9 Haziran 2016 Perşembe

EURO 2016 B Grubu Analizi


10 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında Fransa'da gerçekleştirilecek olan EURO 2016'da; B Grubu'nda kıran kırana bir mücadele yaşanacak. B Grubu'nda İngiltere, Galler, Rusya ve Slovakya yer alıyor. Grupta en dikkat çeken takım İngiltere ve lider olarak bir üst tura çıkmak için önemli bir şansa sahip… Turnuvaya ilk kez katılan Galler ise, İngiltere maçına büyük önem verse de; gruptan çıkmak adına savaşacak. Orta halli bir kadroyla Fransa'ya gelen Rusya, genç teknik direktörüyle şansını zorlayacak. Slovakya ise formda hücum güçleriyle bir sürpriz gerçekleştirmeye çalışacak.
İngiltere
Avrupa Şampiyonası'ndaki en iyi derecesi 1966 yılındaki yarı final olan İngiltere; artık akıllandı ve başarı istiyor. Deneyimli teknik direktör Roy Hodgson yönetiminde elemelerde kusursuz bir performans göstererek turnuvaya direkt katılan 'Three Lions', Gerrard ve Lampard gibi yaşlanan isimlerin vadesinin dolmasıyla yeniden yapılanma geçirdi. Böylelikle kadro gençleştirme çabalarıyla milli takıma yeni genç isimler çağrıldı. Eleme grubundan 30 puan toplayarak namağlup unvanını taşıyorlar. 10 maçta rakip filelere 31 gol göndererek maç başına 3.1'lik bir gol atma ortalaması tutturdular. İngiltere'nin artık sabrının taştığını ve mutlak başarı hedeflediğini tüm bunlardan anlayabiliyoruz. Nispeten kolay rakipleri karşısında, grubu lider tamamlama olasılıkları çok fazla… Başarısız geçirdikleri geçmişteki turnuvalara göre çok formda oldukları unutulmamalı…
İngiltere'nin en avantajlı tarafı hücum bölgesi ve hücumcuları… Roy Hodgson planlamasıyla birlikte artık üçüncü bölgede fazlasıyla aktifler… Harry Kane ve Jamie Vardy, hücumda dominasyonu sağlıyor. Yedekte Sturridge ve Rashford'u görmek de güven veriyor. Bu turnuvada da çift forvetin ağır bastığı bir 4-4-2 sistemi belirleyecekler. Forvette KAne-Vardy ikilisi yer alırken; onları hemen arkadan Rooney destekleyecek. Onun arkasında ise Milner-Dier-Alli üçlüsü bekleniyor. Avantajı hücumsal zenginlik olan İngiltere'nin dezavantajı ise, savunmada yaşadığı problemler… Turnuva öncesi hazırlık maçlarında savunmanın yer yer fazla boşluk bıraktığını ve rakiplere fazlasıyla pozisyon verdiğini gördük. Hodgson, bu problemi bir an önce düzeltmeli… Hamle açısından Fransa gibi çok fazla şansı olması da İngiltere'nin bir başka en önemli artısı… Savunmada Chris Smalling ve John Stones; orta sahada James Milner, Jordan Henderson, Jack Wilshere, Dele Alli ve Eric Dier; forvette ise Harry Kane, Jamie Vardy ve Daniel Sturridge gibi önemli isimlerle dikkat çekiyorlar.
İngiltere'nin kadrosu;
Kaleci: Fraser Forster (Southampton), Joe Hart (Manchester City), Tom Heaton (Burnley)
Defans: Ryan Bertrand (Southampton), Gary Cahill (Chelsea), Nathaniel Clyne (Liverpool), Danny Rose (Tottenham Hotspur), Chris Smalling (Manchester United), John Stones (Everton), Kyle Walker (Tottenham Hotspur)
Orta Saha: Dele Alli (Tottenham Hotspur), Ross Barkley (Everton), Eric Dier (Tottenham Hotspur), Jordan Henderson (Liverpool), Adam Lallana (Liverpool), James Milner (Liverpool), Raheem Sterling (Manchester City), Jack Wilshere (Arsenal)
Forvet: Harry Kane (Tottenham Hotspur), Marcus Rashford (Manchester United), Wayne Rooney (Manchester United), Daniel Sturridge (Liverpool), Jamie Vardy (Leicester City)

TAKIMIN YILDIZI: Harry Kane
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Dele Alli
NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Marcus Rashford
Galler
Chris Coleman yönetiminde dünya futbolunda önemli bir atılım yapan Galler; Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde gösterdiği etkileyici performansla direkt olarak katılma hakkı kazandı. Britanya ülkesi olan Galler, EURO 2016'da ilk kez bir Avrupa Şampiyonası'na katılma heyecanı yaşayacak. İngiltere'nin liderliğinin neredeyse garanti olduğu B Grubu'nda gruptan çıkmak adına eşit şanstaki rakipleriyle mücadele edecekler. Çoğunlukla Britanya bölgesinde oynayan futbolculardan kurulu bir kadroyla geliyorlar; öyle ki Britanya dışında oynayan tek futbolcuları Gareth Bale! Şansları, azımsanamayacak kadar fazla ve takım oyununun yardımıyla gruptan çıkarak iyi gidişatı sürdürmek istiyorlar.
Galler'in futboluna baktığımızda, hücumu ve savunmayı takım halinde yaptıklarını görüyoruz. Hızlı hücumu seviyorlar, birinci ve ikinci bölgede kapılan toplar direkt olarak Bale ve Ramsey'e ulaştırılıyor. Bu iki isim de, Galler'in en önemli gol ayakları olarak skoru değiştirmeye çalışıyorlar. Eğer rakip savunmalar dengesiz yakalanmışsa, Galler hızlı hücumlarıyla oldukça öldürücü olabiliyor. Takım olarak avantajları Gareth Bale'ye sahip olmaları bir yana, ikinci bölgedeki sağlam yapıları da dikkat çekiyor. Coleman'in ana planı, rakiplerini orta sahadaki bu sağlam yapıyla durdurmak ve topu hemen Bale-Ramsey ikilisiyle buluşturmak olacak. Savunmada Ashley Williams ve James Collins; orta sahada Aaron Ramsey, Joe Ledley ve Andy King; forvette de Gareth Bale takımın önemli isimleri…
Galler'in kadrosu;
Kaleci: Wayne Hennessey (Crystal Palace), Daniel Ward (Liverpool), Owain Fon Williams (Inverness)
Defans: Ashley Williams (Swansea), James Chester (West Bromwich Albion), Ben Davies (Tottenham), James Collins (West Ham), Chris Gunter (Reading), Neil Taylor (Swansea), Jazz Richards (Fulham)
Orta Saha: Joe Ledley (Crystal Palace), Joe Allen (Liverpool), David Vaughan (Nottingham), Jonathan Williams (Crystal Palace), David Edwards (Wolverhampton), George Williams (Fulham), Aaron Ramsey (Arsenal), Andy King (Leicester)
Forvet: Gareth Bale (Real Madrid), David Cotterill (Birmingham), Hal Robson-Kanu (Reading), Simon Church (Aberdeen), Sam Vokes (Burnley)

