıyla 44 maça çıkarken; 16 gol ve 11 asistle bir orta saha oyuncusu olarak mükemmel bir istatistik yakaladı. Sezon sonunda oldukça özgüvenli bir şekilde Tottenham'a döndü ve 2015-2016 sezonunda teknik direktör Pochettino'nun kadrodaki temel taşlarından oldu. Arjantinli çalıştırıcının elinde daha da kuvvetlenen ve elmas gibi parıldayan Alli, Pochettino faktörü sayesinde oyunun savunma yönünde de kendisini geliştirdi. Son dönemde oldukça dikkat çekn iki yönlü orta sahalardan oldu.
Marcus Rashford - Manchester United
Daha sadece 1997 doğumlu genç bir forvetten bahsediyoruz. Sezon ortasında Manchester United hücum hattında sıkıntılar yaşarken; Rashford sahneye çıktı. Her gittiği takımda gençlere verdiği değerle dikkat çeken Louis Van Gaal'in yeni elmasıydı. Çıktığı ilk maçında Avrupa Ligi'nde attığı 2 golle tüm ışıkları üzerine çekti 18 yaşındaki bu genç forvet… Ardından Premier Lig'deki ilk maçında da gole ulaştı ve ligde gol atan en genç isimlerden biri olmayı başardı. Kırmızı Şeytanların formasıyla bu yıl toplam 14 maça çıkan Rashford, 7 gol ve 2 asistlik performansıyla göz kamaştırdı. Bunun sonucunda sözleşmesi uzatıldı ve Roy Hodgson tarafından İngiltere milli takımının 23 kişilik EURO 2016 kadrosuna dahil edildi. Bu da yetmedi, İngiltere  formasını giydiği ilk maçta da golünü atmayı başardı. Artık yeni teknik direktörü Jose Mourinho olacak ve genç yıldızdan beklentileri bir hayli fazla…
Aaron Cresswell - West Ham United
2008 yılında Tranmere U18 takımından Tranmere Rovers takımına yükselerek profesyonel olan Cresswell, 2011 yılında Ipswich'e geçti. Burada özellikle fizik ve güç olarak kendini çok geliştiren İngiliz sol bek, 2014 Temmuz'unda West Ham'a transfer olarak hayallerini gerçekleştiriyordu. İlk sezonunda ligin tüm maçlarında forma giyerek önemli bir istikrar yakaladı, 2 gol atarken 4 de asist yaptı. 2015-2016 sezonunda takımın teknik direktörü Slaven Bilic'in de vazgeçilmezi olan 26 yaşındaki İngiliz, ligde yalnızca bir maç kaçırdı. Toplamda 47 kez forma giyerken 2 gol-4 asistlik performansıyla dikkat çekti. Modern futbolun gereklilikleriyle hücum yönünü de oldukça geliştirdi, ortaları da dikkat çekiyor. Belki bu yıl çok üste çıkamadı, ancak performansı asla görmezden gelinemez.
Roberto Firmino - Liverpool
41 Milyon Euro gibi rekor bir bonservis bedeliyle 2015-2016 sezonu öncesi transfer edilen Roberto Firmino için, en başında beklentiler kuşkuluydu. Ancak Brezilyalı orta saha sezon boyunca şans bulduğunda elinden gelenin en iyisini yaptı ve takımın hayati damarlarından birini oluşturdu. Ofansif orta saha oyuncusu, forma giydiğinde serbest adam rolünü çok iyi üstlendi. Bazen ortada, bazen kanattaydı ve Liverpool'a eksik olan o yaratıcılığı biraz olsun kazandırmayı başardı. Takım için hayal kırıklığı bir sezon olsa da; Roberto Firmino 44 maça çıktı, 11 gol ve 11 asistlik bir performans gösterdi. Liverpool belki Avrupa potası dışında kaldı; ancak 24 yaşındaki futbolcunun performansı arka perdede kalanlar arasında oldukça değerli…
Ruben Loftus-Cheek - Chelsea
