Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2016 Pazartesi

64'ün Şifresi: Ranieri ve Güneş


Tüm taraftarlık duygularından öte, futbol sonuç odaklı bir oyundur. 22 kişinin sahada oynadığı bu spor oyununda, tüm değişkenliklerden fazla sonuçla, yani maç skoruyla ilgilenilir. Ancak futbolu güzelleştiren, maç skorunun yanında daha birçok önemli detayı içinde barındırması ve bu detayların heyecan yaratmasıdır. Bu detaylar futbolla ilgili bir anı, bir duygu olabileceği gibi; tesadüfi hikayeler ve sayılar da olabilir. Tüm bunları dinledikçe, araştırdıkça bu olayların içine daha da çekilirsiniz ve futbolun aracı tutku; sizi aleviyle daha fazla yakar.
Bu yazımda temel konumuz 64 rakamı… Ancak bu bir galibiyet, şampiyonluk veya futbolun herhangi bir bölümüyle ilgili rakam değil… Burada 64, yaşı ilgilendiriyor. Bu 64 hikayesinin ise iki kahramanı var: Şenol Güneş ve Claudio Ranieri! Bu yıl 64 yaşında olan iki deneyimli çalıştırıcı, daha önce pek çok kulüp çalıştırmış; lakin mutlu sona ulaşamamıştı. Ancak 2015-2016 sezonunda işler değişti ve iki teknik adam da kariyerinin en üst noktasına ulaştı. 64 yaşın ikiliye açtığı bu benzerlikte, başka ortak noktalar da var.
64'te İkinci Bahar
İki teknik adam da geçmişte yaşadığı bir oyunculuk deneyimine sahip… Futbolu bıraktıktan sonra yönetme kısmına tutkuyla bağlandılar ve bu amaçları uğrunda savaştılar. Bu amaca en erken ulaşan İtalyan çalıştırıcı Claudio Ranieri oldu. Ranieri, 1986'da Vigor Lamezia'nın başına geçti ve teknik direktörlük deneyimine başladı. Şenol Güneş ise 4 yıl bekleyecekti. Yıl 1990'ı gösterdiğinde Güneş, Boluspor takımıyla ilk teknik direktörlük deneyimine imza attı.
2015-2016 sezonunda iki teknik adam da 64 yaşında görevinin başındaydı. Teknik direktörlüğe başlamasının 30. yılında dünyanın en tepe ligi olan İngiltere Premier Ligi'nde yer alırken; Leicester City'nin başındaydı. Şenol Güneş ise, artık zirveye oynamak ve eski büyüklüğünü hatırlatmak isteyen Beşiktaş'ın yeni kumandanı olmuştu. Cahit Sıtkı Tarancı'nın zamanında belirttiği yolun ikinci yarısına yaklaşan Ranieri ve Güneş, 64 yaşını dolduracakları yıl çok önemli bir rekabete girişiyordu.