TAKIMIN YILDIZI: Gareth Bale
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Aaron Ramsey
NOT ETMEKTE FAYDA VAR:  Jonathan Williams  
Rusya
Leonid Slutsky yönetiminde Fransa'nın yolunu tutan Rusya, üst üste dördüncü kez Avrupa Şampiyonası'na katılmaya hak kazandı. Fabio Capello ile gösterilen mücadeleci performans sonrası Slutsky ile nasıl bir çıkış yapılacakları pek bilinmiyor. Genç Rus antrenör, kadroya genellikle Rusya Ligi'nden isimler çağırdı. Takımın her şeyi Alan Dzagoev'in sakatlığı, biraz planlarını alt üst etse de gruptan çıkmak istiyorlar. Bu hedefleri uğruna Slovakya ve Galler ile çetin bir savaşa girecekler.
Teknik direktör Slutsky'nin öncelikle takımda savunmayı sertleştirdiğini ve agresifleştirdiğini görüyoruz. Bunun yanında orta sahada ve hücumda ise takım olarak hareket ediyorlar. Gruptaki 3 maçta da orta sahada kalabalık bir yapı kuracaklarını ve kanatlardan hızlı hücuma geçeceklerini tahmin ediyorum oyun anlayışlarında… En büyük dezavantajları, savunmalarının artan yaş ortalaması ve rakiplere karşı bazen ağır kalmaları.. İngiltere, Galler ve Slovakya'da bu hatayı değerlendirebilecek çok hızlı isim var. Kalede Igor Akinfeev; savunmada Berezutski kardeşler ile devşirilen Neustädter; orta sahada Igor Denisov ve Oleg Shatov; forvette ise Dzyuba ve Kokorin takımdaki önemli isimler…
Rusya'nın kadrosu;
Kaleci: Igor Akinfeev (CSKA Moskova), Marinato Guilherme (Lokomotiv Moskova), Yuri Lodygin (Zenith)
Defans: Aleksei Berezutski (CSKA Moskova), Vasili Berezutski (CSKA Moskova), Sergei Ignashevich (CSKA Moskova), Dmitri Kombarov (Spartak Moskova), Roman Neustädter (Schalke 04), Igor Smolnikov (Zenith), Roman Shishkin (Lokomotiv Moskova), Georgi Shchennikov (CSKA Moskova)
Orta Saha: Aleksandr Golovin (CSKA Moskova), Denis Glushakov (Spartak Moskova), Igor Denisov (Dinamo Moskova), Dmitri Torbinsky (Krasnodar), Oleg Ivanov (Terek Grozny), Pavel Mamaev (Krasnodar), Aleksandr Samedov (Lokomotiv Moskova), Oleg Shatov (Zenith), Roman Shirokov (CSKA Moskova)
Forvet: Artyom Dzyuba (Zenit), Aleksandr Kokorin (Zenit), Fyodor Smolov (Krasnodar)

TAKIMIN YILDIZI: Igor Akinfeev
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Oleg Shatov
NOT ETMEKTE FAYDA VAR:  Aleksandr Golovin
Slovakya
Tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası'na katılan Sloavakya, teknik direktör Jan Kozak yönetiminde grubun kapalı kutu takımı olacak. Elemelerde fazlasıyla etkileyici bir performans göstererek İspanya'nın ardından Fransa'ya doğrudan giden ikinci takım oldular. Bunun yanında grupta İspanya'yı da mağlup ettiler. O maçtaki sergilenen futbolu EURO 2016^da grup maçlarının tamamına yayabilirlerse, başarılı olmamaları imkansız… Kozak'ın seçtiği kadroda, çoğu futbolcu Slovakya dışında forma giyiyor. Gruptan çıkma adına Galler ve Rusya ile büyük bir savaşa girecekler.
Slovakya milli takımı, Jan Kozak yönetiminde geçirdiği evrimle özellikle orta sahada oldukça etkili bir takım… En büyük avantajları, ikinci bölgede sergiledikleri futbol ve buradan aldıkları katkı zaten… Bu turnuvada da orta sahalarıyla etkili olma hedefindeler… Dezavantajları ise hücumda bir türlü golcü kimlik yakalayamamaları… Milli takımın son 1-2 yıllık yakın geçmişinde, atılan gollerin büyük çoğunluğu orta sahadan geldi. O yüzden ikinci bölgelerini hafife almamak gerekiyor. Savunmada Martin Skrtel; orta sahada Robert Mak, Juraj Kucka, Marek Hamsik ve Vladimir Weiss takımda dikkat çeken futbolcular…
Slovakya'nın kadrosu;
Kaleci: Matus Kozacik (Viktoria Plzen), Jan Mucha (Slovan Bratislava), Jan Novota (Rapid Vien)
Defans: Peter Pekarik (Hertha Berlin), Milan Skriniar (Sampdoria), Martin Skrtel (Liverpool), Norbert Gyoember (AS Roma), Jan Durica (Lokomotiv Moskova), Kornel Salata (Slovan Bratislava), Tomas Hubocan (Dynamo Moskova), Dusan Svento (Köln)
Orta Saha: Viktor Pecovsky (MSK Zilina), Robert Mak (PAOK), Juraj Kucka (AC Milan), Patrik Hrosovsky (Viktoria Plzen), Jan Gregus (Jablonec), Marek Hamsik (Napoli), Ondrej Duda (Legia Varşova), Miroslav Stoch (Bursaspor), Vladimir Weiss (Al Gharafa)
Forvet: Michal Duris (Viktoria Plzen), Adam Nemec (Tilburg), Stanislav Sestak (Ferencvaros)

TAKIMIN YILDIZI: Marek Hamsik
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Vladimir Weiss
NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Ondrej Duda

EURO 2016 A Grubu Analizi


10 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında Fransa'da gerçekleştirilecek olan EURO 2016'da; ev sahibi Fransa, A Grubu'nda sahne alıyor. Turnuvanın ilk grubu olan A Grubu'ndan Fransa, İsviçre, Romanya ve Arnavutluk yer alıyor. Ev sahibi Fransa, ev sahipliğinin ve büyüleyici kadrosunun verdiği etkileyicilikle ön plana çıkıyor. İsviçre, kadroya enjekte edilen genç jenerasyonunun varlığıyla artık gruptan çıkmak ve başarı kazanmak istiyor. Formda bir grafik çizen Romanya ise, İsviçre'ye karşı gruptan çıkmak adına önemli bir mücadele verecek. Grubun en zayıfı Arnavutluk ise, savunmadaki direncine güvenecek; ancak şansı yok denecek kadar az diyebiliriz.
Fransa