Chelsea altyapısının dünya futboluna kazandırdığı ve 2014 yılında profesyonel olan Loftus-Cheek, stiliyle bize Michael Ballack'ı anımsatıyor. Oyunun savunma yönünü iyi yaptığı gibi; hızlı ayakları, kıvraklığı ve anlık düşünebilme yetisiyle hücumda da iyi işler çıkarabiliyor. Modern futbolun gerektirdiği gibi orta sahada iki yönlü oyuncu rolünü başarıyla üstleniyor. Hep ilk 11'de yer almasa da bu yıl kendisini spor otoritesine kanıtlayabildi ve kumaşını tüm futbol severlere gösterdi. Jamaika asıllı İngiliz futbolcu, Chelsea formasını bu sezon 17 kez terletti, 3 gol ve 3 asistle oynadı. 20 yaşındaki orta saha, çok yakında Chelsea ve İngiltere takımlarının önemli bir değişmezi haline gelecek. Kesinlikle arka planda kalan ancak bahsedilmesi gereken bir performans gösterdi kendisi… 2016-2017 sezonunda belki de Antonio Conte ile savaşa girip istediği şansları bulabilir.
Odion Ighalo - Watford
Udinese'nin geniş scout ağının son yıllardaki bir sonucu olan Odion Ighalo, Udinese-Granada arası geçen kariyerinin ardından 2014 yılında kendini Watford'ta buldu. O sezon 20 gol kaydetti ve takımının Premier Lig'e çıkmasında önemli rol oynadı. Nijeryalı forvet, gol yollarındaki ustalığını 2015-2016 sezonunda da konuşturdu. Watford sezonu orta sıralarda bitirip küme düşmeyerek başarılı sayılabilecek bir performans gösterirken; Ighalo da 37 maça çıktı. Bu süreçte 16 gol ve 5 asist ile oynayan 26 yaşındaki forvet, sezonun arka planda kalan; ancak unutulmaması gereken bir işe imza attı. Gelecek yıl, Watford yin O'na fazlasıyla güveniyor.
Matt Ritchie - Bournemouth
Portsmouth takımında profesyonel olan ve daha sonraki dönemlerini Notts County ve Swindon'da kiralık olarak geçiren Matt Ritchie, 2013 yılında Watford'a transfer oldu. Orta dereceli bir ilk yılın ardından, çıkışına 2014-2015 sezonunda başladı. Championship'te o sezon 46 maça çıkan Ritchie, 15 gol ve 17 asistlik performansıyla tam 32 gole doğrudan katkı yaptı. Watford o yıl Premier Lig'e yükselirken; bu başarıda payı büyüktü. Premier Lig serüveni de Bournemouth için çetindi; ancak Howe yönetimindeki Bournemouth, mütevazı kadrosuna rağmen ligde kalmayı başardı. 26 yaşındaki İskoç da bu yıl 37 maça çıktı, 4 gol-6 asistlik bir performans gösterdi. Son 2 yıldaki yükselişiyle İskoçya milli takımının değişmez taşlarından biri oldu. Ritchie, Bournemouth'un ligde kalışında oynadıkları futbolla arka planda; ancak bahsedilmeden de geçilemez.
Georginio Wijnaldum - Newcastle United
Feyenoord ile profesyonel olan ve PSV performansıyla tanınan Wijnaldum, özel bir sezon geçirdi istatistik açısından. Kulübü Newcastle United 2015-2016 dönemi sonunda küme düşse de bu kötü sonun olmaması için sahada direnen tek bir isim vardı. Bu da Georginio'dan başkası değildi. Hollandalı futbolcu, bu yıl ligin tüm maçlarında forma giydi. Bu süreçte 11 gol kaydederken 5 de asist yaptı. Oynadığı futbolla tribündekileri heyecanlandırsa da; tek başına kötü sona ancak dayanabildi. Newcastle küme düşmesine rağmen; Wijnaldum'un arka planda kalan performansı konuşulmaya değerdi.