Ranieri Dikiş Tutturamadı, Güneş Olduramadı
Ranieri'nin teknik direktörlük geçmişine baktığımızda; Napoli, Fiorentina, Valencia, Atletico Madrid, Chelsea, Juventus, Roma, Inter, Monaco ve Yunanistan milli takımı gibi belli klasmanın üstünde takımlar görürüz hep… Ancak İtalyan çalıştırıcının birazcık Valencia ve kıyısından Chelsea günleri hariç teknik direktörlükte vasat kaldığını görüyoruz. İtalyan çalıştırıcı öyle bir hale geldi ki, çalıştırdığı kulüplerde dikiş tutturamadı ve büyük umutlarla takımın başına getirildiği gibi büyük memnuniyetsizliklerle de takımdan hep kovulan isim oldu. Teknik direktörlük bazında onlarca felaket yaşayan Claudio Ranieri ise tüm bu gönderilmelerde asla depresyona girmedi ve hep yeniden başlangıçlar için çalıştı. Asla yüzüne gülmeyen şans, 2015-2016 sezonu sonunda İtalyan çalıştırıcının karşısına geçecek ve onunla birlikte resmen kahkaha atacaktı.
Şenol Güneş dediğimizde ise, başarısız bir kariyer göremiyoruz. O daha çok olduramayan, son anda kaçıran, şanssız antrenörlerdendi. Teknik direktörlük geçmişinde Boluspor, İstanbulspor, Antalyaspor, Sakaryaspor, Trabzonspor, FC Seoul ve Bursaspor takımlarını görüyoruz. En uzun, toplam 3 kez başına geçtiği Trabzonspor ile çalıştı. Bir türlü şampiyonluk göremese de; Şenol Güneş de birtakım alkışlanacak ve gurur duyulacak performanslar gösterdi. Örneğin Türkiye milli takımını 2002 Dünya Kupası'nda dünyanın en iyi üçüncü takımı yapması, Türk futbol tarihi açısından pamuklara sarmalanıp saklanacak bir başarıydı. Ocak 2007'de dümeni Güney Kore'ye çevirip FC Seoul ile çalışması çoğu spor otoritesi tarafından eleştirilse de, Güneş orada çok sevildi. Hepsinden önemlisi teknik direktörlüğünü burada oldukça geliştirdi ve filozof tarzının altyapısını da burada güçlendirdi. Trabzonspor ile son anda kaçan şampiyonluk, yürek burkan bir anıydı. Ertuğrul Sağlam ile yaşadığı şampiyonluk sonrası strese giren Bursaspor'u da oynattığı güzel futbolla ayağa kaldıran isim Şenol Güneş oldu. Görüldüğü üzere şanssızlık, iki teknik direktörün başka bir ortak özelliğiydi.

2016'da Kazanılan İlk Şampiyonluklar
Claudio Ranieri 2015-2016 sezonu için takımın başına getirildiğinde; pek çok spor otoritesi Leicester City'nin ligi orta sıralarda tamamlayabileceğini ve küme düşmeme savaşı vereceğini düşünüyordu. Leicester City Premier Lig'in en değerli 12. kulübüydü ve Ranieri'nin elinde de mütevazı bir kadro bulunuyordu. Kadrosuyla iyi bir uyum yakalayan ve öğrencileriyle bir aile gibi olan Claudio Ranieri, Premier Lig'e iyi bir başlangıç yaptı. Böylelikle hem kendisinin hem de oyuncuların özgüveni fazlasıyla yükseldi. Oyunculara kazanmanın ne kadar güzel olduğunu hatırlatan Ranieri, Premier Lig'in 38. haftasında 81 puanla zirvedeydi. Üstelik en yakın rakibi Arsenal'e de 5 puan fark atmıştı. Leicester City, tarihindeki ilk şampiyonluğunu yaşayıp bir peri masalı yazarken; bu masalın baş aktörlerinden biri de 64 yaşındaki Claudio Ranieri'ydi. İtalyan çalıştırıcı, kariyerinin ilk şampiyonluğunu, teknik direktörlüğünün 30. yılında elde etmiş ve İngiltere'nin zirvesine çıkmıştı.
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman ve ekibinin çok güvendiği bir isim olan Şenol Güneş; imza attıktan kısa bir süre sonra jet hızıyla oyuncularına etkisini göstermeye başladı. Artık yaşlanıyordu ve şampiyonluk için hiç olmadığı kadar hırslıydı. Beşiktaş'ta hücumu seven sistemi, oynattığı güzel futbol ve oyuncularını parlatmasıyla geçen bazen hüzünlü; ancak çoğunlukla mutlu ve harika bir 2015-2016 sezonu geçirdi. Beşiktaş 34 hafta sonunda Spor Toto Süper Lig'de 79 puan toplarken; toplamda 14. şampiyonluğuna ulaştı. Bu 14. şampiyonlukta Şenol Güneş'in payı çok büyüktü. O da kariyerinin ilk şampiyonluğunu, teknik direktörlüğünün 26. yılında yaşadı.