Fransa'nın kadrosu yeni gelen isimlerle birlikte öyle bir kadro oldu ki; artık Horozlar'ın her mevkisine en az 3 kaliteli isim yazabiliyoruz. Bu durum, onlar adına çok büyük bir avantaj… Ev sahibi unvanıyla bu turnuvada yer alıyorlar ve turnuvaya kadar olan zamanlarını hazırlık maçlarıyla değerlendirdiler. Son 10 hazırlık maçlarından 9'unu kazanarak formda bir grafik çizdiler, aynı zamanda rakiplerine gözdağı verdiler. Horozlar, daha önce 1984 yılında da Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapmış ve tüm maçlarını kazanarak kupaya uzanmıştı. Bu kupaya en fazla katılan ve en başarılı olan takımlar arasındalar… EURO 2000'de de şampiyonluk yaşamışlardı. Artık bu yıl evlerinde düzenlenen turnuvayı da kazanarak üçlemeyi tamamlamak istiyorlar.
Yenilenmiş bir kadroyla bu kupada ter dökecek Fransa'da Benzema ve Valbuena gibi yıldız isimler, şantaj skandalı nedeniyle artık milli takımda yer almıyor. Teknik direktör Didier Deschamps bu isimleri aramayacak bir kadro hazırladı. Gerçekten de kadrolarına baktığımızda özellikle ikinci ve üçüncü bölgede turnuvanın en iyi kadrolarından birine sahip olduklarını görüyoruz. İkinci bölgede doksan dakika pres ve direnç göstererek rakiplerine büyük bir üstünlük sağlayabilirler. Hücumda da hep en formda isimler kadroda… Ancak savunmadaki sorunlar can sıkıyor. Deschamps rakiplere kolay pozisyon verme sorununu da hallederse Fransa kusursuz olacak. Savunmada Koscielny ve Rami; orta sahada Kante, Matuidi ve Pogba; hücumda da Coman, Griezmann, Payet, Giroud ve Martial ile dikkat çekiyorlar. 4-3-3 gibi bir düzende orta saha Matuidi-Kanta-Pogba'dan oluşur; forvette ise kanatlarda Payet ile Griezmann yer alırken, Giroud ortada olabilir.
Fransa'nın kadrosu;
Kaleciler: Benoit Costil (Rennes), Hugo Lloris (Tottenham), Steve Mandanda (Marsilya)
Savunma: Lucas Digne (Roma), Patrice Evra (Juventus), Christophe Jallet (Lyon), Laurent Koscielny (Arsenal), Eliaquim Mangala (Manchester City), Samuel Umtiti (Lyon), Bacary Sagna (Manchester City), Adil Rami (Sevilla)
Orta saha: Yohan Cabaye (Crystal Palace), Morgan Schneiderlin (Manchester United), N'Golo Kante (Leicester City), Blaise Matuidi (Paris Saint Germain), Paul Pogba (Juventus), Moussa Sissoko (Newcastle United)
Forvet: Kingsley Coman (Bayern Münih), Andre-Pierre Gignac (Tigres), Olivier Giroud (Arsenal), Antoine Griezmann (Atletico Madrid), Anthony Martial (Manchester United), Dimitri Payet (West Ham United)

TAKIMIN YILDIZI: Paul Pogba
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Antoine Griezmann
NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Kingsley Coman
İsviçre
İsviçre, Avrupa Şampiyonası'nın şanssız takımlarından; katıldıkları üç turnuvada da gruptan çıkamadılar. Yeniden yapılanan ve gençleşen kadrolarıyla hedefleri gruptan çıkmak… Teknik direktörlüğünü, bir dönem Samsunspor'dan da tanıdığımız Vladimir Petkovic yapıyor. Bayrağı Hitzfield'ten devralan Petkovic, ilk iş olarak kadroyu gençleştirdi. Bu gençleştirme, onlara ofansif güç olarak döndü. Grup elemelerinde gol yollarında oldukça aktiflerdi ve pozisyona girmekte zorlanmadılar. Teknik direktör ve futbolcular, bu gençleşmenin artık yararlarına olacağını ve gruptan çıkabileceklerini düşünüyor.
Fransa'nın net favori olduğu A Grubu'nda İsviçre; Romanya ve Arnavutluk ile gruptan çıkma savaşı verecek. Petkovic'in öğrencileri, diğer iki takımın önünde gözüküyor; ancak yine de Romanya sürprizi göz ardı edilmemeli… İsviçre'nin savunma hattı, uzun boy ortalamasıyla da dikkat çekiyor. Böylelikle havadan fazla pozisyon vermeyecekleri gibi, duran toplarda da etkili oluyorlar. Savunmada Ricardo Rodriguez ve Fabian Schar; orta sahada Granit Xhaka ve Xherdan Shaqiri; forvette de Haris Seferovic, Breel Embolo ve Admir Mehmedi ön plana çıkan yıldızları… İkinci bölgede bol presli, mücadeleci bir futbol planlıyorlar. Hedefleri, kaybedilen topa anında baskı yaparak kazanmak… Üçüncü bölgede ise Seferovic, bazen etkisiz kalabiliyor; genç Embolo'nun daha çok kullanılması gerekiyor. İsviçre'nin başarılı olması; ikinci-üçüncü bölge arasındaki koordinasyonun gücüne bağlı…
İsviçre'nin kadrosu;
Kaleciler: Yann Sommer (Borussia Mönchengladbach), Roman Bürki (Borussia Dortmund), Marwin Hitz (Augsburg)
Defans: Stephan Lichtsteiner (Juventus), Nico Elvedi (Borussia Mönchengladbach), Michael Lang (Basel), Johan Djourou (Hamburg), Fabian Schar (Hoffenheim), François Moubandje (Toulouse), Ricardo Rodriguez (Wolfsburg), Steve von Bergen (Young Boys)
Orta saha: Valon Behrami (Watford), Blerim Dzemaili (Galatasaray), Gelson Fernandes (Rennes), Fabian Frei (Mainz 05), Granit Xhaka (Borussia Mönchengladbach), Xherdan Shaqiri (Stoke City), Denis Zakaria (Young Boys)
Forvetler: Breel Embolo (Basel), Haris Seferovic (Eintracht Frankfurt), Admir Mehmedi (Bayer Leverkusen), Eren Derdiyok (Kasımpaşa), Shani Tarashaj (Everton)

TAKIMIN YILDIZI: Granit Xhaka
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Breel Embolo
NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Denis Zakaria
Romanya
Tarihinde 5. kez bu turnuvaya katılacak olan Romanya; teknik direktör Anghel Iordanescu yönetiminde genç ve tecrübeli oyunculardan kurulu kadro ile Fransa'da olacak. EURO 2000'de yaşadıkları çeyrek final sürprizinin bir daha kıyısından bile geçemeyen Doğu Avrupa ekibi, Fransa ve İsviçre'nin arkasında bir mucize gerçekleştirmek için fırsat kollayacak. Şampiyona elemelerinde, gruplarında yalnızca 2 gol görerek sağlam bir defans hattı yarattılar. Romanya'nın eleme grubundaki karakteri tamamen stratejikti. Kendinden güçlü rakipler karşısında topu rakibe bırakıp sadece savunmaya konsantre oldular. Kendi ayarındaki rakipler karşısında da çok fazla hücumu düşünerek başarılı oldular. EURO 2016'da da bu karakteri sürdüreceklerdir.
Hızlı hücumları seven Romanya'nın en büyük avantajı, bulduğu pozisyonları yüksek yüzdelerle değerlendirmek… Diğer bir avantajı da sağlam savunma hatları; ancak bazen yavaş kalıp pozisyon verebiliyorlar. Savunmada Vlad Chiriches ve Razvan Rat; orta sahada Gabriel Torje ve Nicolae Stanciu; forvette ise Claudiu Keseru ve Dennis Alibec takımdaki önemli yıldızlar… Forvette eskisi gibi Stancu yine santrfor olarak değerlendirilirse, gol yollarında verimsiz kalabilirler. Grupta etkili olmak istiyorlarsa ileri uçta Keseru ve özellikle de formda Alibec'e daha fazla şans vermeleri gerekiyor.
Romanya'nın kadrosu;
Kaleci: Ciprian Tatarusanu (Fiorentina), Costel Pantilimon (Watford), Silviu Lung (Astra Giurgiu)
Defans: Cristian Sapunaru (Pandurii), Alexandru Matel (Dinamo Zagreb), Vlad Chiriches (Napoli), Valerica Gaman (Astra Giurgiu), Dragos Grigore (Al-Sailiya), Cosmin Moti (Ludogorets), Razvan Rat (Rayo Vallecano), Steliano Filip (Dinamo Bucarest)
Orta saha: Mihai Pintilii (Steaua Bucarest), Ovidiu Hoban (Hapoël Beer Sheva), Andrei Prepelita (Ludogorets), Adrian Popa (Steaua Bükreş), Gabriel Torje (Osmanlıspor), Alexandru Chipciu (Steaua Bükreş), Nicolae Stanciu (Steaua Bükreş), Lucian Sânmartean (Al Ittihad)
Forvet: Claudiu Keseru (Ludogorets), Bogdan Stancu (Gençlerbirliği), Florin Andone (Cordoba), Denis Alibec (Astra Giurgiu)