Son Küme Düşücü: Sebastien Bassong


Futbolcular, milyon dolarlar kazanan ve futbol sporunu yönlendiren insanlar olduğu gibi, bazen üzerlerine bir uğur veya lanet yapışabilir. Eğer bir uğur sembolü olmuşsa, forma giydiği kulübü ve taraftarlarınca çok sevilir ve yönetim onla uzun seneler çalışır. Veya bu futbolcu çokça kulüp gezerek bu uğurunu onlara da bulaştırır. Eğer futbolcunun üzerine yapışmış lanet ise, durum daha da fena…. Futbolcu ne yaparsa yapsın bu laneti üzerinden atamaz ve hangi kulübe giderse gitsin bu kötü özelliği peşinden gelir.
İlk gruba örnek olarak ağırlıklı olarak PTT 1 Lig'de oynayan Murat Akın'ı örnek verebiliriz. Daha önce blogumda da bahsettiğim gibi, Akın'ı transfer eden kulüp sezon sonunda kendini Spor Toto Süper Lig'de buluyor. Ancak bu yazının ana konusu lanet… Ve üzerinde küme düşme laneti taşıyan, gittiği her takımda mutlaka küme düşen bir futbolcudan bahsedeceğim: Sebastien Bassong… Fransa doğumlu Kamerunlu futbolcu, bugüne kadar 4 farklı kulüpte 6 kez küme düşme başarısızlığını tattı. En son 2015-2016 sezonunda İngiltere Premier Lig'de Norwich ile küme düşünce, bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldım. Talihsiz Bassong'un laneti, sırf kendini değil gittiği kulüpleri de yakıyor.
İlk İzler Metz'de Görüldü
29 yaşındaki stoper, ilk olarak Metz B takımında profesyonel oldu. Burada süre aldığı maçlarda fiziğiyle dikkat çekti. Kısa süre sonra da 2005'te Metz as takımına yükselmeyi başardı. 2005-2006 sezonu için Metz kadrosunun temel elemanlarından biri oldu. O yıl Mtz formasını 23 kez sırtına geçirirken skora katkı yapamadı. Metz de 38 hafta sonunda 29 puanla Ligue 1'in son sırasındaydı ve küme düştü. Bassong, performans konusunda ilk sezonunda istikrar yakalarken; sonucu Metz'in küme düşmesi olmuştu. Küme düşen Metz, çabuk yükselmeye kararlıydı. 2006-2007 sezonunda Ligue 2'de fırtına gibi estiler ve sezonu 76 puanla şampiyon olarak tamamlayarak yeniden Ligue 1'e yükseldiler.

2007-2008 sezonu Metz için yine iyi geçmedi. Takım oldukça vasat bir performans ortaya koyarken 38 hafta sonunda, ligin yine en dibinde yer aldılar. Yalnızca 24 puan toplayarak küme düştüler. Bu sezon, Fransız savunma oyuncusu da yalnızca 19 maçta forma giyebilirken; vasat kaldı ve takımının küme düşüşüne engel olamadı. Metz altyapısından yetişen Bassong, takımının üst üste iki kez küme düşmesine engel olamadı. Takımın üzerindeki bu lanet, artık bitmeliydi; O da transfer olmayı seçti.
Uğursuzluğu Adaya Taşıdı
2008'de 1.6 Milyon Euro karşılığında Newcastle United'in yolunu tutan Sebastien Bassong; Ada ekibinde aslında aradığı yegane şeyi, istikrarı yakalamıştı. 2008-2009 sezonunda Newcastle United formasını 30 kez giydi. Kariyeri için önemli bir  maç sayısı olmasına rağmen; Bassong farkında olmadan uğursuzluğunu Fransa'dan İngiltere'ye taşımıştı. Sezon sonuna gelindiğinde yalnızca 34 puan toplayabilen Newcastle United, 18. sırada yer alarak Championship'e düşen son takım oluyordu.
Kamerunlu futbolcu yıkılmıştı. İstikrarı yakaladığı sezonda, yer aldığı takım bir kez daha küme düşmüştü. Ancak Bassong'un pes etmeye niyeti yoktu. 2009 yılının yaz döneminde 9.3 Milyon Euro bonservis bedeliyle Tottenham'in yolunu tuttu. Tottenham ile 2009-2010 sezonunda 38, 2010-2011 sezonunda ise 20 maça çıktı; toplamda 3 gol ve 1 asistlik katkı yaptı. İlk sezonunda gayet başarılı bir grafik çizen Bassong, bunu Tottenham'daki ikinci yılına yansıtamadı ve üçüncü yılı olan 2012'de ise tamamen gözden düştü.
Wolwes'i de Düşürdü
Tottenham'da gerek takıma yapılan takviyeler, gerekse bireysel olarak yaşadığı sakatlıklar nedeniyle Bassong forma şansı bulmakta zorlanıyordu, iyice gözden düşmüştü. 2012'nin kış aylarında imdadına Premier Lig'de küme düşmemeye oynayan Wolverhampton yetişti. Ligin ikinci yarısında Wolwes formasını yalnızca 9 kez giyebilen Bassong, kiralama sürecini beklediği gibi geçiremedi. Üstüne üstlük 2011-2012 sezonunda 38 hafta sonunda Wolves, 25 puanla Premier Lig'in son sırasında yer aldı ve Championship'e düşen ilk takım oldu. Bassong şanssızlığı yine damlıyordu.