Mahrez-Vardy vs. Oğuzhan-Gomez
İki teknik adamın bir ortak noktası da bu yıl bazı oyuncuların gelişimine destek vermek ve bazı oyuncularının da kafasındaki sıkıntıları gidererek patlama yapmasına yardımcı olmaktı. Teknik direktör Claudio Ranieri, Leicester City'nin başına geçtikten sonra Riyad Mahrez'e büyük önem verdi. Ve Cezayirli futbolcuyu gerek kanatlarda gerekse ortada serbest adam rolünde değerlendirdi. Bunun sonunde Cezayirli kariyerinin en verimli sezonunu geçirdi. Leicester City'nin şampiyonluğuna büyük katkı yapan Mahrez, sezonun en iyi oyuncusu da seçildi. Sıkıntılı günler geçiren ve Leicester City'de kendisinden beklenilen patlamayı bir türlü yapamayan Jamie Vardy de "Ranieri Güveni"nden nasibini aldı. İngiliz forvet, 24 gol attığı 2015-2016 sezonunda şampiyonluğun en büyük paylarından birine sahipti. İngiltere milli takımına seçildi. Bunun dışında büyük parlayan N'golo Kante ve ikinci baharını geç yaşayan Wes Morgan da Ranieri konusunda örnek verilebilir.
Beşiktaş'ın başına geçtiğinde Şenol Güneş'in yaptığı ilk iş, Oğuzhan Özyakup'un üzerine titremek oldu. Arsenal altyapısından yetişen genç yıldız, hocasının güvenini boşa çıkarmadı. Güneş yönetiminde büyük bir gelişim gösteren yıldız, kariyerinin en verimli sezonunu geçirmiş oldu. Böylelikle hem şampiyonlukta pay sahibiydi hem de Türkiye milli takımının düzenli ilk 11 oyuncusu haline geldi. Beşiktaş'a geldiğinde geçirdiği ağır sakatlıklar nedeniyle kafasında sıkıntıları olan ve form durumu düşük haldeki Mario Gomez, Şenol Güneş yönetiminde adeta küllerinden doğdu. Mental ve fiziksel olarak kariyerinin en formda dönemine ulaşan Mario Gomez, takımı Beşiktaş şampiyonluğa ulaşırken 26 golle katkı verdi. Böylelikle gol krallığı yaşadı. Bunun yanında Almanya milli takımının bir numaralı santrforu oldu yeniden Alman yıldız… Şenol Güneş konusunda diğer örnekler olarak da Jose Sosa ve İsmail Köybaşı'nı verebiliriz.

Hem Ranieri hem Güneş yaratıcı antrenman teknikleri, fazlasıyla motive edici konuşmaları ve futbolcularıyla bir aile ortamı kurmasıyla 2015-2016 sezonunda başarıya ulaştı. 64 yaş, iki deneyimli çalıştırıcıya da ilk şampiyonlukları getirdi. Ve 64 yaşlarındayken, ülkelerinde zirveye çıktılar. Ancak önlerinde daha zor bir görev olacak. 2016-2017 sezonunda şampiyon unvanını korumak, kadroyu geliştirmek ve aynı zamanda Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olmak zorundalar… Özetle 64 yerini 65'e bırakırken; daha stresli bir sezon geçirecekler.