TAKIMIN YILDIZI: Gabriel Torje
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Nicolae Stanciu
NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Steliano Filip
Arnavutluk
EURO 2016'ya direkt katılma hakkı elde ederek önemli bir iş başaran Arnavutluk, milli takım tarihinde ilk defa büyük bir turnuvaya katılıyor. Teknik direktör Giovanni Blasi yönetiminde biraz kapalı kutu bir kadroyla Fransa'ya geliyorlar. Gruptaki diğer rakipleri Fransa, İsviçre ve Romanya düşünüldüğünde, gruptan çıkma ihtimalleri gerçekten bir mucize… Ancak elemelerde de bu düşünce hakimdi ve sağlam savunma hatlarıyla gruptan çıkmayı başardılar. İşleri oldukça zor. İtalyan çalıştırıcı yönetiminde grup aşamasında en az gol atan takım olmaları da turnuvada onları fazlasıyla zorlayacak bir etiket…
Teknik direktör Blasi, Arnavutluk ile sağlam ve sert bir savunma anlayışı benimsiyor. Topu rakibe bırakıp tamamen savunmaya konsantre olurlarken; bu direnci 90 dakika boyunca gösterebiliyorlar. Özetle en büyük avantajları savunma olacak. Oyunu mümkün olduğunca yavaşlatmayı seviyorlar. Savunma önündeki çift ön liberolu sistemden vazgeçilmiyor. Hücumda fazla organize olarak yer alamıyorlar ve üçüncü bölgede gösterdikleri bu verimsizlik büyük bir dezavantaj olarak hanelerine yazılıyor. Daha çok kaptıkları toplarla hızlı hücuma çıkmayı seviyorlar. Kalede Etrit Berisha; savunmada Arlind Ajeti, Lorik Cana ve Elseid Hysaj; orta sahada Ergys Kace ve Amir Abrashi; forvette de Bekim Balaj dikkat çeken isimler…
Arnavutluk'un kadrosu;
Kaleci: Etrit Berisha (Lazio), Alban Hoxha (Partizani), Orges Shehi (Skenderbeu).
Defans: Arlind Ajeti (Frosinone), Naser Aliji (Basel), Mergim Mavraj (Köln), Lorik Cana (FC Nantes), Elseid Hysaj (Napoli), Ansi Agolli (Qarabag), Frédéric Veseli (FC Lugano)
Orta Saha: Ledian Memushaj (Delfino Pescara), Ergys Kace (PAOK), Andi Lila (Janina), Migjen Basha (Como), Odise Roshi (Rijeka), Burim Kukeli (FC Zürih), Ermir Lenjani (FC Nantes), Taulant Xhaka (Basel), Amir Abrashi (Freiburg)
Forvet: Bekim Balaj (Rijeka), Sokol Cikalleshi (Başakşehir), Armando Sadiku (FC Vaduz), Shkelzen Gashi (Colorado Rapids)