Kiralık sözleşmesinin bitişinin ardından Bassong, ümitli bir şekilde Tottenham'a geri döndü. Ancak kadroda istenmiyordu ve takımı onu yaz ayında 4.5 Milyon Euro'ya Premier Lig'in yeni ekiplerinden Norwich'e sattı. 2012-2013 sezonu Kamerunlu stoper için oldukça güzel geçti. İstikrarı tekrar bulan Bassong, Norwich ile 34 maça çıktı; 3 gol ve 2 asistlik performansıyla kariyerinin en golcü sezonunu geçirdi. Norwich de o yıl ligi 11. bitirerek önemli bir iş başarmış oldu. Ancak Bassong lanetinden kurtulduğunu sanıyorsa, feci yanılacaktı.
Norwich'le Çift Dikişli Düşüş
Bir önceki sezon gösterilen ligde kalmanın rehavetinden olacak, Norwich 2013-2014 sezonuna oldukça kötü bir başlangıç yaptı. Sebastien de istikrarlı formundan düşmüştü ve o yıl Norwich formasını ligde sadece 27 kez giyebildi. Premier Lig'in 38 haftasının ardından Bassong Laneti tekrar devreye girerken; Norwich ise kaçınılmaz sonun içindeydi. Norwich topladığı 33 puanla 18. sırada yer aldı ve küme düşen son ekip olarak tabloyu tamamladı. Bassong için olumsuz anlamda istikrar, sapma yapmamıştı. 2014-2015 sezonunda kısa bir dönem kiralık olarak Watford forması giyen Bassong, burada 11 maça çıktı. Geri döndüğünde ise sezonun kalan bölümünde takımı Norwich'te fazla forma şansı bulamadı. Ancak takımı Norwich için işler yolundaydı ve Sarı-Yeşilli ekip, Championship Play-Off'unu kazanarak bir sonraki sezon için Premier Lig bileti aldı.
Küme yükselmenin moraliyle, Sebastien Bassong 2015-2016 sezonunda Premier Lig'de tekrar istikrar yakalamış oldu. Ada ekibi ile ligde 32 maça çıktı,1 gol kaydetti. Ancak kader Bassong ve takımı için yeniden ağlarını örmüştü. Sezon boyunca hücumdaki verimsizliği ve savunmadaki hatalarıyla dikkat çeken Norwich, bu yıl 38 haftanın sonunda 34 puan toplayabildi. Böylelikle 2015-2016 döneminde Premier Lig'i 19. bitirebildiler ve küme düştüler. Bassong'un laneti artık "Acı kaçınılmazsa zevk almak" tabirini alıyordu. Bassong Norwich ile ikinci, toplamda 6. küme düşüşünü yaşadı bu yıl…

Kamerunlu stoper, artık nasıl bir strateji izler ve bir sonraki takımı neresi olur bilinmez; fakat futbol, bazı futbolculara acımasız davranan bir spordur. Metz-Norwich durakları arasında bolca küme düşme, hüzün, acı, çaresizlik yaşadı Bassong… Bir şekilde tekrar ayağa kalksa da; laneti de kendisi gibi inatçıydı ve peşini asla bırakmadı. Bir futbol takımıysanız ve en üst ligde mücadele etmek, küme düşmemek istiyorsanız kadronuza kesinlikle Sebastien Bassong'u almayın, benden söylemesi!

7 Kasım 2015 Cumartesi

Leicester Sınır Tanımıyor!