19 Ekim 2015 Pazartesi

İtalya'da Kıran Kırana Mücadele


İtalya Serie A'nın 8. haftasının kapanış müsabakasında Inter, her zamanki gibi savunma güvenliğini ön planda tutarak çıktı sahaya... Santon-Murillo-Miranda-Juan savunma hattını oluşturdu. Onları hemen önünde kesici olarak Medel yer alırken; Medel'i ise; Brozovic ve Melo ikilisi destekledi. Perisic, Jovetic ve Icardi kadroyu tamamlayan isimlerdi. Inter teknik direktörü Roberto Mancini'nin 8 haftada tek hatası, defansif sevda uğruna, genç Fransız Kondogbia'yı yanında oturtması... Juventus ise, beklenen kadroyla Inter karşısına çıktı. Tek sürpriz, Paulo Dybala yerine Allegri'nin Zaza ile maça başlamasıydı. Yanlış bir tercih diyebiliriz; çünkü Simone Zaza, Inter gibi tam kapalı savunmalar karşısında oldukça zorlanıyor. Dün de bu senaryo tekrarlandı ve Zaza 78 dakika boyunca kayboldu.
Maçın ilk düdüğünden bitiş düdüğüne kadar sahada kıran kırana ve rekabet dozu yüksek bir mücadele verdi.İlk yarıda sarı kartlar havada uçuşurken; hakem Paolo Valeri çoğu yerde sertliğe müsamaha gösterdi. Maçın ilk devresinde, Inter daha etkili olan taraftı. 4 yıldır Juventus'a karşı kazanamamış olmaları onları farklı bir hısla besledi. Orta sahayı daha etkili kullanan Mavi-Siyahlılar, bu alanı domine etti. Perisic'in getirdiği toplarla üçüncü bölgede etkili olmaya çalıştılar. Jovetic de ataklarda yer alan isimdi. Juventus, sakatlığını yeni atlatan Khedira'nın yumuşaklığı ve orta alandaki bir diğer isim Marchisio'nun sarı kart görüşüyle, orta alanda daha pasif kaldı. Inter savunmasının önlem aldığı Alvaro Morata Zebralar'da pek etki gösteremezken; hücum yükü Simone Zaza'ya kaldı. Zaza da bulduğu pozisyonları cömertçe harcayarak saç baş yoldurdu. Durum böyle olunca taraflar, soyunma odasına golsüz eşitlikle girdi.
Taraflar ikinci yarıda da temkinli
İkinci yarının başlangıç düdüğüyle birlikte takımlar aynı kadroyla sahaya çıkarken; 60. dakikaya kadar sahada yine temkinli bir oyun vardı. Inter'in topa daha fazla sahip oluşu, Juventus'un uyanmaya başlamasıyla son buldu. Orta sahaya denge geldi ve Juventus, Inter kalesinde istediği pozisyonları bulma şansı yakaladı. Bu dakikalarda kırmızı kart görmemesi için Mancini Melo-Guarin değişikliğini yaparken; Guarin'den o oyunu iki yönlü oynayıp hücuma destek verme katkısını alamadı. Inter iyice geriye yaslandı. Günün etkisizleri Morata ve Zaza yerine Mandzukic ve Dybala'yı oyuna alan Juventus teknik direktörü Allegri golü istedi; ancak Juventus bulduğu şansları değerlendiremeyince maç başladığı gibi 0-0 sona erdi.
Son derece kritik 90 dakikada yenilmeyen Inter, üçüncü sıradaki yerini korudu. Juventus ise ikinci yarıda vites arttırsa da 3 puan alamayarak Serie A'da yukarılara tırmanma şansını kaçırdı. Inter'de Jovetic, Brozovic ve Perisic her hafta daha iyi bir futbol koyarak dikkat çekiyor. Juventus'un ise üçüncü bölgede etkili olabilmesi için; mutlaka Dybala-Mandzukic ikilisiyle maçlara başlaması gerekiyor. Sakatlıktan yeni dönen Mandzukic ritmini bulduğunda, golleriyle Zebralar'a hayat verecektir. Zaza ise sadece Inter gibi aşırı kapalı savunmalara karşı ilk 11 başlamamalı; yoksa Zaza gerçekten Serie A'daki en iyi bitirici forvetlerin başında geliyor. Maçın hakemi Valeri'ye baktığımızda ise; sadece ilk yarıda verdiği sarı kartlar konusunda biraz bonkör davrandığını söyleyebiliriz.