TAKIMIN YILDIZI: Elseid Hysaj
PATLAMA YAPMASI BEKLENEN İSİM: Ergys Kace

NOT ETMEKTE FAYDA VAR: Taulant Xhaka

7 Haziran 2016 Salı

Premier Lig'in Arka Planında Kalanlar


İngiltere Premier Ligi'nin 2015-2016 sezonunda, bir peri masalına tanık oldu. Küme düşmeme mücadelesi verir denilen Leicester City, sezonu şampiyon tamamlayarak kulüp tarihinde bir ilke imza attı. Teknik direktör Claudio Ranieri mütevazı oyuncu grubuyla bunu başarırken; bize de futbol konusunda umut etmenin önemini bir kez daha hatırlattı. Şampiyon Leicester'in yanında Arsenal ve Tottenham gibi takımların önemli performansı takdire şayandı. Manchester City, Manchester United, Liverpool ve Chelsea gibi önemli takımlar da fazlasıyla sönük kaldı.
Bu yıl Premier Lig'de performansıyla birçok futbolcu ön plana çıktı. Şampiyon Leicester City'de Jamie Vardy ve Riyad Mahrez ikilisi performansıyla bu grubun başını çekiyor. Arsenal'de Alexis Sanchez ve Mesut Özil; Tottenham'da Harry Kane; Manchester City'de Sergio Agüero ve Sterling ve daha onlarca fazlası… Ancak bu göz önündeki performansların yanında, arka planda kalan; fakat mutlaka söz edilmesi gereken performanslar da izledik. Bu isimlerin gösterdiği gelişim de futbolseverler için oldukça önemliydi. İşte bu 11 isim, karşınızda…
N'Golo Kante - Leicester City
2014-2015 sezonunda Caen'de gösterdiği performansla Leicester City teknik direktörü Claudio Ranieri'nin radarına takılan N'Golo Kante, kısa süre sonra 2015-2016 sezonu öncesi 9 Milyon Euro bonservis bedeliyle Ada ekibine transfer oldu. Ranieri önderliğinde şampiyon olan takımda yalnızca 1 maç kaçırdı, geri kalan 37 maçta hep ilk 11'deydi. 1 gol ve 4 asistlik performansının yanında hiç cezalı duruma da düşmeyerek takımının dinamosu oldu. Oyunun hem savunma hem hücum yönünü okuyarak Ranieri'nin ellerinde iki yönlü bir orta sahaya dönüştü. Bu performansıyla hem Fransa milli takımında ilk 11'de oynamaya başladı hem de İngiltere'de Yılın 11'ine seçildi. Değeri 9 Milyon Euro'dan 25 Milyon Euro'lara kadar çıktı. Leicester belki Vardy ve Mahrez ile daha ön plana çıktı; ancak Kante'nin de unutulmaması gerekiyor.
Hector Bellerin - Arsenal
Barcelona altyapısının dünya futboluna kazandırdığı bir sağ bek olan Hector Bellerin, 2011'de Arsenal'in dikkatini çekti ve Arsenal U18 kadrosu için transfer edildi. Burada yükselişini sürdüren İspanyol sağ bek, arada kiralık Watford dönemi geçirdi ve 2014-2015 sezonundan itibaren Arsenal kadrosunda yer almaya başladı. Kendinden beklenilen patlamayı ise bu yıl yaptı genç isim… Arsenal formasını toplamda 44 kez giydi, 1 gol ve 8 asist ile oynadı. Hızı, ortaları ve çabukluğuyla dikkat çekti. Hücümü seven 21 yaşındaki sağ bek, 2015-2016 sezonunda Arsenal'in en fazla çıkış yapan isimlerindendi.
Eric Dier - Tottenham
2011 yılında Sporting Lizbon altyapısından çıkan Eric Dier, burada as takıma kadar yükseldi ve başarılı bir performans ortaya koyarak dev kulüplerin dikkatini çekti. Transfer yarışını Temmuz 2014'te kazanan Tottenham oldu. İngiliz futbolcu, Ada'daki ilk yılında fazla etki gösteremezken; ligde 28 maçta forma giydi toplam 2 gol-2 asist ile oynadı. Teknik direktör Mauro Pochettino ona oldukça güveniyordu, stoper özellikleri ağır basan Dier'i aldı ve 2015-2016 sezonu için orta sahaya ön libero olarak monte etti. 22 yaşındaki İngiliz futbolcu da bu yıl Premier Lig'de mükemmel bir patlama yaptı. Takımı Tottenham uzun süre şampiyonluk yarışı verirken; Dier Tottenham ile toplamda 51 maça çıktı, 4 gol ve 2 asistle oynadı. Bu performansıyla Alli ile iyi bir ikili oluşturdu ve İngiltere milli takımına da seçildi. İngiliz taraftarların ve benim, ondan beklentimiz büyük…
Dele Alli - Tottenham
2013 yılında profesyonel olan ve Milton Keynes Dons'un dünya futboluna armağan ettiği Dele Alli, kısa sürede tüm İngiliz scoutların dikkatini çekti. Başarıya ulaşan Tottenham oldu ve 2 yıl içinde Dele Alli ile sözleşme imzaladı. Alli sezonu MK Dons'ta tamamladı. Takımıyla 44 maça çıkarken; 16 gol ve 11 asistle bir orta saha oyuncusu olarak mükemmel bir istatistik yakaladı. Sezon sonunda oldukça özgüvenli bir şekilde Tottenham'a döndü ve 2015-2016 sezonunda teknik direktör Pochettino'nun kadrodaki temel taşlarından oldu. Arjantinli çalıştırıcının elinde daha da kuvvetlenen ve elmas gibi parıldayan Alli, Pochettino faktörü sayesinde oyunun savunma yönünde de kendisini geliştirdi. Son dönemde oldukça dikkat çekn iki yönlü orta sahalardan oldu.
Marcus Rashford - Manchester United
Daha sadece 1997 doğumlu genç bir forvetten bahsediyoruz. Sezon ortasında Manchester United hücum hattında sıkıntılar yaşarken; Rashford sahneye çıktı. Her gittiği takımda gençlere verdiği değerle dikkat çeken Louis Van Gaal'in yeni elmasıydı. Çıktığı ilk maçında Avrupa Ligi'nde attığı 2 golle tüm ışıkları üzerine çekti 18 yaşındaki bu genç forvet… Ardından Premier Lig'deki ilk maçında da gole ulaştı ve ligde gol atan en genç isimlerden biri olmayı başardı. Kırmızı Şeytanların formasıyla bu yıl toplam 14 maça çıkan Rashford, 7 gol ve 2 asistlik performansıyla göz kamaştırdı. Bunun sonucunda sözleşmesi uzatıldı ve Roy Hodgson tarafından İngiltere milli takımının 23 kişilik EURO 2016 kadrosuna dahil edildi. Bu da yetmedi, İngiltere  formasını giydiği ilk maçta da golünü atmayı başardı. Artık yeni teknik direktörü Jose Mourinho olacak ve genç yıldızdan beklentileri bir hayli fazla…
Aaron Cresswell - West Ham United
2008 yılında Tranmere U18 takımından Tranmere Rovers takımına yükselerek profesyonel olan Cresswell, 2011 yılında Ipswich'e geçti. Burada özellikle fizik ve güç olarak kendini çok geliştiren İngiliz sol bek, 2014 Temmuz'unda West Ham'a transfer olarak hayallerini gerçekleştiriyordu. İlk sezonunda ligin tüm maçlarında forma giyerek önemli bir istikrar yakaladı, 2 gol atarken 4 de asist yaptı. 2015-2016 sezonunda takımın teknik direktörü Slaven Bilic'in de vazgeçilmezi olan 26 yaşındaki İngiliz, ligde yalnızca bir maç kaçırdı. Toplamda 47 kez forma giyerken 2 gol-4 asistlik performansıyla dikkat çekti. Modern futbolun gereklilikleriyle hücum yönünü de oldukça geliştirdi, ortaları da dikkat çekiyor. Belki bu yıl çok üste çıkamadı, ancak performansı asla görmezden gelinemez.
Roberto Firmino - Liverpool
41 Milyon Euro gibi rekor bir bonservis bedeliyle 2015-2016 sezonu öncesi transfer edilen Roberto Firmino için, en başında beklentiler kuşkuluydu. Ancak Brezilyalı orta saha sezon boyunca şans bulduğunda elinden gelenin en iyisini yaptı ve takımın hayati damarlarından birini oluşturdu. Ofansif orta saha oyuncusu, forma giydiğinde serbest adam rolünü çok iyi üstlendi. Bazen ortada, bazen kanattaydı ve Liverpool'a eksik olan o yaratıcılığı biraz olsun kazandırmayı başardı. Takım için hayal kırıklığı bir sezon olsa da; Roberto Firmino 44 maça çıktı, 11 gol ve 11 asistlik bir performans gösterdi. Liverpool belki Avrupa potası dışında kaldı; ancak 24 yaşındaki futbolcunun performansı arka perdede kalanlar arasında oldukça değerli…
Ruben Loftus-Cheek - Chelsea
Chelsea altyapısının dünya futboluna kazandırdığı ve 2014 yılında profesyonel olan Loftus-Cheek, stiliyle bize Michael Ballack'ı anımsatıyor. Oyunun savunma yönünü iyi yaptığı gibi; hızlı ayakları, kıvraklığı ve anlık düşünebilme yetisiyle hücumda da iyi işler çıkarabiliyor. Modern futbolun gerektirdiği gibi orta sahada iki yönlü oyuncu rolünü başarıyla üstleniyor. Hep ilk 11'de yer almasa da bu yıl kendisini spor otoritesine kanıtlayabildi ve kumaşını tüm futbol severlere gösterdi. Jamaika asıllı İngiliz futbolcu, Chelsea formasını bu sezon 17 kez terletti, 3 gol ve 3 asistle oynadı. 20 yaşındaki orta saha, çok yakında Chelsea ve İngiltere takımlarının önemli bir değişmezi haline gelecek. Kesinlikle arka planda kalan ancak bahsedilmesi gereken bir performans gösterdi kendisi… 2016-2017 sezonunda belki de Antonio Conte ile savaşa girip istediği şansları bulabilir.
Odion Ighalo - Watford
Udinese'nin geniş scout ağının son yıllardaki bir sonucu olan Odion Ighalo, Udinese-Granada arası geçen kariyerinin ardından 2014 yılında kendini Watford'ta buldu. O sezon 20 gol kaydetti ve takımının Premier Lig'e çıkmasında önemli rol oynadı. Nijeryalı forvet, gol yollarındaki ustalığını 2015-2016 sezonunda da konuşturdu. Watford sezonu orta sıralarda bitirip küme düşmeyerek başarılı sayılabilecek bir performans gösterirken; Ighalo da 37 maça çıktı. Bu süreçte 16 gol ve 5 asist ile oynayan 26 yaşındaki forvet, sezonun arka planda kalan; ancak unutulmaması gereken bir işe imza attı. Gelecek yıl, Watford yin O'na fazlasıyla güveniyor.
Matt Ritchie - Bournemouth
Portsmouth takımında profesyonel olan ve daha sonraki dönemlerini Notts County ve Swindon'da kiralık olarak geçiren Matt Ritchie, 2013 yılında Watford'a transfer oldu. Orta dereceli bir ilk yılın ardından, çıkışına 2014-2015 sezonunda başladı. Championship'te o sezon 46 maça çıkan Ritchie, 15 gol ve 17 asistlik performansıyla tam 32 gole doğrudan katkı yaptı. Watford o yıl Premier Lig'e yükselirken; bu başarıda payı büyüktü. Premier Lig serüveni de Bournemouth için çetindi; ancak Howe yönetimindeki Bournemouth, mütevazı kadrosuna rağmen ligde kalmayı başardı. 26 yaşındaki İskoç da bu yıl 37 maça çıktı, 4 gol-6 asistlik bir performans gösterdi. Son 2 yıldaki yükselişiyle İskoçya milli takımının değişmez taşlarından biri oldu. Ritchie, Bournemouth'un ligde kalışında oynadıkları futbolla arka planda; ancak bahsedilmeden de geçilemez.
Georginio Wijnaldum - Newcastle United
Feyenoord ile profesyonel olan ve PSV performansıyla tanınan Wijnaldum, özel bir sezon geçirdi istatistik açısından. Kulübü Newcastle United 2015-2016 dönemi sonunda küme düşse de bu kötü sonun olmaması için sahada direnen tek bir isim vardı. Bu da Georginio'dan başkası değildi. Hollandalı futbolcu, bu yıl ligin tüm maçlarında forma giydi. Bu süreçte 11 gol kaydederken 5 de asist yaptı. Oynadığı futbolla tribündekileri heyecanlandırsa da; tek başına kötü sona ancak dayanabildi. Newcastle küme düşmesine rağmen; Wijnaldum'un arka planda kalan performansı konuşulmaya değerdi.