King Power Stadı'nda ev sahibi taraftarların ağırlıkta olduğu ve iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık hakimdi. Haftanın merakla beklenen mücadelesinde, Ranieri yönetiminde ligin sürpriz takımı olan Leicester City ile Premier Lig'in dirençli takımlarından Watford karşı karşıya geliyordu. Ev sahibinde teknik direktör Claudio Ranieri, hafif sakatlığını atlatan Fuchs'a sol bekteki yerini reslim ederken; Schlupp'u ise sol açığa aldı. Ev sahibi 4-5-1 sistemiyle sahadaydı. Dirençli Watford'a karşı İtalyan hoca tüm önlemleri almıştı. Watford teknik direktörü Sanchez Flores ise, West Ham karşısında kazanan kadroyu bozmamıştı. Sadece Troy Deeney santrfor olarak değil, biraz daha on numara pozisyonunda yer alıyordu. İki takım da birbirinin gücünü bilerek ve en ufak bir hatanın geri dönüşü olmadığını iyi belleyerek çıktılar King Power çimlerine…

İlk yirmi dakikalık bölümde konuk ekip Watford daha fazla topa sahip oldu ve Odion Ighalo önderliğinde ataklar geliştirdi. Kasper Schmeichel'i ve direği geçemeyince istediklerini alamadılar ve maç ilk yarıda orta saha mücadelesi şeklinde geçti. İki takım da oldukça temkinliydi ve geride boşluk bırakmamaya özen gösteriyordu. Leicester City, Watford'un ilk 20 dakikalık üstünlüğünden sonra oyunun kontrolünü ele geçirse de istediği pozisyonları bulamadı. Albrighton önderliğinde gerçekleşen cılız ataklar, etkili olmayınca; taraflar soyunma odasına 0-0 beraberlikle girdiler.

Kante perdeyi açtı

Claudio Ranieri'nin öğrencileri, ilk yarıdan farklı olarak, ikinci 45'te muazzam bir baskıyla başladılar. Okazaki'nin de oyuna girişiyle üçüncü bölgede daha diri gözüktüler. Oyunu kısa bir sürede rakip kaleye yıktılar. Karşılığını da golle aldılar. Kante'nin şutunda Watford kalecisi Gomes, büyük hata yapınca top filelerle buluştu ve ev sahibi 1-0 öne geçti. Leicester City, golden sonra da geri çekilmedi ve kurduğu baskıyla ikinci golü aramaya başladı. Savunmadan atılan uzun topta, forvet Jamie Vardy, Watford kalecisi Gomes tarafından düşürüldü ve hakem penaltı noktasını gösterdi. Gomes hareketi nedeniyle sarı kart görürken; topun başına geçen Jamie Vardy, penaltıyı gole çevirerek takımını 2-0'lık üstünlüğe taşıdı. İngiliz forvet, üst üste dokuzuncu maçında da gol kaydetme başarısı yakaladı ve krallıktaki dominasyonunu sürdürdü.

İlk golün sahibi Kante, Watford atağında ceza sahası içinde sert bir hamleyle Paredes'i düşürdü. Hakem yine tereddütsüz bir şekilde penaltı noktasını gösterdi. Deeney, rahat bir vuruşla top ve kaleciyi farklı yönlere gönderdi ve böylelikle skoru 2-1'e getirdi. Leicester City, golün sonrasında gerçekleştirdiği atakta, Mahrez'in bireysel becerisi sonucu çıkardığı şık şutla, gole çok yaklaşsa da Gomes gole izin vermedi. Bu dakikadan itibaren Leicester City, skoru koruma yolunu seçince, maç ikinci yarıda gelen gollerle 2-1 sonuçlandı.


Leicester City, önemli bir maçtan daha 3 puan çıkardı ve çıkışına devam etti. Skor bulmakta sıkıntı çekmeyen ve mağlup duruma düşse bile oyunu çevirebilen Claudio Ranieri'nin takımı, şu bölüme kadar olan performansıyla spor otoritelerinden takdir topluyor. Konuk ekip Watford ise, bugün orta saha mücadelesine ve kontra ataklara odaklanınca, üçüncü bölgede vasat kaldı. Flores'in takımı, bugün yenilse bile Ighalo önderliğinde ligin mücadelesi beğenilen dirençli takımlarından… 

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Watford Kaçtı,Everton Kovaladı


Geçtiğimiz yıl, Avrupa Ligi ile birlikte götürdüğü için Premier Lig'de zorlanan Everton; 2015-2016 futbol sezonuna taptaze bir başlangıç yapmak için çıktı Goodison Park çimlerine bugün... Roberto Martinez önderliğinde kaynaşan, takım oyununun gerekliliklerini yerine getiren Mavi-Beyazlılar, Baines'in sakatlığıyla kadro açısından zor duruma düşüyordu. Ligin yenisi Watford ise, Premier Lig'e yükselmenin mutluluğu ve hırsıyla güzel bir biçimde geliştirmişti kadrosunu... Stad tam dolu, zemin futbol için müsaitti.