26 Temmuz 2015 Pazar

Barcelona, Arkayı 5'ledi


Berlin Olimpiyat Stadyumu... Yarı Final'de iki dev takımı elemiş ve finale çıkma başarısı göstermiş Avrupa'nın iki büyük kulübünü ağırlıyor. Sol köşede, Bayern Münih'e bayramı göstermeden sadece arifeyi yaşatan Barcelona... Sağ köşede ise, Real Madrid'i kendi silahıyla vurarak bombayı kucağına bırakan Juventus... Dün gece gelin gibi süslenen Berlin Olimpiyat Stadyumu'nda karşı karşıya geldiler. Tribünler, ikiye ayrılmış durumda ve final koreografisini sergiliyorlar takımlarına itici güç olabilmesi için...
Biz Türkleri en ilgilendiren kısım ise, kesinlikle finalde düdük çalan hakemimiz Cüneyt Çakır ve ekibi... Şampiyonlar Ligi müziği okunurken; hakem olarak Cüneyt Çakır'ı görünce çok gururlanıyoruz. Gözlerimiz dalıyor hafif, bu büyük ülke başarısı yüzünden milli damarlarımız kabarıyor. Yardımcıları Tarık Ongun ve Bahattin Duran'la birlikte göğsümüzü bir hayli kabarttılar. Buradan bir kez daha Cüneyt Çakır'ı tebrik etmek istiyorum. Oyunculara mücadele tanıdığı, oyunu devam ettirmeye yönelik, futbolcularla fazla yüz göz olmaya fırsat tanımadığı ve pozisyonları doğru süzdüğü mükemmel bir mücadele geçirdi. Hep doğru kararlar verdi. Neymar'ın eliyle gol attığı pozisyonda çizgi hakemi ile müthiş bir koordinasyon gösterdiler. 38 yaşındaki hakemimiz, Avrupa'daki git gide artan performansıyla Türkiye'yi gururlandırıyor. Dün, belki de Barca ya da Juve'den bir taraf değildik; ilk defa bir hakemi destekliyorduk. Maçın sonucundan çok, Cüneyt Çakır'ın kararlarını destekliyorduk tüm Türkiye bir olmuş...
Juventus bilindik kadrosuyla sahadaydı. Maçtan önce Chiellini'nin sakatlığı moralleri bozmuştu, defans tandemi Barzagli-Bonucci ikilisine kalmıştı. Onun dışında tam kadro sahada yer alıyordu Zebralar... Katalan ekibi de büyük final için beklenen kadrosuyla sahadayken; Barcelona ile son maçının heyecanını yaşayan Xavi yedekte oturuyordu. O eşsiz ve tüyleri diken diken eden Şampiyonlar Ligi müziğinin ardından yılın en büyük kapışması başlıyordu.
Dev finale Juventus tutuk başlarken; Barcelona, 3. dakikada kaleye gittiği ilk pozisyonda golü buluyor ve 1-0 öne geçiyordu. Sol çapraz kenarda bulunan Brezilyalı Neymar, önü kapanınca ceza sahasına girmekten vazgeçti ve içerideki Iniesta'ya pasını gönderdi. Iniesta da hiç bekletmeden solundaki Rakitic'e çıkarınca, Hırvat orta saha oyuncusu Rakitic'e düzgün bir vuruş yapmak kaldı ve Katalanlar maça mükemmel bir başlangıç yaptı. Rakitic, golünü 3:23'te atarken; Şampiyonlar Ligi'nin en erken 3. golünü de kaydediyordu. Bu arada asisti yapan Iniesta, "Üç farklı Şampiyonlar Ligi Finali'nde asist yapan ilk oyuncu" unvanının da sahibi oluyordu.