Son Küme Düşücü: Sebastien Bassong


Futbolcular, milyon dolarlar kazanan ve futbol sporunu yönlendiren insanlar olduğu gibi, bazen üzerlerine bir uğur veya lanet yapışabilir. Eğer bir uğur sembolü olmuşsa, forma giydiği kulübü ve taraftarlarınca çok sevilir ve yönetim onla uzun seneler çalışır. Veya bu futbolcu çokça kulüp gezerek bu uğurunu onlara da bulaştırır. Eğer futbolcunun üzerine yapışmış lanet ise, durum daha da fena…. Futbolcu ne yaparsa yapsın bu laneti üzerinden atamaz ve hangi kulübe giderse gitsin bu kötü özelliği peşinden gelir.
İlk gruba örnek olarak ağırlıklı olarak PTT 1 Lig'de oynayan Murat Akın'ı örnek verebiliriz. Daha önce blogumda da bahsettiğim gibi, Akın'ı transfer eden kulüp sezon sonunda kendini Spor Toto Süper Lig'de buluyor. Ancak bu yazının ana konusu lanet… Ve üzerinde küme düşme laneti taşıyan, gittiği her takımda mutlaka küme düşen bir futbolcudan bahsedeceğim: Sebastien Bassong… Fransa doğumlu Kamerunlu futbolcu, bugüne kadar 4 farklı kulüpte 6 kez küme düşme başarısızlığını tattı. En son 2015-2016 sezonunda İngiltere Premier Lig'de Norwich ile küme düşünce, bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldım. Talihsiz Bassong'un laneti, sırf kendini değil gittiği kulüpleri de yakıyor.
İlk İzler Metz'de Görüldü
29 yaşındaki stoper, ilk olarak Metz B takımında profesyonel oldu. Burada süre aldığı maçlarda fiziğiyle dikkat çekti. Kısa süre sonra da 2005'te Metz as takımına yükselmeyi başardı. 2005-2006 sezonu için Metz kadrosunun temel elemanlarından biri oldu. O yıl Mtz formasını 23 kez sırtına geçirirken skora katkı yapamadı. Metz de 38 hafta sonunda 29 puanla Ligue 1'in son sırasındaydı ve küme düştü. Bassong, performans konusunda ilk sezonunda istikrar yakalarken; sonucu Metz'in küme düşmesi olmuştu. Küme düşen Metz, çabuk yükselmeye kararlıydı. 2006-2007 sezonunda Ligue 2'de fırtına gibi estiler ve sezonu 76 puanla şampiyon olarak tamamlayarak yeniden Ligue 1'e yükseldiler.

2007-2008 sezonu Metz için yine iyi geçmedi. Takım oldukça vasat bir performans ortaya koyarken 38 hafta sonunda, ligin yine en dibinde yer aldılar. Yalnızca 24 puan toplayarak küme düştüler. Bu sezon, Fransız savunma oyuncusu da yalnızca 19 maçta forma giyebilirken; vasat kaldı ve takımının küme düşüşüne engel olamadı. Metz altyapısından yetişen Bassong, takımının üst üste iki kez küme düşmesine engel olamadı. Takımın üzerindeki bu lanet, artık bitmeliydi; O da transfer olmayı seçti.
Uğursuzluğu Adaya Taşıdı
2008'de 1.6 Milyon Euro karşılığında Newcastle United'in yolunu tutan Sebastien Bassong; Ada ekibinde aslında aradığı yegane şeyi, istikrarı yakalamıştı. 2008-2009 sezonunda Newcastle United formasını 30 kez giydi. Kariyeri için önemli bir  maç sayısı olmasına rağmen; Bassong farkında olmadan uğursuzluğunu Fransa'dan İngiltere'ye taşımıştı. Sezon sonuna gelindiğinde yalnızca 34 puan toplayabilen Newcastle United, 18. sırada yer alarak Championship'e düşen son takım oluyordu.
Kamerunlu futbolcu yıkılmıştı. İstikrarı yakaladığı sezonda, yer aldığı takım bir kez daha küme düşmüştü. Ancak Bassong'un pes etmeye niyeti yoktu. 2009 yılının yaz döneminde 9.3 Milyon Euro bonservis bedeliyle Tottenham'in yolunu tuttu. Tottenham ile 2009-2010 sezonunda 38, 2010-2011 sezonunda ise 20 maça çıktı; toplamda 3 gol ve 1 asistlik katkı yaptı. İlk sezonunda gayet başarılı bir grafik çizen Bassong, bunu Tottenham'daki ikinci yılına yansıtamadı ve üçüncü yılı olan 2012'de ise tamamen gözden düştü.
Wolwes'i de Düşürdü
Tottenham'da gerek takıma yapılan takviyeler, gerekse bireysel olarak yaşadığı sakatlıklar nedeniyle Bassong forma şansı bulmakta zorlanıyordu, iyice gözden düşmüştü. 2012'nin kış aylarında imdadına Premier Lig'de küme düşmemeye oynayan Wolverhampton yetişti. Ligin ikinci yarısında Wolwes formasını yalnızca 9 kez giyebilen Bassong, kiralama sürecini beklediği gibi geçiremedi. Üstüne üstlük 2011-2012 sezonunda 38 hafta sonunda Wolves, 25 puanla Premier Lig'in son sırasında yer aldı ve Championship'e düşen ilk takım oldu. Bassong şanssızlığı yine damlıyordu.