Everton'da yeni transferlerden sadece Cleverley forma giyiyordu. Deulofeu ilk 18'de yoktu. Kaptan Baines'in sakatlığında; Oviedo yedek otururken, altyapıdan çıkardıkları genç Galloway forma giydi. Cleverley sol açık olarak görev yaparken; diğer Everton bildiğimiz gibiydi. Watford, 4-4-1-1 sistemini benimseyerek maça çıkmıştı. Yeni transferlerden Nyom, Prödl, Behrami, Capoue, Holebas ve Jurado sahne aldı. Ighalo ve Berghuis'in içinde yer aldığı daha ofansif bir kadro bekleniyordu; ancak Sanchez Flores, defansif ağırlıklı ve kontra atağı benimseyen bir oyuncu grubuyla sahaya çıktı. Yedek kulübesine bakıldığında ise, hamle açısından da avantajlı olan taraf, konuk ekip Watford'tu.

Everton, maça tutuk başlayınca, Watford defansif özellikleri ağır basan orta sahasıyla topu ele geçirdi ve ilk 10 dakikalık bölümde iyi pas yaptı. Anya ve Jurado istekli futbollarıyla dikkat çekiyordu. Jurado orta saha ile Deeney arasında köprü görevi görürken; Anya ise sağ kanatta hızıyla etkili oldu. Watford'un kurduğu baskı, 13. dakikada sonuç verdi ve ön libero Miguel Layun, Everton savunmasından dönen topa yaptığı düzgün vuruşla takımını 1-0 öne geçirdi. Golden sonra Everton, Lukaku ve Mirallas önderliğinde etkili olmaya çalışsa da atakları cılız kaldı. Barkley, dikine oyunuyla dikkat çekti; ancak Watford'un onu durdurmak için Behrami-Layun kıskacı vardı. Savunmada ve orta sahanın defansif bölümünde ayakları yere sağlam basan konuk ekip Watford, ilk yarı boyunca Everton'a çok ciddi bir pozisyon vermedi. Anya ve Jurado önderliğinde kontralara çıksalar da ikinci gol için Everton kalecisi Howard'ı geçemediler. Hal böyle olunca, konuk ekip Watford, Premier Lig'deki ilk maçında soyunma odasına 1-0 galip girdi.

İkinci yarıya, Everton'un daha agresif başladığını gördük. Roberto Martinez'in öğrencileri, ilk 15 dakikalık bölümde yüklenirken; Watford iyice geriye yaslandı. Martinez'in defanstan Galloway'i çıkarıp forvete Kone'yi alması, mavi-beyazlıları rahat bir şekilde ileriye top taşımasını sağladı. Watford'da ise yorulan Jurado, yerini Ighalo'ya bırakırken; Watford'un ileride top tutması amaçlandı. Bu dakikalarda baskısını arttıran Everton, Watford defansından dönen topta Barkley'nin sert şutuyla durumu 1-1'e getirdi. Golden sonra silkinen Watford, kontra ataklarla maça ortak olmaya çalıştı ve karşılığını 7 dakika sonra aldı. Oyuna sonradan giren Ighalo, durumu 2-1 yaptı. Bu dakikalar gol düellosu şeklinde geçti. Watford'un golden sonra geri çekilmesinin ardından; Everton tekrar ataklarını sürdürdü ve Kone, müsait pozisyonda durumu tekrardan eşitleyen golü attı. Kalan sürede maçta başka gol olmayınca, Everton ile Watford 2-2 berabere kaldı.

Everton'un orta saha ve hücum anlamında eksikleri olduğu görülürken; Watford ise kontra temelli oyunuyla şu an için beğeni topladı. Ancak konuk ekipte Ighalo gibi yaratıcı bir gücün her zaman ilk 11'de olması ve takımı yönlendirmesi gerekiyor. İyi bir Berghuis de sağ açık olarak takımda fark yaratacaktır. Yani gelecek ev sahibi için bulanıkken; konuk ekip için bir hayli aydınlık duruyor.