Ardından ilk yarı, karşılıklı ataklarla devam etti. Bir Juventus geldi, etkisiz şutlarıyla başarısız oldu. Ardından gelen Barcelona ataklarında ise, Juventus'un emektar kalecisi Buffon geçilemedi. İlk yarıda topun tek hakimi olan Katalan ekibi, Juventus'a fazla top yapma imkanı tanımadı ve ilk yarı biterken topla oynama yüzdesini yüzde 70'lere kadar çıkardı. İlk yarıda dikkat çeken bir başka nokta ise, Juventus'lu Pogba ve Vidal'in agresif oyun tarzıydı. Hakemimiz Cüneyt Çakır, bu ikiliye maç boyunca fazlaca müsamaha gösterdi. Birinci devrede Barca etkili oyununu ikinci golle süsleyemezken; Juventus'ta Tevez ve Morata'nın etkisizliği can sıkıyordu. Pirlo da gününde olmayan isimlerdendi.
İkinci yarıya da üstün başlayan Barcelona, Luis Suarez ile önemli bir şut imkanı yakaladı; ancak Buffon topu kornere çeldi. Bu dakikadan itibaren ipleri eline alan Juventus, 15 dakikalık bölümde iyi pas yaptı ve topa daha çok sahip olmaya başladı. Bunun sonucunda gelen gol ile umutlandılar. Dakikalar 55'i gösterirken; Marchisio’nun nefis topuk pasında (gecenin en güzel hareketi) topu alan Lichtsteiner’ın sağdan ortasında Carlos Tevez’in vuruşu kaleci Ter Stegen’den döndü. Ancak Alvaro Morata, dönen topu tip'leyerek Şampiyonlar Ligi’nde son yedi maçta beşinci golünü attı ve Juventus’a 1-1’lik beraberliği getirdi. Genç İspanyol, Real Madrid'te yapamadıklarını, Juventus formasıyla bir bir gösteriyordu. Gol sonrasında da Barca kalesine yüklenmeye devam eden Juventus, istediği sonucu elde edemedi. Bunun sonucunda ise, Barcelona 2. golü bulan taraf oldu. Lionel Messi hızla rakip sahaya geçip ceza sahası dışından vurdu. Kaleci Buffon’dan seken topu Luis Suarez ağlarla buluşturdu ve takımını 2-1 öne geçirdi. Bu golden sonra, Juventus Barcelona kalesine gol aramak için yüklense de son sözü söyleyen uzatmaların 6. dakikasında Neymar oldu. Son şanslarını arayan Juventus defansını oldukça boş yakalayan Neymar, Pedro'nun asistiyle düzgün bir şut çıkardı ve durumu 3-1'e getiren golü attı. Bu gol, Barcelona'ya kupayı müjdelerken; Cüneyt Çakır da santra yapmadan maçı bitiriyordu.
Barcelona'dan Rekor
Barcelona, UEFA Şampiyonlar Ligi Finali'nde Juventus'u 3-1 ile geçerken; şampiyonluk kupasını ise UEFA Başkanı Michel Platini'nin elinden aldı. Katalan kulübü, 2014-2015 sezonunda La Liga ve İspanya Kral Kupası'nın ardından Şampiyonlar Ligi'nde de mutlu sona ulaşarak sezonu 3 kupayla tamamladı. Toplamda 5. kez Şampiyonlar Ligi kupasını müzelerine götürürlerken; son 5 finallerinin 4'ünü kazanmış oldular.
Aynı başarıyı 2008-2009 yılında da tekrarlayan Barcelona, o sezonu da 3 kupayla tamamlamasını bilmişti. Böylelikle Katalanlar, bu başarıyı ikinci kez tekrarlayabilen tek takım olarak futbol tarihine adlarını altın harfle yazdırmış oldular.
Finalin MVP'si ise, Rakitic'in golünde asisti yapan ve maç genelinde kusursuza yakın bir futbol ortaya koyan Andres Iniesta seçildi.