Kiralık sözleşmesinin bitişinin ardından Bassong, ümitli bir şekilde Tottenham'a geri döndü. Ancak kadroda istenmiyordu ve takımı onu yaz ayında 4.5 Milyon Euro'ya Premier Lig'in yeni ekiplerinden Norwich'e sattı. 2012-2013 sezonu Kamerunlu stoper için oldukça güzel geçti. İstikrarı tekrar bulan Bassong, Norwich ile 34 maça çıktı; 3 gol ve 2 asistlik performansıyla kariyerinin en golcü sezonunu geçirdi. Norwich de o yıl ligi 11. bitirerek önemli bir iş başarmış oldu. Ancak Bassong lanetinden kurtulduğunu sanıyorsa, feci yanılacaktı.
Norwich'le Çift Dikişli Düşüş
Bir önceki sezon gösterilen ligde kalmanın rehavetinden olacak, Norwich 2013-2014 sezonuna oldukça kötü bir başlangıç yaptı. Sebastien de istikrarlı formundan düşmüştü ve o yıl Norwich formasını ligde sadece 27 kez giyebildi. Premier Lig'in 38 haftasının ardından Bassong Laneti tekrar devreye girerken; Norwich ise kaçınılmaz sonun içindeydi. Norwich topladığı 33 puanla 18. sırada yer aldı ve küme düşen son ekip olarak tabloyu tamamladı. Bassong için olumsuz anlamda istikrar, sapma yapmamıştı. 2014-2015 sezonunda kısa bir dönem kiralık olarak Watford forması giyen Bassong, burada 11 maça çıktı. Geri döndüğünde ise sezonun kalan bölümünde takımı Norwich'te fazla forma şansı bulamadı. Ancak takımı Norwich için işler yolundaydı ve Sarı-Yeşilli ekip, Championship Play-Off'unu kazanarak bir sonraki sezon için Premier Lig bileti aldı.
Küme yükselmenin moraliyle, Sebastien Bassong 2015-2016 sezonunda Premier Lig'de tekrar istikrar yakalamış oldu. Ada ekibi ile ligde 32 maça çıktı,1 gol kaydetti. Ancak kader Bassong ve takımı için yeniden ağlarını örmüştü. Sezon boyunca hücumdaki verimsizliği ve savunmadaki hatalarıyla dikkat çeken Norwich, bu yıl 38 haftanın sonunda 34 puan toplayabildi. Böylelikle 2015-2016 döneminde Premier Lig'i 19. bitirebildiler ve küme düştüler. Bassong'un laneti artık "Acı kaçınılmazsa zevk almak" tabirini alıyordu. Bassong Norwich ile ikinci, toplamda 6. küme düşüşünü yaşadı bu yıl…

Kamerunlu stoper, artık nasıl bir strateji izler ve bir sonraki takımı neresi olur bilinmez; fakat futbol, bazı futbolculara acımasız davranan bir spordur. Metz-Norwich durakları arasında bolca küme düşme, hüzün, acı, çaresizlik yaşadı Bassong… Bir şekilde tekrar ayağa kalksa da; laneti de kendisi gibi inatçıydı ve peşini asla bırakmadı. Bir futbol takımıysanız ve en üst ligde mücadele etmek, küme düşmemek istiyorsanız kadronuza kesinlikle Sebastien Bassong'u almayın, benden söylemesi!

6 Haziran 2016 Pazartesi

64'ün Şifresi: Ranieri ve Güneş


Tüm taraftarlık duygularından öte, futbol sonuç odaklı bir oyundur. 22 kişinin sahada oynadığı bu spor oyununda, tüm değişkenliklerden fazla sonuçla, yani maç skoruyla ilgilenilir. Ancak futbolu güzelleştiren, maç skorunun yanında daha birçok önemli detayı içinde barındırması ve bu detayların heyecan yaratmasıdır. Bu detaylar futbolla ilgili bir anı, bir duygu olabileceği gibi; tesadüfi hikayeler ve sayılar da olabilir. Tüm bunları dinledikçe, araştırdıkça bu olayların içine daha da çekilirsiniz ve futbolun aracı tutku; sizi aleviyle daha fazla yakar.
Bu yazımda temel konumuz 64 rakamı… Ancak bu bir galibiyet, şampiyonluk veya futbolun herhangi bir bölümüyle ilgili rakam değil… Burada 64, yaşı ilgilendiriyor. Bu 64 hikayesinin ise iki kahramanı var: Şenol Güneş ve Claudio Ranieri! Bu yıl 64 yaşında olan iki deneyimli çalıştırıcı, daha önce pek çok kulüp çalıştırmış; lakin mutlu sona ulaşamamıştı. Ancak 2015-2016 sezonunda işler değişti ve iki teknik adam da kariyerinin en üst noktasına ulaştı. 64 yaşın ikiliye açtığı bu benzerlikte, başka ortak noktalar da var.
64'te İkinci Bahar
İki teknik adam da geçmişte yaşadığı bir oyunculuk deneyimine sahip… Futbolu bıraktıktan sonra yönetme kısmına tutkuyla bağlandılar ve bu amaçları uğrunda savaştılar. Bu amaca en erken ulaşan İtalyan çalıştırıcı Claudio Ranieri oldu. Ranieri, 1986'da Vigor Lamezia'nın başına geçti ve teknik direktörlük deneyimine başladı. Şenol Güneş ise 4 yıl bekleyecekti. Yıl 1990'ı gösterdiğinde Güneş, Boluspor takımıyla ilk teknik direktörlük deneyimine imza attı.
2015-2016 sezonunda iki teknik adam da 64 yaşında görevinin başındaydı. Teknik direktörlüğe başlamasının 30. yılında dünyanın en tepe ligi olan İngiltere Premier Ligi'nde yer alırken; Leicester City'nin başındaydı. Şenol Güneş ise, artık zirveye oynamak ve eski büyüklüğünü hatırlatmak isteyen Beşiktaş'ın yeni kumandanı olmuştu. Cahit Sıtkı Tarancı'nın zamanında belirttiği yolun ikinci yarısına yaklaşan Ranieri ve Güneş, 64 yaşını dolduracakları yıl çok önemli bir rekabete girişiyordu.

Ranieri Dikiş Tutturamadı, Güneş Olduramadı
Ranieri'nin teknik direktörlük geçmişine baktığımızda; Napoli, Fiorentina, Valencia, Atletico Madrid, Chelsea, Juventus, Roma, Inter, Monaco ve Yunanistan milli takımı gibi belli klasmanın üstünde takımlar görürüz hep… Ancak İtalyan çalıştırıcının birazcık Valencia ve kıyısından Chelsea günleri hariç teknik direktörlükte vasat kaldığını görüyoruz. İtalyan çalıştırıcı öyle bir hale geldi ki, çalıştırdığı kulüplerde dikiş tutturamadı ve büyük umutlarla takımın başına getirildiği gibi büyük memnuniyetsizliklerle de takımdan hep kovulan isim oldu. Teknik direktörlük bazında onlarca felaket yaşayan Claudio Ranieri ise tüm bu gönderilmelerde asla depresyona girmedi ve hep yeniden başlangıçlar için çalıştı. Asla yüzüne gülmeyen şans, 2015-2016 sezonu sonunda İtalyan çalıştırıcının karşısına geçecek ve onunla birlikte resmen kahkaha atacaktı.
Şenol Güneş dediğimizde ise, başarısız bir kariyer göremiyoruz. O daha çok olduramayan, son anda kaçıran, şanssız antrenörlerdendi. Teknik direktörlük geçmişinde Boluspor, İstanbulspor, Antalyaspor, Sakaryaspor, Trabzonspor, FC Seoul ve Bursaspor takımlarını görüyoruz. En uzun, toplam 3 kez başına geçtiği Trabzonspor ile çalıştı. Bir türlü şampiyonluk göremese de; Şenol Güneş de birtakım alkışlanacak ve gurur duyulacak performanslar gösterdi. Örneğin Türkiye milli takımını 2002 Dünya Kupası'nda dünyanın en iyi üçüncü takımı yapması, Türk futbol tarihi açısından pamuklara sarmalanıp saklanacak bir başarıydı. Ocak 2007'de dümeni Güney Kore'ye çevirip FC Seoul ile çalışması çoğu spor otoritesi tarafından eleştirilse de, Güneş orada çok sevildi. Hepsinden önemlisi teknik direktörlüğünü burada oldukça geliştirdi ve filozof tarzının altyapısını da burada güçlendirdi. Trabzonspor ile son anda kaçan şampiyonluk, yürek burkan bir anıydı. Ertuğrul Sağlam ile yaşadığı şampiyonluk sonrası strese giren Bursaspor'u da oynattığı güzel futbolla ayağa kaldıran isim Şenol Güneş oldu. Görüldüğü üzere şanssızlık, iki teknik direktörün başka bir ortak özelliğiydi.

2016'da Kazanılan İlk Şampiyonluklar
Claudio Ranieri 2015-2016 sezonu için takımın başına getirildiğinde; pek çok spor otoritesi Leicester City'nin ligi orta sıralarda tamamlayabileceğini ve küme düşmeme savaşı vereceğini düşünüyordu. Leicester City Premier Lig'in en değerli 12. kulübüydü ve Ranieri'nin elinde de mütevazı bir kadro bulunuyordu. Kadrosuyla iyi bir uyum yakalayan ve öğrencileriyle bir aile gibi olan Claudio Ranieri, Premier Lig'e iyi bir başlangıç yaptı. Böylelikle hem kendisinin hem de oyuncuların özgüveni fazlasıyla yükseldi. Oyunculara kazanmanın ne kadar güzel olduğunu hatırlatan Ranieri, Premier Lig'in 38. haftasında 81 puanla zirvedeydi. Üstelik en yakın rakibi Arsenal'e de 5 puan fark atmıştı. Leicester City, tarihindeki ilk şampiyonluğunu yaşayıp bir peri masalı yazarken; bu masalın baş aktörlerinden biri de 64 yaşındaki Claudio Ranieri'ydi. İtalyan çalıştırıcı, kariyerinin ilk şampiyonluğunu, teknik direktörlüğünün 30. yılında elde etmiş ve İngiltere'nin zirvesine çıkmıştı.
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman ve ekibinin çok güvendiği bir isim olan Şenol Güneş; imza attıktan kısa bir süre sonra jet hızıyla oyuncularına etkisini göstermeye başladı. Artık yaşlanıyordu ve şampiyonluk için hiç olmadığı kadar hırslıydı. Beşiktaş'ta hücumu seven sistemi, oynattığı güzel futbol ve oyuncularını parlatmasıyla geçen bazen hüzünlü; ancak çoğunlukla mutlu ve harika bir 2015-2016 sezonu geçirdi. Beşiktaş 34 hafta sonunda Spor Toto Süper Lig'de 79 puan toplarken; toplamda 14. şampiyonluğuna ulaştı. Bu 14. şampiyonlukta Şenol Güneş'in payı çok büyüktü. O da kariyerinin ilk şampiyonluğunu, teknik direktörlüğünün 26. yılında yaşadı.

Mahrez-Vardy vs. Oğuzhan-Gomez
İki teknik adamın bir ortak noktası da bu yıl bazı oyuncuların gelişimine destek vermek ve bazı oyuncularının da kafasındaki sıkıntıları gidererek patlama yapmasına yardımcı olmaktı. Teknik direktör Claudio Ranieri, Leicester City'nin başına geçtikten sonra Riyad Mahrez'e büyük önem verdi. Ve Cezayirli futbolcuyu gerek kanatlarda gerekse ortada serbest adam rolünde değerlendirdi. Bunun sonunde Cezayirli kariyerinin en verimli sezonunu geçirdi. Leicester City'nin şampiyonluğuna büyük katkı yapan Mahrez, sezonun en iyi oyuncusu da seçildi. Sıkıntılı günler geçiren ve Leicester City'de kendisinden beklenilen patlamayı bir türlü yapamayan Jamie Vardy de "Ranieri Güveni"nden nasibini aldı. İngiliz forvet, 24 gol attığı 2015-2016 sezonunda şampiyonluğun en büyük paylarından birine sahipti. İngiltere milli takımına seçildi. Bunun dışında büyük parlayan N'golo Kante ve ikinci baharını geç yaşayan Wes Morgan da Ranieri konusunda örnek verilebilir.
Beşiktaş'ın başına geçtiğinde Şenol Güneş'in yaptığı ilk iş, Oğuzhan Özyakup'un üzerine titremek oldu. Arsenal altyapısından yetişen genç yıldız, hocasının güvenini boşa çıkarmadı. Güneş yönetiminde büyük bir gelişim gösteren yıldız, kariyerinin en verimli sezonunu geçirmiş oldu. Böylelikle hem şampiyonlukta pay sahibiydi hem de Türkiye milli takımının düzenli ilk 11 oyuncusu haline geldi. Beşiktaş'a geldiğinde geçirdiği ağır sakatlıklar nedeniyle kafasında sıkıntıları olan ve form durumu düşük haldeki Mario Gomez, Şenol Güneş yönetiminde adeta küllerinden doğdu. Mental ve fiziksel olarak kariyerinin en formda dönemine ulaşan Mario Gomez, takımı Beşiktaş şampiyonluğa ulaşırken 26 golle katkı verdi. Böylelikle gol krallığı yaşadı. Bunun yanında Almanya milli takımının bir numaralı santrforu oldu yeniden Alman yıldız… Şenol Güneş konusunda diğer örnekler olarak da Jose Sosa ve İsmail Köybaşı'nı verebiliriz.

Hem Ranieri hem Güneş yaratıcı antrenman teknikleri, fazlasıyla motive edici konuşmaları ve futbolcularıyla bir aile ortamı kurmasıyla 2015-2016 sezonunda başarıya ulaştı. 64 yaş, iki deneyimli çalıştırıcıya da ilk şampiyonlukları getirdi. Ve 64 yaşlarındayken, ülkelerinde zirveye çıktılar. Ancak önlerinde daha zor bir görev olacak. 2016-2017 sezonunda şampiyon unvanını korumak, kadroyu geliştirmek ve aynı zamanda Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak zorundalar… Özetle 64 yerini 65'e bırakırken; daha stresli bir sezon geçirecekler.